Tuncer Bakırhan, tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki “gidişattan memnun olmadığı ve partiyi de eleştirdiği” iddiaları için, “Demirtaş’ın gidişata dair eleştirileri olabilir; bizim de var ve bunları her gün açıkça söylüyoruz. Fakat bunu bir süreç karşıtlığı olarak yorumlayanlar haksızlık yapmış olur. Yolu eleştirmek, yürümekten vazgeçmek değildir” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, çerçeve yasanın yürürlüğe girmesinin ardından ilk adımları atılan çözüm sürecinde, beklenen hukuki adımlar için, “Asıl risk başka yerde başlar. Teknik hazırlık için gereken zaman, siyasi ertelemeye dönüşürse süreç aşınır. Uzayan belirsizlik enfekte edici bir özellik taşır; söylentiyi büyütür, karşılıklı güvensizliği besler ve sürecin başarısız olmasını isteyen çevrelere daha geniş bir hareket alanı açar. Şimdi kurumsal mekanizmalarının çalışması gerekiyor. İlgili kurulların hızla oluşturulması, görev tanımlarının netleşmesi, silah bırakma ve dönüş mekanizmasının somutlaştırılması ve ardından yeni aşamaya geçilmesi gerekir. Çünkü barış süreçlerinde siyaset boşluk bıraktığında o alanı kuşku, provokasyon ve karşıtlık doldurur. Takvimin korunması yalnızca teknik bir mesele değildir; sürece duyulan güvenin de güvencesidir” dedi. Çerçeve yasa bunun hukuki kapısını açtı; fakat kapının açılmasıyla insanların içeri girmesi aynı şey değil. Çünkü kimse belirsizliğe dönme
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yeni çözüm süreci değerlendirdi. Evrensel’den Dilan Demiz‘e konuşan Bakırhan, silah bırakmanın ve feshin tespit ve teyit sürecine ilişkin olarak, “İktidar sahadan nasıl bir teyit bekliyor? Raporun ekim MGK’sına yetişeceği söylenmişti, ancak mevcut duruma göre bu mümkün görünmüyor. Bu gelişmelerin bu denli zamana yayılması nasıl riskler üretir?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Takvimde teknik bir gecikme ile sürecin siyasi olarak zamana yayılması aynı şey değildir. Siz de kabul edersiniz ki, silah bırakma meselesi bir düğmeye basılarak gerçekleştirilecek bir işlem değil. Silahların nerede, kime ve hangi yöntemle bırakılacağı; farklı alanlardaki insanların nasıl hareket edeceği, Türkiye’ye dönüşlerin hangi hukuki statüyle gerçekleşeceği; güvenlik, kayıt ve denetim mekanizmalarının nasıl işleyeceği başlı başına bir planlama gerektiriyor. Dolayısıyla belli bir hazırlık süresinin olması ve bunun uzun sürmesi şaşırtıcı değil. Bunun taraflarca da öngörüldüğünü düşünüyoruz.
30 Eylül MGK bildirisinde “atılan adımlar ve katedilen mesafe” ifadesi kullanılıyor ve çalışmaların sürdürüleceği belirtiliyor. Bizim açımızdan bakılması gereken temel ölçü de budur: Süreç ilerliyor mu, üzerinde mutabık kalınan ana takvimden ve istikametten bir kopuş var mı?
Asıl risk başka yerde başlar. Teknik hazırlık için gereken zaman, siyasi ertelemeye dönüşürse süreç aşınır. Barış süreçlerinde zaman her zaman nötr çalışmaz. Uzayan belirsizlik enfekte edici bir özellik taşır; söylentiyi büyütür, karşılıklı güvensizliği besler ve sürecin başarısız olmasını isteyen çevrelere daha geniş bir hareket alanı açar. Bir süre sonra tartışma “nasıl ilerleyeceğiz?” sorusundan çıkar, “gerçekten ilerliyor muyuz?” sorusuna döner.
Mesela Kuzey İrlanda bunu yaşadı. Silahsızlanma tartışması yedi yıla yayıldı, yürütme defalarca askıya alındı. Sonra çok kötü olaylara tanıklık ettik. Bu nedenle hız ile özensizliği birbirine karıştırmamak gerekiyor. Hazırlık dikkatli yapılmalı ama hazırlık gerekçesi sürekli ertelemenin bahanesine de dönüşmemeli.
Çerçeve yasa Meclis’ten çıktı. Hukuki zemin oluşturuldu. Şimdi bunun kurumsal mekanizmalarının çalışması gerekiyor. İlgili kurulların hızla oluşturulması, görev tanımlarının netleşmesi, silah bırakma ve dönüş mekanizmasının somutlaştırılması ve ardından yeni aşamaya geçilmesi gerekir. Bunun önünde engel yok. Çünkü barış süreçlerinde boşluk diye bir şey yoktur. Siyaset boşluk bıraktığında o alanı kuşku, provokasyon ve karşıtlık doldurur. Takvimin korunması bu nedenle yalnızca teknik bir mesele değildir; sürece duyulan güvenin de güvencesidir.”
“Öcalan’ın koordinatör sıfatıyla çalışmasını bekliyoruz”
Bakırhan, feshiledilen PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın, Teyit Kurulu’nun ‘Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nun çalışmalarında yer alıp almayacağına ilişkin de şu yanıtı verdi:
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Sayın Öcalan’ın siyasi liderliği ekseninde ilerliyor. Başka kimse 27 Şubat’taki çağrıyı yapmaz, aynı sonuçları alamazdı. Önce bunu teslim edelim. Bu etki gerçekliği, sadece silahların susmasıyla ilgili değil, aynı zamanda Kürt meselesinin müzakere esaslı çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecini de kapsamaktadır. Dolayısıyla katkı sunması ve silahsızlanma ile siyasallaşma süreçlerini yürütmesi barışın inşası için vazgeçilmez gerekliliktir.
Sayın Öcalan’ın barış ve demokrasinin inşasında katkısını sunabilmesi için öncelikle hukukunun tanınması gerekir. Hukuku tanınan, siyaset yapabilir ve demokratik inşayı gerçekleştirebilir. Yine Sayın Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşullarının oluşturulması gerekir. Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyonu’nda Sayın Öcalan’ın koordinatör sıfatıyla çalışmasını bekliyoruz. Bunların sağlanması durumunda barış sürecinde nihai hedefine doğru hızla yol alabiliriz.”
“Geri dönüşler çerçeve yasa kapıyı açtı, ama kimse belirsizliğe dönmez”
Bakırhan, “Muhtemel ilk dönüşler ne zaman başlar? Dönüşlerin tamamı Türkiye’ye mi olacak? Geri dönüşler için çerçeve yasa tek başına yeterli mi?” sorusuna da şu yanıtı verdi:
“Biz ilk gelişlerin kışa kalmadan başlamasını bekliyoruz. Açıkçası ekim ayının bu açıdan bir başlangıç olabileceğini düşünüyorduk. Bu beklentimiz bütünüyle ortadan kalkmış değil. Ancak dönüşlerin tamamının Türkiye’ye mi olacağı, hangi grupların hangi takvimle geleceği ve sürecin bütün ayrıntıları konusunda bizim de bugün elimizde kesinleşmiş bir tablo yok. Bunlar ilgili kurullarda ve taraflar arasında yürüyen görüşmelerde somutlaşacak. Silahların devreden çıkarılması da kendi mekanizmasına sahip olacak. Çerçeve yasa bunun hukuki kapısını açtı; fakat kapının açılmasıyla insanların içeri girmesi aynı şey değil. Çünkü kimse belirsizliğe dönmez. İnsanlar, yarın başına ne geleceğini bilmediği bir yere değil; hukuku, statüsü ve güvencesi belirlenmiş bir zemine döner. Bu nedenle mesele sadece “gelin” demek değildir. Hukuki güvenceyi oluşturmak, uygulamayı netleştirmek ve toplumsal hayata dönüşün koşullarını hazırlamak gerekir. Hazırlık varsa artık yapılması gereken, dönüşün önündeki hukuki ve idari engelleri kaldırmak ve bu süreci fiilen başlatmaktır.”
Yeni Anayasa: Ne siyasi ajanda hatasına düşülmeli ne de ‘küstüm, oynamıyorum’ apolitikliğine
Bakırhan, yeni anayasa tartışmalarına da şöyle değindi:
“Son günlerde yapılan anayasa tartışmasına dair Parti Meclisimiz ve Merkez Yürütme Kurulumuzda henüz bir tartışma yürütmedik. Bu konudaki kurumsal görüşümüzü ilgili kurullarda tartıştıktan sonra önümüzdeki günlerde paylaşacağız. Ama yeni anayasa konusunda ilkesel tutumumuz nettir. Türkiye’nin yeni ama demokratik bir anayasa ihtiyacı var. Anayasa ilkeler etrafında toplumsal, siyasal, iktisadi sorunların çözümünü önceleyerek hazırlanırsa yeni olur. Yeni anayasanın yazım ile yapım süreçlerinin demokratik usul ve esaslara bağlı olması, toplumun tüm kesimlerini kapsaması gibi demokratik karaktere sahip olması gerekir.
Demokratik anayasa, rejimin demokratik karakteri ve toplumun tamamının geleceğiyle ilgili olmalıdır. Türkiye’nin kati ihtiyacı olan anayasayı seçme-seçilme tartışmasına sıkıştırmak doğru değil. Yeni bir anayasaya beklenti, Türkiye’nin köklü ve tarihsel sorunlarını çözüm üretmesidir. Devletin demokratik inşasından, güçler ayrımının sağlanmasına, yerel demokrasiyi güçlendirmekten tutalım ulusal kimliğin kapsayıcı olmasına kadar geniş çerçevede bir gelişme ve iyileşmeyi içeren bir anayasa artık zaruridir.
Yeni anayasa mevzusunda, ne siyasi ajanda dayatma hatasına düşülmeli; ne de “küstüm, oynamıyorum” apolitikliğine düşülmemelidir. Anayasa bir seçimden, bir kişinin seçilip seçilmemesinden daha ötede bir gerekliliktir. Demokratik anayasa, 86 milyonun geleceğe güvenle bakmasının imkanıdır.”
“Demirtaş’ın eleştirilerine süreç karşıtlığı demek haksızlık olur”
Bakırhan, “Demirtaş’ın da gidişattan memnun olmadığı ve sizlere de eleştiri yönelttiği” şeklindeki iddialar için de şöyle dedi:
“Önce bir gerçeği yerine koyalım. Selahattin Demirtaş, her türlü süreçten bağımsız olarak ağır bir haksızlığa uğramıştır. AYM ve AİHM kararları ortada, uygulanmadıkları da. Tahliyesi bir lütuf değil, hukukun borcudur. İlla bulmacanın eksik parçası aranacaksa o da hukuktur.
Demirtaş’ın gidişata dair eleştirileri olabilir; bizim de var ve bunları her gün açıkça söylüyoruz. Fakat bunu bir süreç karşıtlığı olarak yorumlayanlar haksızlık yapmış olur. Demirtaş, barış sürecinin başarıya ulaşması için açık biçimde sorumluluk alan yol arkadaşımızdır. Yolu eleştirmek, yürümekten vazgeçmek değildir.
Sayın Öcalan bu sürecin baş müzakerecisi; elli yıllık bir mücadelenin siyasi, ideolojik ve teorik yönünü belirleyen bir önder. Sayın Demirtaş ise bu halkın demokratik siyasette yetiştirdiği, hepimizin değer verdiği bir yol arkadaşımız. Sürekli kıyaslamak, birini ötekinin alternatifi gibi sunanların Kürt hareketini ve dinamiklerini yeteri düzeyde tanımadığını düşünüyorum.
Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Can Atalay’ın ve siyasi tutukluların özgürlüğü hukuk meselesidir. Sayın Öcalan’ın barış sürecindeki rolü ve çalışma koşulları ise yürüyen sürecin kendi başlığıdır. Bunları birbirinin alternatifi haline getirmek, gerçek tartışmadan kaçmaktır.”
( ALINTI www.evrensel.net/haber/6003440/dem-parti-es-genel-baskani-tu… )