Yargının hesap verebilirliği, hesap sorulması hakkını da içerir mi?

Demokrasinin korunması için izlenmesi gereken yol, tek adam yönetimine karşı demokrasi güçlerinin ittifakı ile demokratik, laik parlamenter rejimin yeniden inşası, gerçek bir güçler ayrılığının sağlanması ve tabii ki ‘oy ötekileştirmesi’nin yapılmayacağı bir erken seçimin zorlanması olabilir

Yargının hesap verebilirliği, hesap sorulması hakkını da içerir mi?
Yayınlama: 25.08.2025
3
A+
A-

Av. Mustafa Karadağ*

CHP’nin 19 Mart darbesi olarak nitelendirdiği İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ile başlayan, daha sonra da kan davasına dönüştürülen süreç Türkiye’de yargının hesap verebilirliğini yeniden gündeme taşıdı ya da bu tartışmayı sürekli hale getirdi. Kuşkusuz Türkiye yargının hesap verebilirliği sorununu ilk kez yaşamıyor. Memleketin yargısı hep sorunluydu, fakat AKP iktidarı ile birlikte sorun boyut ve nitelik değiştirdi. 2010 Anayasa değişikliğinin ardından Fettullah Gülen cemaati, şimdiki adıyla FETÖ marifetiyle yargıyı ele geçiren AKP 2014 HSK seçimi ve 2017 Anayasa Referandumu ile Türkiye’de her şeyi “tek adam”a bağladı. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ortadan kaldırıldı, böylece yargı da cumhurbaşkanına bağlı bir yapı haline getirildi.

Yargının hesap verebilirliği ile yargı bağımsızlığı birbirine sıkı sıkıya bağlı ilkelerdendir. Yargı organlarının hem bağımsız hem de hesap verebilir olması, demokratik toplumların vazgeçilmez bir unsurudur. Bu bağlamda, yargı erkine tanınan geniş yetkilerin, keyfî uygulamaya dönüşmemesi ve toplum nezdinde meşruiyetini koruyabilmesi için hesap verebilirlik ilkesi büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’de 2010 Anayasa değişiklikleriyle sahte delil yaratma yöntemiyle demokratik, laik güçlerin cezalandırılması ve tasfiye edilmesi yöntemi cari iken 2014, ama özellikle 2017 yılından sonra delilsiz, kayıtsız koşulsuz muhalif, demokratik ve laik yapıların, kişilerin tutuklanması, siyaset sahnesinden tasfiyesi yöntemi geçerli oldu. Tam da bu aşamada yargının bağımsızlığı ve hesap verebilirliği daha da önemli hale gelmiştir.  

Özetle; yargının hesap verebilirliği, yargı organlarının işlemlerinin ve kararlarının denetlenebilir, şeffaf ve hukuka uygun olması anlamına gelir. Bu ilke, bireylerin adil yargılanma hakkını güvence altına alırken aynı zamanda yargı kurumunun toplumsal sorumluluğunu da pekiştirir. Burada söz konusu olan hesap verebilirlik, yürütme organlarına karşı bir “bağlılık” değil, hukuka ve kamuya karşı sorumluluk anlamına gelmektedir.

Yargının hesap verebilirliğinin sağlanması için yargı etiği ve meslek kurallarına titizlikle uyulması, yargılamaların aleni soruşturmaların şeffaflığının temin edilmesi, delillerin yasaya uygun ve objektif biçimde değerlendirilmesi, her türlü yargı kararının hukuki ve fiili gerekçeleri barındırması, yargı makamları da dahil olmak üzere AYM ve AİHM kararlarına uyulması, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde yargılanma hakkının teminat altına alınması öncelikli koşullardandır.

Peki, bu koşullar mevcut soruşturmalarda mevcut değilse, yargı düzeni denetlenebilir ve hesap verebilirlik niteliklerinden yoksun ise ne yapılmalı ya da hesap verebilirlik nasıl hayata geçirilmelidir? CHP Genel Başkanı konuşmalarında mevcut hukuk uygulamalarının hesabının sorulacağını ısrarla dile getirmektedir.

Server Tanilli Devlet ve Demokrasi kitabında demokrasilerin kendini koruma mekanizmalarını geliştireceğini, bunun için gerekli tedbirleri alabileceğini söylüyor, fakat ülkemizdeki mevcut siyasal iklimde demokrasiden bahsetmek mümkün olmadığına göre demokrasinin korunması için gerekli önlemler nasıl alınmalıdır? Şu anda Türkiye’nin en ciddi sorunlarından birisi de budur. 

Mevcut durum itibariyle, siyasi iktidar CHP’li belediyeleri çalışamaz hale getirmek suretiyle oyun dışına çıkarmak için yargı aparatını kullandığına ve denetim mekanizmaları çalıştırılamadığına göre hesap verebilirliğin karşısına hesap sorabilirlik kavramını koymak çok mu abes olur? Yargı görevi yapanlar soruşturma sırasında yasal zorunluluklara uymaktan imtina ediyor, fakat denetim araçları da çalıştırılamıyor ise elde kalan nedir? Bu sorunun cevabını bulmak ise aydınların, emek ve demokrasi güçlerinin birincil sorumlulukları içindedir. Sorunun cevabı aynı zamanda Türkiye’de demokrasinin yeniden tesisi için bir yol olacaktır.

Son söz olarak, yol nedir sorusunun cevabı ise tek adam yönetimine karşı demokrasi güçlerinin ittifakı ile demokratik, laik parlamenter rejimin yeniden inşası, gerçek bir güçler ayrılığının sağlanması ve tabii ki ‘oy ötekileştirmesi’nin yapılmayacağı bir erken seçimin zorlanması olabilir.

*Eski Yargıçlar Sendikası Başkanı ve emekli ağır ceza başkanı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.