Ruşen Çakır: Öcalan, İmralı Heyeti ile görüşmesinde “Bahçeli inanılır gibi değil” demiş

Öcalan’ın İmralı Heyeti’yle görüşmesinde kullandığı ifadeleri aktaran Çakır, Öcalan’ın “Davul boynumda ve her gelen vuruyor” dediğini de belirtti.

Ruşen Çakır: Öcalan, İmralı Heyeti ile görüşmesinde “Bahçeli inanılır gibi değil” demiş
Yayınlama: 21.04.2026
3
A+
A-

PKK lideri Abdullah Öcalan‘ın İmralı’da yapılan görüşmede söylediklerini yazan gazeteci Ruşen Çakır, Öcalan’ın “Davul boynumda ve her gelen vuruyor” dediğini aktardı. Güvenilir kaynaklardan edindiği bilgileri aktardığını ifade eden Çakır, Öcalan’ın statüsünün netleşmesini istediğini aktardı. Öcalan’ın İran savaşı konusunda uyarılarda bulunduğunu anlatan Çakır, Öcalan’ın çözüm sürecini bekleyen zorlukları anlatarak ve MHP lideri hakkında “Bahçeli inanılır gibi değil” dediğini yazdı.

Medyascope Genel Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’da yapılan görüşmede söylediklerini yazdı.

Çakır’ın yazısı şu şekilde:

“Suriye’de Gazze kokusu aldım”

“Şeyh Maksut [Halep’te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı mahalle] meselesini başlatan güçler Türk-Kürt ilişkilerini önümüzdeki yüz yılda bir kanlı ilişkiye dönüştüreceklerdi. Qamışlo da Kobani de kalmazdı. Kürtler direnirdi, kim kazanır kim kaybeder beli değil ama kesinlikle Gazze kokusu aldım. Gazze’de Filistin ne kadar kazandıysa Kürtler de o kadar kazanırdı. Hatta dünya Gazze’nin arkasında oysa Kürtler yalnız kalacaktı ve Suriye’de Kürt diye bir şey kalmayacaktı. Sen istediğin kadar dağda ben varım de. Destan da olabilirdi. Ama sonuç ne olurdu? Devrimci olan sonucu da hesaplamalıdır. Kazanımı hesaplamayan bir devrimci toplumu savunamaz.”

“Sadece Suriye değil bu süreç berhava olurdu”

“Yeniden büyük bir savaş ve çatışmanın içine çekmek istediler. Belli ki anlaşmışlar. Halep’te bu masayı devirmek istediler. Bu ciddi bir durumdu. Mektup yazdım, Şahin [Mazlum Abdi] ciddiye almış. Elbette kötü bir çıkış oldu ama daha büyük ve yanlış bir savaşa girilmedi. Kandil de rahatsız olmuş, bence hiç rahatsız olunacak bir durum değildir. Çünkü ilk kez kendi irademizle bir savaşa girmedik. Son çatışmayı böyle yaşasaydık, sadece Suriye değil bu süreç berhava olurdu. Yüz yıla yayılan bir savaş olurdu. Qamışlo, Haseke ve diğer kentlerde on binlerce kişi ölürdü. Ben bu işi şimdi değil, ilk Özal ile başlatmıştım. O bizim nazarımızda şehittir. Ona söz verdim, onun anısına bu süreci sonuca ulaştıracağım. Kaya Toperi [Özal’ın özel kalem müdürü] ile görüşmemiz olacaktı, Özal o gün düştü.”

“Bu süreç bozulursa büyük yıkım olur”

“Bu çözüm sonuca ulaşmazsa mutlaka bir taraf sizi ezecek. Bizim silah ile işimiz derdimiz yok. Ben silaha dayanmıyorum. “Öcalan baskı altında, örgüt zayıf bir zeminde” diye başlatmadık bu süreci. Bu süreç bozulursa büyük yıkım olur. 2012’de eğer bu süreç nihayete ermezse 100 bin kişilik ordu çıkar karşınıza demiştim, süreç beni Rojava’da doğruladı. Şimdi de bu süreç boşa çıkarılırsa İran, Irak krizi sonucu 500 bin Kürt silah altına alınır. İran var, Irak var. Kürt güçlerinin hali bellidir. Bunu Türkiye’ye yönlendirirler ve onu yıkarlar. Bu tehdit değil, uyarıyorum. Olası bir gelişmeden haberdar ediyorum. Sizin idealimiz dediğiniz çözüme imza atmak istiyorum. Bu işi hal etmek gerekir. Binlerce can var.”

“Bahçeli inanılır gibi değil”

“Türkiye’de cesur olan Devlet Bahçeli’dir. DEM’lilere de beni hatırlatıyor ve “kurucu önderi esas alın” diyor. Evet ikinci Sevr’e gidiliyor. Balkanlardaki durum gibi. Siyaset “terörist başı” ile görüşmem diyordu. Bahçeli en son cesurca “Ben giderim” dedi. İnanılır gibi değildir. En büyük rakibim, bunu söylüyor. Ama muhalefet diye geçinenler gelmedi. 60 milyon Kürt kitlesi var. İsrail av peşinde, etkili bir diplomasi peşinde. İran ve Irak’ı Kürt sopasıyla dövmek istiyorlar. Ortadoğu’da, bazı güçlere karşı sopa olarak kullandılar. “Vura vura İsrail’i yarattık, vura vura petrol elimizde” dediler. “Sen neden bu sopayı elimizden alıyorsun?” dediler. Artık bunu biraz yetkililere anlatın diyorum. Bu çözümün öncülüğünü Türkiye yapsın diyorum.”

“Ruhen bu statü ile yaşayamam”

“Bir bina yapmışlar, binanın statüsü önemlidir. Ne hapishanedir ne de evdir… Ne kuştur ne devedir… Bu durumda bu binaya gitmem. Siyasi hukuki boyutu düşünmeden olmaz. Bir devlet böyle iş yapmaz. Hukuki boyut önemlidir. Ruhen bu statü ile yaşayamam. Coşkulu görünüyorum çünkü hayırlı iş yapıyorum. Ama “Öyle kal, gerisini biz yaparız” denemez. Siyasetin durumu budur. Ama olmayacak duaya âmin demem. Sorun etmiyorum. En son özgür olması gereken ben olayım.”

“Selahattin ne yapabilir?”

“Yahu adım atan ben, katkı yapan benim. Ama “Öcalan ile olmaz” diyorlar. Engel benmişim gibi. Bu durumda ya beni öldürmeli ya da benim kendimi öldürmem lazım. O zaman başkasını bulun, çözsün. Selahattin [Demirtaş] diyorlar. Selahattin ne yapabilir? Ben karamsar değilim. Ama yüzde yüz garanti veremeyebilirim.”

“Davul boynumda ve her gelen vuruyor”

“Davulu boynuma asıp herkes istediği tokmağı vuramayacak. Varsa yetenekleri uygulayabilirler yok eğer bana mal edilecekse, böyle olmaz. Şimdi göreve beni çağırdılar. 40 tane tokmak çıkmış davula vur da vur. Bu sese nasıl dayanılır? Davul boynumda ve her gelen vuruyor. Davul sesi korkunç. Kakofoniden barış sesi duyulmuyor. Ses duyulmuyor. Bunu niye uzatıyoruz? Toplumun yüzde 80’i barış istiyor. Yönteme destek ise yüzde 20 deniyor. Toplum “Bu yöntem yanlış” diyor. Yöntemden rahatsız olan toplumu işkenceye tabii tutmayalım. Yol yöntem önerebilirsiniz. Süre vs. meselesi de yanlıştır. An bu andır. Gün başarma günü, yeni karar günü ve mücadele günüdür.”

Çakır’ın yazısının tamamını okumak için .

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.