Mısır Kızıldeniz’de İran ve Husiler arasında sıkıştı

İran savaşı ve Husilerin yeni tehditleri Mısır’ı ekonomik ve diplomatik açıdan baskı altında bırakıyor. Kahire diplomasiye ağırlık verse de çatışmanın seyrini etkileme gücü sınırlı.

Mısır Kızıldeniz’de İran ve Husiler arasında sıkıştı
Yayınlama: 30.07.2026
1
A+
A-

Süveyş Kanalı yaklaşık 193 kilometre uzunluğunda. Akdeniz ile Kızıldeniz arasındaki bu su yolu, Avrupa ile Asya arasındaki güzergâhı 10 bin 700 kilometre kısaltıyor. Bu rota olmasa gemiler Ümit Burnu’nun etrafından dolanmak zorunda kalacaktı. Kanal, 1869’da açılmasından bu yana dünyanın en önemli ticaret yolları arasında.

Ancak Husilerin Kızıldeniz’de deniz taşımacılığına yönelik saldırılarından bu yana çok sayıda nakliye şirketi Süveyş Kanalı’ndan uzak duruyor. İsrail, ABD ve İran arasındaki savaş ile Husilerin Babülmendep Boğazı’nı yeniden denetimleri altına alma tehdidi, bu eğilimin daha da güçlenebileceği endişesini artırıyor.

Mısır açısından ülkenin en önemli gelir kaynaklarından biri tehlikede. Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi’ye göre ülke, yalnızca 2024 yılında Süveyş Kanalı gelirlerinden yaklaşık 7 milyar dolar kaybetti. Haber ajansı Reuters’ın Mısır Cumhurbaşkanlığına dayandırdığı haberine göre, bazı dönemlerde aylık kayıp yaklaşık 800 milyon dolara ulaşıyor. Böylece ekonomik sonuçlar deniz taşımacılığının çok ötesine uzanıyor.

Ortadoğu araştırmaları alanında çalışan Ordoğu Düşünceleri (Middle East Minds) adlı düşünce kuruluşunun kurucusu ve direktörü Stefan Lukas durumu şöyle açıklıyor:

“Mısır ekonomik açıdan son derece ikircikli bir durumda bulunuyor. Kanal gelirleri, Körfez’den çıkan ek petrolün Suudi Arabistan boru hatları üzerinden Kızıldeniz’e, oradan da Süveyş Kanalı’na taşınması sayesinde 2025-2026 mali yılında başlangıçta arttı ancak Husilerin tehdit ettiği Babülmendep ablukası gerçekten uygulanırsa bu alternatif model de ortadan kalkabilir. Üstelik bu ihtimal, yükselen enerji fiyatları ve Uluslararası Para Fonu’nun reform programının Kahire’nin mali hareket alanını zaten büyük ölçüde daralttığı bir döneme denk geliyor.”

Ekonomik baskı yüksek

Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı Ortadoğu uzmanı Hannah Voß ise şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Yüksek enerji fiyatları ithalatı pahalılaştırıyor ve enflasyonu artırıyor. Kızıldeniz’deki belirsizlik ile Babülmendep geçişinde yaşanabilecek olası aksamalar, Süveyş Kanalı gelirlerini tehlikeye atıyor. Turizm, sermaye girişleri ve Mısır poundunun döviz kuru da her yeni gerilime karşı son derece hassas tepki veriyor. Mısır ağır borç yükü altında ve Uluslararası Para Fonu kredilerinin yanı sıra Körfez ülkelerinden gelen yatırımlar ile mali yardımlara bağımlı durumda.”

Etkilerin ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını başka veriler de ortaya koyuyor. Haber ajansı Associated Press’e göre Süveyş Kanalı gelirleri 2023’te kaydedilen 10,25 milyar dolardan 2024’te yaklaşık 4 milyar dolara geriledi. Aynı dönemde kanaldan geçen gemi sayısı 26 binden fazlayken yaklaşık 13 bine düştü. Birçok nakliye şirketi Afrika çevresindeki son derece uzun güzergâhı tercih ediyor.


Artan enerji maliyetleri, yüksek enflasyon ve bölgesel gerilimler Mısır ekonomisi üzerinde baskıyı artırıyor. Döviz kurundaki dalgalanmalar, ithalata bağımlı ülkede hayat pahalılığını ağırlaştırıyorFotoğraf: Amr Nabil/AP Photo/picture alliance

Tartışmalı ekonomi politikası

Berlin merkezli Ortadoğu Düşünceleri kuruluşu, Mısır’ın İran savaşından askeri olmaktan çok ekonomik açıdan etkilendiği görüşünde. Ekonomi, 2023 sonundaki krizin ardından ilk aşamada istikrar kazanıyor. Ancak sermaye çıkışları, artan enerji maliyetleri, gerileyen turizm gelirleri ve Süveyş Kanalı’ndaki kayıplar bu toparlanmayı yeniden tehdit ediyor. Buna ekonomideki temel reformların bugüne kadar hayata geçirilmemesi de ekleniyor.

Uluslararası ilişkiler ve dış politika alanında çalışan Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Endowment adlı düşünce kuruluşu ise Mısır’ın bu kayıpları kendi imkânlarıyla telafi etmekte zorlanmasını ülkenin ekonomi modeliyle açıklıyor.

Buna göre hükümet, üretken yatırımlar ve özel sektör büyümesi geri planda kalırken giderek daha fazla devlet eliyle yürütülen büyük projelere ve ordunun denetimindeki varlıklara dayanıyor. Bunun sonucunda ülkenin yabancı kredilere ve yatırımlara bağımlılığı artıyor. Süveyş gelirlerindeki düşüşü kısa sürede telafi edebilecek yeni gelir kaynakları da görünmüyor.

“Gerilimin çok hızlı düşürülmesinde çıkarı var”

Hannah Voß bunu “Mısır’ın gerilimin çok hızlı biçimde düşürülmesinde çıkarı var” sözleriyle açıklıyor. Kahire, Katar ya da Umman kadar görünür olmasa da arabuluculuk çabalarını destekliyor. Hükümet aynı zamanda ABD, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilişkilerini güvence altına almaya çalışırken İran’la açık bir çatışmadan kaçınıyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House da bu politikayı tutarlı bir risk yönetimi olarak tanımlıyor. Amaç bölgedeki güç mücadelesinin sonucunu belirlemek değil, Mısır’ın ekonomik kayıplarını mümkün olduğunca sınırlamak. Bu nedenle Kahire bütün çatışma taraflarıyla görüşmelere ağırlık veriyor ve Kızıldeniz’deki deniz yollarının güvenliğini korumaya çalışıyor.


Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Sisi (solda) Ortadoğu’daki gerilimler karşısında çok yönlü bir denge siyaseti izliyor. Sisi, Körfez ülkeleriyle yakın ilişkilerini korurken İran, İsrail ve Batılı ülkelerle de iletişim kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Mayıs’ta Abu Dabi’de Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed ile yapılan bu gayriresmî görüşme Kahire’nin bölgesel ittifaklarını sağlam tutma çabasının bir yansımasıFotoğraf: Mohamed Al Hammadi/UAE Presidential Court/REUTERS

Ortadoğu Düşünceleri uzmanı Stefan Lukas şu analizi yapıyor:

“Sisi yönetimi bu nedenle bir kez daha iki yönlü bir siyaset izliyor: Mısır dışarıya karşı Suudi Arabistan’la dayanışma sergiliyor, Husi tehditlerini kınıyor ve Süveyş Kanalı’ndaki güvenlik önlemlerini artırıyor.”

Ancak Kahire perde arkasında İran’a karşı açıkça cephe almadan Tahran’la iletişim kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Bu tutumun arkasında hem Körfez ülkelerine olan mali bağımlılık hem de kanalın doğrudan hedef hâline gelmesinden duyulan endişe bulunuyor.

Ortak çıkar: İstikrar 

Ortadoğu uzmanı Hannah Voß’un değerlendirmesi ise şöyle:

“Bölgedeki bütün ülkelerin bölgesel düzeni istikrara kavuşturmakta çıkarı var. Çünkü hiçbiri kalıcı bir krizin maliyetini karşılayabilecek durumda değil.”

Mısır’ın ikilemi de tam olarak burada ortaya çıkıyor. Kahire açısından mesele artık yalnızca dış politikadan ibaret değil. Kızıldeniz’deki her yeni gerilim, ülkenin acilen ihtiyaç duyduğu döviz gelirlerini azaltıyor. Gerilimin düşmesi ise ekonomik toparlanma ihtimalini artırıyor. Bu nedenle Mısır aynı anda arabulucu, Körfez ülkelerinin güvenilir ortağı ve Tahran’la iletişim kanalı olmaya çalışıyor.

Ancak hükümetin çatışmanın seyri üzerinde kayda değer bir etkisi bulunmuyor. Stefan Lukas bunu “Belirleyici olan, ablukanın sembolik düzeyde mi kalacağı yoksa gerçekten uygulanıp uygulanmayacağı olacak” şeklinde açıklıyor.

Kalıcı bir gerilim düşüşünün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine sonuçta Kahire değil, öncelikle Washington, Tahran ve Husiler karar veriyor.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.