Sakık, sürecin bilinmeyenlerini anlattı: Oslo’dan önce bizle başladı, Emre Taner adına aradılar, 1997’de görüşmeler yaptık

“Süreç neden heba oldu?”

Sakık, sürecin bilinmeyenlerini anlattı: Oslo’dan önce bizle başladı, Emre Taner adına aradılar, 1997’de görüşmeler yaptık
Yayınlama: 26.02.2024
2
A+
A-

DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, tahlil sürecine yönelik bilinmeyenleri anlattı. Sakık, görüşmelerin Oslo’dan önce 1997 yılında başladığını, kendisi, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un da içinde yer aldığı HADEP heyetinin eski MİT Müsteşarı Emre Taner’in görevlendirdiği heyetle görüşmeler yaptığını açıkladı. Sakık, o dönem cezaevinden çıkan ve HADEP’te siyaset yapan, PKK yöneticisi Sabri Ok’un da bu görüşmelere katıldığını söyledi ve “Olup biten bütün süreçlerin mutfağında olduk” dedi. Sakık, kamuoyunda “Yeşil” kod isimli Mahmut Yıldırım’la iki sefer karşılaştığını ve kendisini mevtle tehdit ettiğini anlattı.

Sakık, Artı TV’de yayınlanan, Kemal Avcı ile Siyaset Ötesi programında, hayatı siyasi fliyetleri ve yakın tarihte yaşanan tanıklıklarına ilişkin çok önemli ayrıntılar verdi. Muş’un Zengök köyünde dünyaya gelen ve 19 çocuklu bir ailenin çocuğu olan Sakık, 1980 ve 90’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu bölgesinde fliyet gösteren ve faili meçhul cinayetlerle o dönem isminden sık sık söz ettiren “Yeşil” kod isimli Mahmut Yıldırım’la Muş’ta iki defa karşılaştığını anlattı. Yeşil’in Muş bölgesinde Tim Ahmo olarak tanındığını belirten Sakık, o anları ve aralarında yaşananları şöyle aktardı:

“Faili meçhul cinayetler yaşanıyordu. Yanı başımızda arkadaşlarımız katlediliyordu. Antep’te abim katledildi. Vedat Aydın (HEP Diyarbakır Kent Başkanı) Diyarbakır’da Mehmet Sincar (DEP Mardin Milletvekili) Batman’da katledildi. Yüzlerce arkadaşımız, şimdi isimlerini hatırlamadığımız…O süreç yaşanırken aslında çok açık net, devlet ismine cinayet işleyen şebekeler var. Onlar içinde de Yeşil vardı. Yeşil’i ben Muş’ta tanımıştım. İşin doğrusu Yeşil olarak bilinmiyordu, “Tim Ahmo” diye biliniyordu. Bir gün bizim köyde küçük kardeşimin düğünü vardı. Ben köye gittiğimde beş timin köyde olduğunu…  Ama isimleri dolaşıyordu. CHP’nin kent başkanı köyden akrabamız, bitişiğimiz köydeydi. O bana geldi: “Buraya timler gece geliyorlar (PKK’lı kıyafetleri ile), duş alıyorlar, banyo yapıyorlar; sabah da bu üniteler komando birlikleri ile birlikte köye geliyorlar. ‘Sizin gece meskeninize teröristler geldi’ diyorlar.  Adamlar baktı aynı simalar. Bu türlü bir tim var.

“Dost musun düşman mı?”

O tim ünitesi kardeşimin düğününe de geldi. O dönem SHP kent lideriyim. Düğüne büyük bir katılım vardı. Gittim yanlarına. Herkesin elini tuttum ama onların elini tutmadım. Biri orada dolaşıyordu. Bana döndü, tabii ki ben tanımıyorum. Dedi ki, ‘Sırrı beyefendi Kürtlerin geleneğinde düşman da eve gelse bir güzel geldin söylenir.’ Dedim ki, ‘Önce sen kendini tanıt. Dost musun, düşman mı? Gece dost olarak geliyorsun gündüz düşman olarak geliyorsun! Sen kimliksiz birisin. Kimliksiz birinin elini tutmam.’ Çok pişkin bir şekilde köylülerle konuşuyor, gülüyor. Benim köylüleri sömürdüğüm falan, bu türlü kendine göre propaganda yapıyor. Köylülerin hepsi bana döndü, ‘Keşke her insan bunun benzeri olsa. Bizimle hiçbir maddi manevi kederi yok. Bizim nerde bir kederimiz olsa yanı başımızda’ dediler. Ben de ‘Nifaklara hiç gerek yok. Bu köyden, buradan sana ekmek çıkmaz’ dedim.

“Enseme keleşin namlusunu dayadı”

Orada tanıdım. Bir de bölgede ‘Tim Ahmo’ olarak biliniyordu. 1991 seçimlerinde, seçim seyahatlerinden dönüyordum. Gecenin karanlığında yolumuzu kestiler. Sivil giysili, ellerinde keleşler… İndim otomobilden. Bizde de silah var ama silahı kime karşı kullanacaksın. Ne olduğunu da bilmiyoruz. İndiğimde onu gördüm. Enseme keleşin namlusunu dayadı. Yanı başımda da bir arkadaşımız vardı, bir de sürücümüz vardı. Onlar da iki kişiydiler, Muş’a yakın bir yerdi. Bizi aldılar otomobile, ben öndeyim. Diğer arkadaşımız ise diğer timin yanında, gidiyoruz. Bana döndü ‘Sırrı beyefendi, korktun mu?’ dedi. ‘Enseme silahı dayamışsın, mevtten öteye bir yol yok ki; korksam ne olacak korkmasam ne olacak’ dedim.

“Oteli geçecek olursa ben kendimi otomobilden atarım…”

Böyle bir müsabakamız oldu. Kente çok yakınız. Bizi infaz edebilecek bir yere götürebileceklerini düşünürken… Jandarma otelimizin üst tarafında. Zira bunun jandarmada kaldığını biliyorum. O gece kente geldik, çatışmalar olmuş. Bizi durduran o üniteler, özel timler, jandarmalar bunu görünce herkes geri kaçtı. Sonrası kente geldik. Şöyle düşünüyorum; oteli geçecek olursa ben kendimi otomobilden atarım… Ama otele yakın bir yerde sürücüye ‘Dur’ dedi. Bize ise ‘Buyrun inebilirsiniz’ dedi. Tanışmamız bu türlü oldu. “

“Bilgi birikimini orada gördüm”

Geçmişte yaşanan tahlil süreçlerinin hepsinin mutfağında yer aldıklarını belirten Sakık, Oslo’dan evvelki görüşmelerin kendileri tarafından, 1997’de başlatıldığını açıkladı. Sakık, şunları söyledi:

“Olup biten bütün süreçlerin mutfağında olduk. 1997’de, o tarihte bizi aradılar, ulaştılar. Bu türlü bir görüşme yapmak istediler. Emre Taner (eski MİT Müsteşarı) ismine aradılar, görüşme yapmak istediklerini söylediler.  Uzun uzun konuştuk. Sonrası ben, Ahmet Abi (Ahmet Türk), Aysel (Aysel Tuğluk), o tarihte Sabri Ok da (PKK yöneticisi) buradaydı. Görüşmelere birlikte katıldık. Şu an net hatırlamıyorum o tarihlerde kaç toplantıya bu türlü katıldık… Ama çabucak hemen her toplantıda ben ve Ahmet abi, Aysel vardı. O süreci oturarak, konuşarak ne yapabilirizi… Ben o tarihte Emre Beyefendisi dinlerken nitekim siyaset arenasında olmayan bilgi birikimini orada gördüm. Kürt probleminin nasıl çözülmesi gerektiğini, bir hak, hukuk, adalet sorunu olduğunu onlardan duyarken… Geçmişte mesela MİT’le ilgili bir şey söylenirken tüylerimiz diken diken olurdu. Ama ben onları dinlerken, bilhassa onun o bilgi, birikimi…

“Fidan’la da görüştük”

Hakan Fidan’la da görüşmelerimiz oldu. Bu bahiste siyasetin çok çok ilerisinde, olması gereken ne varsa bir an önce yasalar, anayasa buna göre dizayn edilmelidir.

“Çok şeffaf görüşmeler yapılıyordu”

Sonrası tabii ki İmralı süreci başlayınca mesela Habur’dan tutun o Oslo’daki bütün şeylerde, mutfakta vardık. Mesela Habur’da ben de Ahmet abi de oradaydık. O süreçler… Ama bu bilgileri partideki arkadaşlarımızla baş başa paylaşıyorduk, konuşuyorduk. Çok gizli bâtın de bir şeyi yoktu. Bu topraklarda hiçbir şeyin saklı gizli kalmayacağını biliriz. Onun için çok şeffaf görüşmeler yapılıyordu. Ondan sonra İmralı süreci başladı.

“Süreç neden heba oldu?”

Ben hala merak ediyorum İmralı’da 2015 yılında olup bitenler çok net olarak… Bizim nerede bir eksikliğimiz var. Tahlil süreci neden heba oldu. Sayın Öcalan bu bahiste ne düşünüyor, çok merak ediyorum. Bire bir merak ediyorum.

“Kafamızı koymaya hazırız”

Yeni bir süreç başlarsa tabii ki rol almak isterim. Bana nerede bir görev düşerse o göreve seve seve giderim. Hep tabir şu ya, ‘Taşın altına elini koymak…’ Biz vücudumuzu koymaya hazırız, başımızı koymaya hazırız. Hele hele böylesi bir süreçte bir görev düşüyorsa seve seve yaparız. Esasen bunun için varız. Halkımız, ‘Parlamentoya gidin mevki makamları işgal edin; gidin şunu yapın’ demiyor ki. ‘Gidin bizim problemlerimizi çözün…’ Bu kadar acı dolu yıllar yaşamış halkın problemlerinin tahlilinde bize bir görev düşerse onu onur olarak taşırız. Umuyoruz yakın bir süreçte bu türlü bir süreç başlar. Bize görev düşmezse bile eyvallah. Tamam, kâfi ki başlasın.

“Ana sütü ne kadar helalse…”

Hakan Fidan’ı bu bahiste çok bilgili, birikimli gördüm. Hatta şunu da söylüyorlardı, ‘Kürt sorunu, ana sütü ne kadar helalse Kürtler için, Kürt sorunu bu noktada helaldir. Bu noktada adım atılmalıdır.’ Ama ne hikmetse bir gün bir yere giriliyor, bir yerlerde tıkanıyor. Bu devletin derinliklerini hepimiz biliyoruz. Bu derinlikler toprağın derinliklerinden daha çok derin olduğunu biliyoruz. Ama siyasetçiler bu mevzuda risk almak istemiyor. İktidarlarını sürdürmek istiyorlar. Hamaset o kadar dorukta ki. Son iki gündür görüyorum Meclis’te. Hiç Meclis’e gelmeyen Süleyman Soylu, dün gelmişti. Zira Kurt puslu günü bekliyor. Kürt sorunu böylesi iktidarların rant alanına dönüşmüş. Yoksa istendiği an bu sorun çözülür. Ne istiyoruz? Hep birlikte demokratik cumhuriyeti birlikte inşa etmek. Bu cumhuriyet Kürtler için, diğer halklar için, Türkler için de şayet demokratik bir cumhuriyet inşa edilecekse hepimiz burada mutlu olacağız.  Ne yazık ki buna bile tahammülleri yok. Bunu birlikte sağlayabiliriz. Parlamento bu görevi üstlenebilir. Asıl parlamentonun görevi de budur. Parlamento görevinden kaçıyor. Ben eminim ki çok rahatsız olanlar var. Dünden bugüne kadar iktidar cephesinden, eski-yeni vekiller, onlarcası beni arıyor, ‘Ağzına sağlık. Şunları söyledin, bunları söyledin’ diye. Birkaç konuşma yaptığımda da geri dönüşler o kadar olumlu ki. Mesela ben cumhuriyetin yüz yıllık sürecinde yüz ana başlıkla program yapmıştık; geriye dönüş o kadar çok olumlu oldu ki. Buradan nemalanan başka bir damar var. Bu damar ülkenin demokrasi ile inşa olmasını istemiyor. Bütün hengame bu. Şayet olursa parlamentoda bunların varlığı olmaz.  Bu siyasi partilerin büyük bir çoğunluğu zati olmaz.” 

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.