Gazeteci Musa Özuğurlu’ya göre SDG’nin Suriye’deki yenilgisi Kürtler içinde yeni tartışmalar başlatacak. Bu tartışmaların ardından yeni bir siyasi hareket kurulabileceğine işaret eden Özuğurlu, SDG’nin askeri ve örgütsel faaliyet yürütebilecek güçte olmadığı görüşünde.
Suriye’de Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından yönetimi devralan Ahmet Şara, görevdeki ilk yılını doldururken Türkiye ve ABD’nin stratejik desteğiyle Kürt güçlerine başlattığı saldırı sonucunda ülkedeki güç denklemini lehine çevirdi. Türkiye’nin Şara yönetimine sağladığı diplomatik-lojistik destek, bölgedeki askeri dengeleri sarsarak yeni bir dönemin kapılarını araladı.
Washington’ın Suriye politikasındaki eksen kayması, sürecin en belirleyici aktörü oldu. ABD yönetimi; Türkiye ve İsrail ile eşgüdümlü hareket eden, Batı tezlerine uyumlu ve yerel Arap aşiretlerinin tam desteğini arkasına alan Şara liderliğini ‘müttefik’ olarak konumlandırdı. Bu hamle, yine ABD destekli SDG için koruma kalkanını da ortadan kaldırdı. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın Suriye’deki yeni dizayna olan payı ise aşikar.
Suriye’deki son gelişmeleri ve Türkiye’ye yansımalarını Gazeteci Musa Özuğurlu ile konuştuk.
‘Suriye’de yaşananların arkasında Türkiye etkisi var’
Özuğurlu’ya göre Suriye’de yaşanan çatışmaların arkasında Türkiye’nin ciddi bir etkisi var. Arap aşiretlerin taraf değiştirmesiyle SDG’nin askeri olarak çöktüğünü belirten Özuğurlu, Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde bir ‘kararlar silsilesi’ bekliyor:
“Suriye’de olan her şey zorla oldu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ‘SDG anlaşmanın faydasına olduğunu idrak edemiyor, gerekirse zorla yapacağız’ mesajı vermişti. Sahaya bakınca SDG’nin bu anlaşmaya zorlandığını ve imzalamak zorunda kaldığını görüyoruz. ABD’nin iki tarafla da ilişkisi devam ediyordu ancak SDG’nin kendi şartlarını ısrarla devam ettirmesi halinde hiçbir anlaşmanın olmayacağı da belliydi. Türkiye, Suriye’de diretti. Görünüşte Ahmet Şara idi ama arkasında Türkiye vardı. Türkiye bu konudaki ısrarında başarılı oldu. Paris’te iş birliği yapıldığı, Hakan Fidan’ın dolaylı olarak toplantıya dahil olduğu iddiaları artık dillendiriliyor. Bu olurdan sonra da SDG’ye dönük sadece Fırat’ın batısına doğru olacağı düşünülen saldırılar başladı. Sonradan saldırıların devam edeceği anlaşıldı. Bu saldırı benim için sürpriz oldu. Bir günde böyle bir sonuca ulaşılması da sürpriz oldu. SDG, bu anlaşmayı imzalamak zorunda kaldı. Çünkü şu anda siyasi olarak da askeri olarak da çökmüş durumda herhangi bir gücü yok.
SDG ilk kurulduğu zamanlarda ABD, ‘IŞİD’e karşı koalisyon’ olarak lanse etti. Kürtler hem Esad’a karşı hem de IŞİD ile mücadele altında atılacak adımlarda motor güç oldu. Burada Arap aşiretleri önemli yer tutuyor. Bugünkü harita bu durumu çok iyi özetliyor. Kürt unsurların o bölgeye yayılacak kadar bir niceliği yok. Kobane’den başlayıp Kamişlo’ya kadar uzanan bölgede bir yoğunlukları var. Sonrasında Arap aşiretlerle hareket ettikleri için bölgeleri Fırat’a kadar hatta Fırat’ın ötesine kadar tutabilmişlerdi. Sonradan Arap aşiretler taraf değiştirdiği için SDG’nin gücü çöktü. SDG şerit tarafında kısıtlanmış durumda. Mazlum Abdi’ye valiliğin teklif edildiği iddiaları ortaya atılmıştı. Sonrasında bir telefon görüşmesi oldu ve Kürt tarafının bu teklifi kabul etmediği ifade edildi. Ahmet Şara’nın yayınladığı kararnameye bakınca Kürt yoğun bölgeyle ilgili olarak birtakım çalışmaların yapılacağını öngörebiliriz. Bundan sonrası için de SDG ve YPG’ye değil ancak ‘Kürt’ başlığı altında Kürtlere yönelik birtakım çalışmaların yapılacağını söyleyebiliriz. Haseke ve Kamişlo’da yoğun biçimde varlar. O bölgelerle ilgili yerel atamaların yapıldığı, inisiyatiflerin sağlandığı bir kararlar silsilesi görebiliriz.”
‘SDG askeri ya da örgütsel faaliyet yürütecek güçte değil’
Şara’nın SDG ile imzalandığını duyurduğu 14 maddelik ateşkesin Kürtler açısından bir garanti sağlamadığını belirten Özuğurlu, Kürtler içinde yaşanacak hesaplaşmanın yeni bir siyasi hareketi doğurabileceği görüşünde:
“14 maddede özet olarak Suriye Kürtlerinin de Suriye’nin unsurlarından biri olduğu, kültürel haklarının korunmaya çalışılacağı ifade ediliyor. Okullarda isterlerse ders alabilecekleri yönünde maddeler var. Ancak bu anayasal bir durum değil. Bu en fazla bir kararname olabilir. Gerektiğinde bu kararname farklı şekilde yorumlanabilir, değiştirilebilir.Kürtler açısından herhangi bir garanti yok. Kürtlerin bugüne kadarki ısrarlarıyla hiç yakın değil. Kürtler anayasa içerisinde kendilerinin asli unsur olarak tanımlanmalarını, dillerinin de yerel bölgede kullanılmak üzere anayasada yer alması gerektiğini, Suriye Arap Cumhuriyeti yerine Suriye Cumhuriyeti ismini tercih ettiklerini duyurmuşlardı ancak 14 maddelik anlaşma, bunların hiçbirisine yaklaşan bir anlaşma değil. Kürtlerin istediklerinin karşılanmadığını görüyoruz. Zaten pratikte işe yarayacak şeyler değil, genelgeçer ifadeler bunlar. Bu konjonktüre uygun olarak Kürtler ismi telaffuz edilmiş. Bu yenilgi, Kürtler içerisinde de bir tartışmayı başlatacak. ‘14 senedir çalışmalar yapıyoruz, bu bir anca çöktü. Nerede hata yaptık, hatayı yapanlar kimler, stratejinin sahibi kimler?’ hesaplaşması olacak. Bu da yeni bir siyasi hareket doğurabilir. Dolayısıyla bu kararnamenin Kürtleri ikiye bölen bir kararname olduğu ifade ediliyor.
Anlaşmanın uygulanmaması mümkün değil. Kürtler bir şerit içerisinde yer alıyor. Bir bölgeden bahsedemiyoruz. Kuzey tarafta Türkiye’nin en son Barış Pınarı Harekatı ile hakim olduğu bir bölge var. Orada milli ordu mevcudiyeti söz konusu. Güneyin doğusundan Irak’a kadar bir HTŞ varlığı söz konusu. Kürtlerin orada geniş bir coğrafyası, dağları yok. YPG varlığını sürdürebilecek durumda değil. Bu, YPG’ye yakın fikirlerin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Zaman içerisinde yeni oluşumlar doğabilir. Bu ancak kendi içlerindeki hesaplaşmadan sonra olur gibi duruyor. En fazla siyasal bir faaliyet içinde olabilirler diye düşünüyorum. Askeri ya da örgütsel faaliyet içinde olmalarını mümkün görmüyorum.”
‘ABD, Suriye’de Şara’yı tercih etti’
Özuğurlu’ya göre SDG ile Şara arasında tercih yapan ABD, İsrail ve Türkiye ile de uyumlu Şara’yı seçti. Özuğurlu; ABD’nin, SDG’nin aldığı hasarları bir ‘kayıp’ olarak görmediğini ifade ediyor:
‘Mazlum Abdi’ye ‘Barzani modeli’ önerildi’
Özuğurlu, Irak’ta yapılan görüşmede SDG’ye ‘Barzani modelinin’ önerildiğini ifade ederek Mazlum Abdi’nin duracağı pozisyonun belirsizliğine işaret etti.
‘Türkiye, Suriye’deki rolünü gizlemedi’
Özuğurlu’ya göre Suriye’de yaşanan gelişmeler Türkiye’nin rolüyle şekillendi. Özuğurlu, sürecin başından beri Türkiye’nin rolünü açıkça belli ettiği görüşünde:
“Türkiye’nin rolü çok açık. Türkiye rolünü gizlemedi. Bunu çok net bir biçimde ortaya koydu. ‘Askeri destek’ açıklamaları dahil açıklama yaptılar. Süreçle ilgili olarak da bu adımın atılmasını savunuyor ve söylüyorlardı. Bütün bu planlamalar, askeri stratejilerin arkasında Türkiye birikiminin olduğunu düşünüyorum.
Birtakım aşiretlerden bahsediyoruz. Bunların Suudi Arabistan damarı var. Bunların doğrudan Suudi Arabistan ile bağları var. Suudi Arabistan’ın ABD ile hareket ettiğini unutmamak lazım. Suudi Arabistan gazetelerinde şu ana kadar net bir yorum yok ancak birkaç güne ne olduğu ve ne olacağı konusunda yorumlar okumaya başlarız”