“Saray iktidarına karşı çıkan 48 milyon seçmenin çok önemli bölümleri on yıl evvelki Gezi kitlesinin bugünkü türevleridir”
Ekonomist Prof. Dr. Korkut Boratav, radikal bir demokratik ihtilal olarak başlayan Cumhuriyet’in 100’üncü yılında İslamcı bir faşizme dönüşmenin eşiğinde olduğunu söyledi. Yeniden kuruluşun kitle tabanının Seyahat’te ortaya çıktığını belirten Boratav, “2019 İstanbul seçimlerinin kazanılmasında; hatta Mayıs 2023’te Altılı Masa miting meydanlarının önderleri ziyadesiyle aşan coşkusunda Gezi’nin izleri, katkıları hâlâ var. Saray iktidarına karşı çıkan 48 milyon seçmenin çok önemli kısımları on yıl evvelki Gezi kitlesinin bugünkü türevleridir” diye konuştu. Boratav, “Elli yıl evvelki devrimciliğin, yüz yıl evvelki Ulusal Mücadele’nin mirasını, tecrübelerini, sloganlarını, türkü ve marşlarını hatırlamak, canlandırmak zamanıdır” dedi.
Korkut Boratav’ın Birgün’de yayınlanan “Yeniden kuruluşun kitlesi Seyahatte ortaya çıktı” başlıklı söyleşisinin ilgili kısmı şöyle:
“Cumhuriyet’in ikinci yarısına iki türlü bakılabilir: Birincisine göre, 12 Eylül darbesinin başlattığı eğilim kesintisiz süregelmiş İslamcı bir faşizme ulaşmıştır. Bu bakış açısını destekleyen belirleyici etkenleri de sıralayabiliriz: Parlamenter solu temsil eden CHP önce parçalanmış; tekrar bütünleştiğinde 1970’li yılların sınıfsal platformundan ve aydınlanmacı/Kemalist çizgisinden kopmuştur. Sol kanadı olmayan liberal bir partiye dönüşmüştür. Parlamento-dışı, devrimci, sosyalist sol ise 12 Eylül darbesinin öncelikli gayesi olmuştur; çökertilmiş, dağıtılmıştır. Bir evvelki devrin yaygın, örgütlü gücüne tekrar ulaşamamış, etkisiz kalmıştır. 1970’li yıllarda CHP’yi sola çekmiş olan ‘mıknatıs’ tesirini de yitirmiştir.
Son yarım yüzyıla alternatif bakış, evvelki tahlilin sonucunu reddetmez; fakat ara-aşamalarına dikkat çekerek bu dönüşümün kaçınılmaz olup olmadığını da sorgular. İslamcı faşizm ile barışık olmayan demokratik ve Cumhuriyetçi güçlerin kaçınılmaz olmayan yanılgılarını vurgular. Bu bakış, elbette geçmişi değiştiremez; fakat ilerisi için dersler içerebilir.
Burada tarihçe yapamayız. Tek bir soru ile yetinelim: Siyasal İslam, demokratik bir cephede yer almalı mı? Liberaller ‘evet’ diye yanıtlayarak AKP iktidarını peşinen desteklemişti. Keşke AKP periyodunun öncesine ağırlaşarak Türkiye pratiği içinde sorgulasalardı… 12 Mart darbesini izleyen ilk genel seçim sonrasını örnek alalım. ‘Demokratik sol CHP’ birinci parti olur; Ocak 1974’te Ecevit’in başbakanlığında CHP-MSP koalisyonu kurulur. Koalisyon sol etraflarda de 12 Mart faşizminin enkazını temizleme fırsatı olarak görülmektedir.
Koalisyon, demokratikleşme adımı olarak 12 Mart devrinin siyasî mahkumlarını, sanıklarını kapsayan bir af yasasında anlaştı: Komünizme karşı TCK’nın 141-142’nci, şeriatçı aksiyonlara karşı 163’ncü hususları kapsanacaktı. Af tasarısı TBMM’nin gündemine 15 Mayıs 1974’te geldi. Siyasal İslam’ın o tarihlerdeki temsilcisi MSP bu demokratik uzlaşmaya ihanet etti. Önce TCK madde 163’ü kapsayan af oylandı; kabul edildi. Sıra TCK 141-142’ye gelince ‘uygun sayıda’ MSP milletvekili oturumu terk etti. Af, sosyalistleri, devrimcileri dışlayarak maddeleşti. AYM iki ay sonra bu yanlışlığı düzeltecek; solcu hükümlü ve sanıkların da tahliyelerini, aflarını mümkün kılacaktı. Aralarında Mülkiye’den dekanımız, dostum merhum Mümtaz Soysal da yer alıyordu.
MSP-CHP koalisyonu bu nedenle dağıldı. MSP Milliyetçi Cephe hükümetine katıldı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa iktidara ortak olan siyasal İslam, demokratik bir ittifakın öğesi olamayacağını Mart 1974’te ortaya koymuştu.
(Peki sizce hem içinde bulunduğumuz rejimi hem de bir asır evvelki Cumhuriyet’i aşabilecek bir yeniden kuruluş nasıl mümkün, ne yapmalı?) ‘Yeniden Kuruluş’un kitle tabanı on yıl önce, Haziran Gezi kalkışması ile resen ortaya çıktı. Katılanlar ortak simge olarak Mustafa Kemal’in kalpaklı portrelerini seçtiler. Cumhuriyetçi, kamucu aynı vakitte sosyalist sloganları benimsediler; komünist bölüşüm prensiplerini de uyguladılar. Personel sınıfının nitelikli bölümlerinden, mensuplarından, geleceğin personelleri olan öğrencilerden oluşmaktaydı. Liderlik, öncü örgüt yoktu; aranmaktaydı. Sosyalistler altı yıl evvelki Cumhuriyet mitinglerinden uzak durmuşlardı. Gezi kalkışmasında liberal yanılgılara son verdiler; katıldılar fakat kalkışmayı siyasete taşıyamadılar.
Gezi’yi siyasete, öncelikle bir yıl sonraki yerel seçimlere tesirli boyutlarda taşımanın doğal adayı, CHP’ydi. Parti yönetimi itinayla uzak durdu. Sonrasında, örneğin 2019 İstanbul seçimlerinin kazanılmasında; hatta Mayıs 2023’te Altılı Masa miting meydanlarının başkanları ziyadesiyle aşan coşkusunda Gezi’nin izleri, katkıları hâlâ var. Saray iktidarına karşı çıkan 48 milyon seçmenin çok önemli bölümleri on yıl evvelki Gezi kitlesinin bugünkü türevleridir.
Yeniden inşa ve kuruluş, bugünkü Türkiye şartlarında sosyalist örgüt, partilerden kaynaklanacaktır. Onlar İslamcı faşizmin niteliğine ve neoliberalizmin eseri olan sermayenin tahakkümüne doğru teşhis koyanlardır. Fakat bu ağır tarihî sorumluluğu hak etmeleri gerekecektir. İslamcıların işçi sınıflar üzerindeki ideolojik tahakkümüne son vermeyi, işyerlerinde, mahallelerde örgütlenerek başarmaları gerekecektir.
Elli yıl evvelki devrimciliğin, yüz yıl evvelki Ulusal Mücadele’nin mirasını, tecrübelerini, sloganlarını, türkü ve marşlarını hatırlamak, canlandırmak vaktidir. Başarılmalıdır.”