Wagner’in yaşadığı, sokaklarından en rafine kültürün hayaletlerinin dolaştığı bu kente neden İstanbul değil de Tekirdağ tabelası asılmış?
Geçen çarşamba ve perşembe günü Almanya’nın Bayreuth kasabasındaydım.
Burası Münih’e yakın küçük bir yerleşim yeri.
Ancak nüfus boyutundan çok daha büyük global bir şöhreti var buranın.
Çünkü tarihin en çok önemli bestekarlarından birinin yaşadığı ve gömüldüğü kasaba.
Richard Wagner’in.
Wagner’in hayatının son 12 yılını yaşadığı yer
Wagner 22 Mayıs 1813 yılında Leipzig’de doğdu.
13 Şubat 1883’te Venedik’te öldü.
Ama hayatının en çok önemli yeri burası, yani Bayreuth kasabasıydı. Zira 58 yaşından sonra burada yaşadı.
Kasaba bugün Wagner’le yatıyor, Wagner’le kalkıyor.
Çünkü turizminin ana geliri Wagner’den…
Ünlü müzisyen 1871’den hayatının sonuna kadar burada yaşadı.
Evi ve mezarı da burada.
İşte bu kasabada 148 yıldan bu yana bir müzik şenliği düzenleniyor.
Festival Wagner’in şahsen kendi tasarladığı ve imali için fonlar topladığı bu binada yapılıyor.
Binanın bulunduğu yerin ismi “Yeşil Tepe…”
Tekirdağ’dan 1600 km uzakta bir taraf tabelası
Neredeyse 7 yıldır bu şenlik için Bayreuth’a geliyorum.
Ama kentin merkez meydanındaki bir tabelayı ilk kez fark ettim.
Direğin üzerindeki tabelada Prag, Rudolstadt benzeri kentlerin istikametini gösteren tabelalar var.
Bunların arasında en görünen yerde beni şaşırtan bir tabela…
Üzerinde “Tekirdağ” yazıyor.
Yanında da 1600 sayısı var.
Wagner’in yaşadığı, sokaklarından en rafine kültürün hayaletlerinin dolaştığı bu kente neden İstanbul değil de Tekirdağ tabelası asılmış?
Cevabı kolaymış.
Bayreuth ve Tekirdağ kardeş şehirlermiş.
Biri Wagner’in, öteki Emir Can İğrek’in kasabası
Nasıl bulmuş bu iki il birbirini anlamadım.
Biri Wagner’in memleketi.
Öteki Emir Can İğrek’in…
Kim bulduysa, kim Tekirdağ’ın Bayreuth’la kardeş il haline getirdiyse helal olsun.
Sonra birden aklıma geldi.
Tekirdağ’ın merkez ilçesi Süleymanpaşa’nın Belediye Başkanı bir gün beni arayıp, “Sizi Bayreuth Şenliğine davet etmek istiyorum” dediği zaman çok şaşırmıştım.
“Kasaba bugün Wagner’le yatıyor, Wagner’le kalkıyor”
Bazı güçlü Türkler 6-7 yıl bilet bekliyor
Bayreuth, Wagner Şenliği dünyanın en çok önemli klasik müzik olayı olarak kabul ediliyor.
Rock müzikte Glastonbury ne ise, klasik müzikte de Bayreuth işte o.
Bayreuth Wagner Şenliği, dünyanın en zor bilet bulunan şenliklerinin başında geliyor.
Her yıl 500 bine yakın insan başvuruyor, yalnızca 50 binine bilet veriliyor.
Tanıdığım kimi varlıklı Türkler bir bilet bulmak için 6-7 yıl sıra bekliyor.
Ben ise şanslıyım.
Arkadaşım Kai Diekmann sayesinde her yıl hem de salonda en iyi yerder bilet buluyoruz.
Bu, Diekmann’ın Bild gazetesi genel yayın direktörlüğü vaktinden kalan bir şans.
Alman Kültür Bakanı ile Ahmet Aras’ı konuştuk
Bu defa açılış konserine gittik.
Açılış konseri olduğu için seçkin ve tanınmış insanlardan oluşan bir kalabalık vardı.
Mesela Bavyera Eyaleti Başbakanı oradaydı.
Birçok ünlü sanatçı gazeteci oradaydı.
Davetliler arasında benim için tanıdık bir sima vardı.
Almanya Yeşiller Partisi’nin önde gelen Milletvekili Claudia Roth.
Claudia Roth şu anda yeni kurulan koalisyonun Kültür Bakanı.
Tabii bu sıfatı bulunduğu için Almanya’nın en çok önemli kültür olayının açılışında olması da olağandı.
Onu son sefer İstanbul Bodrum uçağında görmüştüm.
Bodrum’daki evine gidiyordu.
Bu yıl yaz tatiline 3 Ağustos’ta çıkacakmış.
Bodrum’da buluşmak için sözleştik.
Her zamanki benzeri Türkiye konusunda çok sıcak ve sempatik.
Bol bol Muğla’nın yeni Belediye Başkanı Ahmet Aras’ı konuştuk.
Türkiye’de olup biteni çok dikkatle takip ediyor.
“Bu yıl yalnızca Bayreuth’da değil, Almanya’nın bütün klasik müzik etraflarında Caudia Roth konuşuluyor”
Salonda kimi şahıslardan Roth’a neden itiraz sesleri yükseldi?
Bu yıl yalnızca Bayreuth’da değil, Almanya’nın bütün klasik müzik etraflarında Caudia Roth konuşuluyor.
Çünkü farklı bir öneriyi tartışmaya açtı.
Bayreuth Şenliği yalnızca Wagner operalarını sahneliyor.
Onun yaptırdığı opera binası yılda yalnızca bir ay bu şenlik sırasında açılıyor.
Rath bu şenlik çerçevesine öteki opera yapıtlarının ve bestecilerini de sokulmasını istiyor.
O nedenle perşembe akşamı konser salonuna geldiğinde salondan kimi itiraz sesleri yükseldi.
Tahmin edeceğiniz benzeri Wagner hayranı tutucu izleyiciler bu projeye pek sıcak bakmıyor.
Ama şurası da bir gerçek.
Artık dünyanın birçok yerinde en ünlü müzeler, şenlikler yaşayabilmek için çok yaratıcı projeler yapıyorlar.
Buna Louvre benzeri klasizmin beşiği bir müzenin yöneticileri de dahil.
Salonun dörtte birinin yuhaladığı bir Tristan seyrettik
Her yıl farklı bir Wagner operası izliyoruz.
Geçtiğimiz yıllarda Tannhauser, Uçan Hollandalı, Walküreler, Lohengrin ve Siegfried’i izlemiştik.
Bu sefer Tristan’ı seyrettik.
Tristan Wagner’in en yenilikçi yapıtı, hatta avangardı diyebilirsiniz.
Atonal müziğin yollarını açan bir müziği var.
Öyle sanıyorum ki Mahler’i en çok etkileyen bestelerden biri budur.
Zaten çarşamba akşamı perde açılmadan başlayan uvertürde gözlerimi kapadığım zaman kendimi Mahler’in Beşinci Senfonisi’nin Adegiato kısmında hissettim.
Parsifal’ın ilk sahnesi neden alkışlanıyor?
Wagner’in son opera yapıtı Parsifal’dı.
Ölümünden bir yıl önce bitirmişti.
Vasiyetinde bu yapıtın Bayreuth’da yaptırdığı opera binası dışında hiçbir yerde sergilenmemesini istemiş.
Otuz yıl boyunca bu vasiyeti yerine getirilmiş.
Ama artık oynanıyor.
Bugüne kadar Parsifal’i hiç seyretmediğim için bilmiyordum.
Şöyle bir gelenek varmış.
Eserin birinci kısmında perde kapandıktan sonra kimse alkışlamazmış.
Bu da sanatkarın vefatına karşı hürmet duruşu olarak kabul edilirmiş.
Altı st süren bir operada dinlediklerim ve gördüklerim
Üç perdelik opera 6 st sürüyor.
Tabii yarım st kadar uzun iki ara var.
Şampanya ve beyaz şarap içmek için çok hoş anlar ve seyrettiğiniz kısmının tartışmasını yapıyorsunuz.
Bu kadar yıldır Bayreuth’a geliyorum, ilk sefer bu kadar tartışmalı bir Wagner operası izledim.
Tristan zor bir yapıttır.
Çok güçlü bir öykü ve dram üzerine kurulu.
Çok az kahramanı vardır.
Salondakilerin ve tenkit yazılarının üzerinde birleştiği bir nokta var.
Tristan rolünü oynayan Andreas Schager’i ilk de defa dinliyorum.
Spotify’da da herhangi bir icrasını bulamadım.
Ama kusursuz bir ses, kusursuz bir icra…
Ve salonun her tarafından aynı duyulabilen bir vokal güç.
Yani salonun akustik hudutlarını da aşıyor.
Tristan’da en sevdiğim kısım ikinci sahne
Isolde rolündeki Camilla Nylund’u ise tanıyorum. Ama bir Wagner değil, Bach yorumcusu olarak dinlemiştim.
Onu da beğendim.
Kristan’ın müziklerini en sevdiğim kısmı ikinci sahnesidir.
Özellikle o sahnede çok güzeldirler.
Tabii üçüncü sahnede Tristan’ın tek başına söylediği 40 dakikalık kısım var.
Yanılmıyorsam opera tarihinin en uzun müziği bu.
Salonun beşte biri yönetmeni yuhaladı
Salondaki alkış öteki izleyicilerin de benimle aynı fikirde olduğunu gösteriyordu.
Ancak iş sahneye koyma sorununa gelince işte asıl büyük tartışma orada başladı.
Bayreuth’u düzenleyen vakfın başında Wagner’in torunu Katharina Wagner var.
Modern yorumlara çok açık bir insan. Mesela oyuncuların Punk giysiler ve saç kesitleri içinde oynadığı Tannhouser seyretmiştim ve büyük alkış almıştı.
Ancak bu kez sahneye koyan Thorn Arnarsson sahneye çıktığı an salonun beşte bire yakını tarafından yuhalandı.
Çünkü birinci sahne çok karanlıktı. İkinci sahne tam manasıyla kitsch bir züccaciye dükkânını andırıyordu.
Kostümlerde zaman mevhumu ortadan kaldırılmıştı ama yaratıcılıktan mahrum sıkıcı bir vasatlıktaydı.
Dün okuduğum tenkitlerin çoğu bu mevzularda hemfikir gibiydi.
Ancak ben salonda yuhalamayı anlayamıyorum. Türkiye’de seyirci daha nazik. Kendi hisseme bugüne kadar hiçbir yuhalama yansısına şahit olmamıştım.
Tuhafıma gitti.
“Ben tekrar de smokini seviyorum”
Smokinle gelenlerin sayısı her yıl azalıyor sanki
Festival boyunca seyirci açısından çok önemli geleneklerden biri smokinle gelinmesiydi.
Ancak bu defa açılış gecesinde çok sayıda smokinli olmayan erkek gördüm.
Hatta birçoğu koyu renk elbise dahi giymemişti.
Açılış geceleri bu türlü olurmuş.
Çünkü çok sayıda medya mensubu ve kültür insanı davet edilirmiş.
Ayrıca vakıf kamusal bir statü taşıdığı için her konsere öğrencilerden, personel sendikalarından ve kimi kamusal kuruluşlardan insan davet etmeleri gerekiyormuş.
Ben yeniden de smokini seviyorum.
Hem geleneğe sadık kalınmasını sağlıyor hem de sınıf farkını ortadan kaldıran estetik bir faydası var.
Sadece Wagner satan kitapçıda Hitler’le dalga geçen poster
Dediğim benzeri bu kasaba Wagner sayesinde yaşıyor.
Konserin sonraki sabah antik kitapçıları dolaştım.
Evimde özel anılarımın arasına koymak üzere Thomas Mann’ın Tonia Kröger ve Veneadik’te Vefat kitaplarının mümkün olan en eski basımlarını arıyorum.
Ne yazık ki bulamıyorum.
Gezerken bir sahafa rastladım.
Sadece Wagner üzenine yazılmış kitaplar satıyor. Bunlar arasında nota kitapları da var.
Wagner dışında görebildiğim tek müzisyen Mahler’di.
Ona ait kitaplar da vardı.
Kitapçıda satılan bir opera afişi dikkatimi çekti.
Hitler’le dalga geçen bir desendi.
Nazi diktatör Wagner’in hayraydı. Tristan’ı otuzdan fazla kez seyrettiği söylenir.
“Böyle tarihi yazan, içinde tarih yazılmış kitapçıları çok seviyorum”
City Light kitapçısında 100’üncü yıl kutlaması
Almanca bilmediğim halde kitapçıda oturdum eski kitapları karıştırdım.
Böyle bir duyguyu 2019 yılında San Fransisco’da City Light kitapçısında yaşamıştım.
Beat Generation dediğimiz, kültürde karşı akımın başladığı kitapçıydı burası.
Alan Ginsberg “Çığlık’ şiirini ilk sefer burada okumuştu küçük bir topluluğa. Beat generatin dediğimiz yeni bir çağı açan kitaplardandı.
Kitapçıyı kendisi de müellif olan Lawrence Ferlinghetti tarafından 1953 yılında kurulmuştu.
O günü hiç unutmuyorum.
24 Mart 2019 günüydü.
Unutmuyorum zira o gün Ferlinghetti’nin 100’üncü doğum yıldönümüydü.
Raflar arasına bir pano açılmıştı ve herkes ona iyi ki doğdun mesajı yazıyordu.
Ben de yazdım.
Böyle tarihi yazan, içinde tarih yazılmış kitapçıları çok seviyorum.
Ama bana hüzün de veriyorlar.
Öyle kitapçılarda o anonim dizeler çınlıyor kulaklarımda…
“Günler gelip geçmekteler
Kuşlar benzeri uçmaktalar…”