İstanbul’da yaklaşık 20 kadın doğum uzmanının muayenehanesinde yapılan denetimler, Türkiye’de yasal olan kürtaja fiili erişimi yeniden gündeme getirdi.
İstanbul’da kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının muayenehanelerinde yapılan denetimler, Türkiye’de isteğe bağlı kürtaja erişim tartışmasını yeniden gündeme getirdi.
Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 27 Ağustos’ta yaptığı açıklamaya göre İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, yaklaşık 20 kadın hastalıkları ve doğum uzmanının muayenehanesinde denetim yaptı. TTB, muayenehane koşullarında kürtaj yapılmasının yasak olduğu gerekçesiyle tutanak tutulduğunu ve hekimlere cezalandırılabilecekleri yönünde açıklamalar yapıldığını bildirdi.
TTB’ye göre İl Sağlık Müdürlüğü bu değerlendirmesini Nisan 2025’te yürürlüğe giren Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’e dayandırıyor. TTB ise mevcut mevzuatın gerekli koşullar sağlandığında kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının muayenehanelerinde gebelik sonlandırılmasına izin verdiğini belirtiyor.
Peki Türkiye’de yasal bir hizmet olan kürtaja fiilen erişmek ne kadar mümkün ve son denetimler ne anlama geliyor?
Muayenehanede kürtaj yapılabilir mi?
Türkiye’de isteğe bağlı kürtaj 1983 tarihli Nüfus Planlaması Hakkında Kanun uyarınca, kadının sağlığı açısından tıbbi sakınca bulunmaması halinde gebeliğin 10’uncu haftasına kadar yasal. Kanun evli kadınlar için eş rızası da arıyor.
Kanuna dayanılarak çıkarılan tüzük ise 10 haftayı geçmeyen gebeliklerin sonlandırılabileceği yerler arasında gerekli tıbbi koşulları sağlayan kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının muayenehanelerini de sayıyor.
Nisan 2025’te yürürlüğe giren yönetmelik, muayenehanelerde yapılamayacak işlemlere ilişkin genel prensipler belirliyor. Bunlar arasında ameliyathane ortamı, lokal anestezi dışında anestezi, uzun süreli gözlem veya yatış gerektiren ya da olası komplikasyonları muayenehane koşullarında yönetilemeyecek işlemler bulunuyor. Ancak kürtaj, yönetmelikte adıyla yasaklanan işlemler arasında yer almıyor.
TTB’ye göre İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü son denetimlerde bu yönetmeliğe dayanarak muayenehanelerde kürtaj yapılamayacağını ileri sürdü.
DW Türkçe’ye konuşan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Özge Yılmaz da muayenehanelerin zaman zaman denetlenmesinin normal ve gerekli olduğunu ancak son denetimlerde hekimlere kürtaj konusunda verilen bilginin mevcut mevzuatla örtüşmediğini belirtiyor. Yılmaz, yönetmelikte yüksek riskli işlemlerin muayenehanelerde yapılamayacağının düzenlendiğini ancak kürtajın özel olarak sayılmadığını, yasa ve tüzüğün ise anesteziye ilişkin sınırlamalar çerçevesinde muayenehane koşullarında kürtaja izin verdiğini ifade ediyor.
Yılmaz, son denetimlerin hekimler üzerinde caydırıcı bir etki yaratabileceğini düşünüyor. “Yasalarla garanti altına alınmış bir hak olmasına rağmen kürtajın fiili olarak yapılmasını, muayenehane hekimlerini belki korkutarak, sindirerek engellemek gibi bir yöntem izlendiğini düşünüyorum.”
Yılmaz’a göre bu durum hekimlerin kaygılanarak kürtaj yapmaktan vazgeçmesine, kadınların hizmete erişebildiği seçeneklerden birinin daha ortadan kalkmasına ve hekimlerin eğitimlerinin kendilerine verdiği yetkiyi kullanamamasına yol açabilir.
Peki kürtajın muayenehanede yapılması tıbbi açıdan güvenli mi? Yılmaz, uygun koşullar sağlandığında bunun mümkün olduğunu söylüyor. Servikal blok olarak adlandırılan ve rahim ağzına uygulanan lokal anesteziyle gebelik sonlandırılabileceğini aktaran Yılmaz, “Kürtaj bir küçük müdahaledir. Yani bir ameliyat gibi de görmemek gerekir. Dolayısıyla da muayenehanede yapılmasında hiçbir sakınca yoktur” diyor.

Mahkeme daha önce yaptırımı iptal etti
Muayenehanede kürtaj nedeniyle hekimlere yaptırım uygulanması yeni değil. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Eylül 2024’te Ümraniye’deki bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına muayenehanesinde kürtaj yaptığı gerekçesiyle idari yaptırım uyguladı.
İstanbul 12. İdare Mahkemesi 16 Aralık 2024’te işlemin yürütmesini durdurdu, 14 Şubat 2025’te ise yaptırımı iptal etti. Mahkeme, mevzuatta gerekli koşulları sağlayan kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının muayenehanelerinde kürtaj yapamayacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığı sonucuna vardı. İstanbul Tabip Odası’na göre karar, İstanbul Valiliği’nin başvurusunun 9 Eylül 2025’te reddedilmesiyle kesinleşti.
65 ilde hizmet veren kamu hastanesi bulunamadı
Türkiye’de kürtaja erişime ilişkin en güncel ülke çapındaki araştırmalardan biri 2025’te Women’s Studies International Forum dergisinde yayımlandı.
Araştırmacılar Mart-Ağustos 2024 arasında “gizli hasta” yöntemiyle 370 kamu ve 409 özel olmak üzere araştırmaya dahil edilen 779 hastaneden veri topladı. Hastanelere sekiz haftalık gebe, 22 yaşından büyük ve evli olmayan bir kadın profili üzerinden isteğe bağlı kürtaj hizmeti soruldu.
Araştırmaya göre hastanelerin yüzde 29,3’ü kürtaj hizmeti verdiğini bildirdi. Kamu hastanelerinin yalnızca yüzde 6,2’si gerekçe açısından kısıtlama olmaksızın kürtaj yaptığını söylerken özel hastanelerde hizmet verdiğini bildirenlerin oranı yüzde 50,4 oldu.
Araştırmada 27 ilde hizmet verdiğini bildiren hiçbir kamu veya özel hastane bulunamadı. 65 ilde ise kürtaj yaptığını söyleyen tek bir kamu hastanesine rastlanmadı.
Hastanelerin yüzde 10,2’si kürtajın yasadışı veya yasak olduğunu söylerken kamu hastanelerinde bu oran yüzde 15,6’ya çıktı. Bazı hastaneler yalnızca evli kadınlara hizmet verilmesi veya yasadaki 10 haftadan daha kısa süre sınırları uygulanması gibi ek koşullar öne sürdü.
Coğrafi erişimde de farklılıklar görüldü. İl merkezlerinden hizmet veren en yakın hastaneye tek yönlü medyan mesafe 95,5 kilometre olarak hesaplandı ve en yakın hizmet noktasının yüzde 88,9 oranında özel hastane olduğu belirlendi.
Yılmaz da sahadaki gözlemlerinin kamu hastanelerinde isteğe bağlı kürtaj hizmetinin son derece sınırlı olduğuna işaret ettiğini söylüyor. “Kürtaj aslında Türkiye’de yasalarla garanti altına alınmış bir sağlık hakkı olmasına rağmen uygulanan kamu hastanesi sayısı oldukça az.”
Bunun nedenlerinden birinin hastane idarelerinin hekimler üzerinde oluşturduğu baskı olduğunu belirten Yılmaz, kürtaj yapan hekimlerin damgalanma veya birtakım işlemlere maruz kalma kaygısı yaşayabildiğini, kişisel görüşler nedeniyle hizmet vermeyi reddetme durumlarının da söz konusu olabildiğini ifade ediyor.
Güvenli olmayan, merdiven altı koşullar
Yılmaz, kadınların ise başvurdukları hastanede kürtaj yapılmadığında damgalanabildiğini ve alternatif yollar aramak zorunda kalabildiğini aktarıyor.
Yılmaz, kamu hastanelerindeki erişim sorununun muayenehanelere de yayılmasının özellikle dar gelirli kadınları etkileyeceğini belirtiyor. Kamu hastanelerinde hizmete ulaşamayan dar gelirli kadınların muayenehane veya özel hastane dışında başka seçeneklerinin bulunmadığını söyleyen Yılmaz, bu nedenle kürtaja erişimin sınıfsal bir mesele haline geldiğini ifade ediyor.
Muayenehanelerde de erişimin ortadan kalkması halinde kadınların sağlık profesyoneli olmayan kişiler tarafından modern yöntemler kullanılmadan gerçekleştirilen güvensiz işlemlere yönelebileceğini aktaran Yılmaz, bunun kanama, enfeksiyon, organ yaralanması ve anne ölümü gibi komplikasyonları artırabileceğini söylüyor. Yılmaz, gebeliğini sonlandırmak isteyen kadınların tarihsel olarak yöntem riskli veya komplikasyona açık olsa dahi bu yöntemlere başvurabildiğini, bu nedenle kısıtlamaların kayıt dışı işlemleri de artırabileceğini belirtiyor. Gebelik haftasına ilişkin yasal sınırların da bu tür kayıt dışı uygulamalarda aşılabileceğine dikkat çekiyor.
“Yani yasaklar ve engellemeler kürtajın sayıca azalmasına değil, komplikasyonların artmasına ve güvensiz kürtaj oranlarındaki artışa neden oluyor. Şimdiye kadarki bütün yasaklar bunu göstermiş” diyen Yılmaz, Romanya’daki kürtaj yasağını da tarihsel örnek olarak gösteriyor.
Hekimlerin kişisel inanç veya görüşlerinin hastanın ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetinin önüne geçemeyeceğini savunan Yılmaz, sorunun yalnızca hekimlerin bireysel tercihleri üzerinden değerlendirilemeyeceğini vurguluyor. “Sistemin sorgulanması gerekiyor” diyen Yılmaz, tıbbın temel ilkelerinden birinin “önce zarar verme” olduğunu hatırlatarak kürtaj hizmetinin verilmemesinin kadınlara zarar verdiğini savunuyor.
Kürtaj oranları uzun vadede düştü
Türkiye’de kürtajın yaygınlığına ilişkin son ulusal veriler 2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’na (TNSA) dayanıyor.
Araştırmaya göre daha önce evlenmiş 15-49 yaş grubundaki kadınların yüzde 15’i hayatlarında en az bir kez isteyerek düşük yaptığını bildirdi. Araştırmadan önceki beş yıldaki gebeliklerin yaklaşık yüzde 6’sı isteyerek düşükle sonuçlanırken bu oran 1993’te yüzde 18’di. TNSA verilerine göre 2018 itibarıyla son 15 yıldaki isteyerek düşüklerin yüzde 49’u özel sektörde gerçekleşmişti.
Türkiye’deki isteğe bağlı kürtajların güncel toplam sayısı ve illere göre dağılımına ilişkin kapsamlı kamuya açık resmi veri bulunmuyor.
Aile planlaması hizmetlerine erişim nasıl?
Yılmaz, kürtaja erişimdeki sorunların gebeliği önleyici yöntemlere erişimden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirtiyor. Geçmişte AÇSAP olarak bilinen Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması merkezlerinde rahim içi araç uygulaması yapıldığını, kondom ve doğum kontrol hapı sağlandığını ve gebelik sonlandırma hizmeti verildiğini aktaran Yılmaz, bu birimlerin kapatıldığını söylüyor. Yılmaz, aile sağlığı merkezlerine artık gebeliği önleyici yöntemlerin ulaştırılmadığını ifade ediyor.
Doğum kontrol hapı ve kondom fiyatlarının yüksek olduğunu belirten Yılmaz, özel sağlık sigortalarının da gebeliği önleyici yöntemlerle ilgili başvuruları veya yöntemlerin uygulanmasını karşılamadığını söylüyor. Yılmaz’a göre bu tablo planlanmamış gebeliklerin artmasına yol açıyor.
Yılmaz, hiçbir kadının gebeliğini sonlandırmak zorunda kalmak istemeyeceğini vurgulayarak kürtaj ile gebeliği önleyici yöntemlere erişimdeki sorunlar arasında doğrudan bağlantı kuruyor.
2012’den bugüne kürtaj tartışması
Kürtajın yasal statüsü 1983’ten bu yana temel olarak değişmedi. Ancak konu 2012’de yoğun bir siyasi tartışmanın merkezine girdi.
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Mayıs 2012’de kürtajı “cinayet” olarak nitelendirdi ve kürtaj ile sezaryeni nüfus artışıyla ilişkilendirdi. Kürtaj için yasal sürenin kısaltılması da tartışıldı ancak kanundaki 10 haftalık süre değiştirilmedi.
Sonraki yıllarda tartışma yasal statüden çok hizmete fiilen erişime kaydı. Kamu hastanelerine ilişkin araştırmalar da isteğe bağlı kürtaj hizmetinin birçok yerde sunulmadığını ortaya koydu.
Yılmaz, kamu hastanelerindeki mevcut tablonun siyasetçilerin kürtaja ilişkin açıklamalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği görüşünü dile getiriyor. Türkiye’deki muhafazakarlaşma sürecinin hem hekimler hem kürtaj hizmetine erişmek isteyen kadınlar üzerinde etkili olduğunu belirtiyor.
Nüfus politikasında doğurganlığı artırma hedefi
Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2001’de kadın başına 2,38 çocukken 2025’te 1,42’ye geriledi. TÜİK’e göre 2025’te 81 ilin 76’sında oran, nüfusun yenilenme seviyesi kabul edilen 2,10’un altında kaldı.

Hükümet de düşüş karşısında doğurganlığın artırılmasını nüfus politikasının temel hedeflerinden biri haline getirdi. 2025 “Aile Yılı”, 2026-2035 dönemi ise “Aile ve Nüfus On Yılı” ilan edildi.
Mayıs 2026’da açıklanan Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi’nde doğurganlık hızının artırılması beş stratejik öncelikten biri. Belgede çok çocuklu ailelerin desteklenmesi ve doğurganlığın nüfusun yenilenme seviyesinin üzerine çıkarılması hedefleniyor.
Vizyon Belgesi’nde isteğe bağlı kürtajın mevcut yasal statüsünün değiştirilmesine yönelik açık bir hedef bulunmuyor.
Yılmaz ise kürtaj ve gebeliği önleyici yöntemlere erişimde yaşanan sorunlarla nüfus politikaları arasında bağlantı görüyor. “Bir bağlantı olduğunu kesinlikle düşünüyorum” diyen Yılmaz, doğum sayısına ve doğum şekline yönelik müdahaleleri, gebeliği önleyici yöntemlere erişimdeki sorunları ve kürtaja ilişkin kısıtlamaları nüfus artışını hedefleyen politikaların parçaları olarak değerlendiriyor.
Yılmaz, sezaryenin anormal bir doğum şekli gibi sunulması, sezaryen oranları yüksek kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarına yaptırım uygulanması ve muayenehanelerdeki kürtaj denetimleri gibi uygulamalarla nüfus artışının sağlanamayacağını savunuyor. Yılmaz, insanların bakamayacakları bir çocuğa sahip olmak istemediklerini belirtiyor.
“Bir çocuk sahibi olmak konusunda hiçbir erkin, gücün, hiç kimsenin kadın dışında söz sahibi olmaya hakkı yoktur” diyor.
DSÖ güvenli kürtaj için ne diyor?
Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre kürtaj, gebelik süresine uygun bir yöntemin gerekli beceriye sahip kişiler tarafından uygulanması halinde güvenli bir sağlık hizmeti.
DSÖ ayrıca kaliteli kürtaj hizmetinin güvenli, zamanında, coğrafi olarak erişilebilir ve ekonomik olarak karşılanabilir olması gerektiğini vurguluyor. Kurum, kürtaja erişimin sınırlandırılmasının kürtaj sayısını azaltmadığını ancak işlemlerin güvenli olup olmadığını önemli ölçüde etkilediğini belirtiyor.
Sağlık Bakanlığı yanıt vermedi
DW Türkçe, Sağlık Bakanlığı’na son denetimlerin kapsamı ve hukuki dayanağının yanı sıra kamu hastanelerinde isteğe bağlı kürtaja erişim ve aile planlaması hizmetlerine ilişkin güncel verileri sordu. Bakanlık, haber yayına hazırlandığı sırada sorulara yanıt vermedi.