Tayvan ve Meksika örnekleri bize gösteriyor ki demokrasi yalnızca iktidar değişimiyle gelmiyor; muhalefetin yapısı, ilişkileri ve koordinasyonu, demokratik sistemin sürdürülebilirliğini belirliyor
Düzgün Arslantaş*
Dünya 3. dalga otoriterleşme dalgasıyla boğuşurken neden demokrasiye geçişle ilgili bir yazı yazılıyor diye homurdandığınızı duyuyorum. V-DEM verilerine göre 2004’te dünya nüfusunun yüzde 51’i demokratik rejimlerde yaşıyordu; 2024’te bu oran yüzde 28’e geriledi. Buna rağmen bazı ülkeler, son yıllarda demokrasiyi güçlendirmeyi başardı. En ilginç örneklerden ikisi Tayvan ve Meksika. İkisi de 2000 yılında uzun süre iktidarda kalan hegemonik partilerin yenilgisiyle demokrasiyle tanıştı, ama süreç ve sonuçlar farklıydı. Tayvan’da demokrasiye geçiş yavaş ve kademeli oldu; Meksika’da ise hızlı ve radikaldi.
Peki bu dönüşüm de muhalefet partilerinin rolü neydi? Bu iki örnekte muhalefetin rolünü incelerken üç boyutu göz önünde bulunduruyorum: muhalefetin iktidarla ilişkileri; muhalefet partileri arası ilişkiler ve muhalefetin koordinasyon kapasitesi. Bu çerçeve, neden bazı demokratik dönüşümlerin demokrasiyi uzun vadede kırılganlıktan uzaklaştırdığını, yani demokratik konsolidasyonu, açıklamaya çalışıyor.
Muhalefet ve iktidar ilişkisi
Çin İç Savaşı’nda (1927-1949) yenilen milliyetçilerin Tayvan’da sürgünde kurduğu Kuomintang Partisi’nin uyguladığı sıkıyönetim, muhalefeti uzun yıllar bastırdı. Buna rağmen Demokratik İlerleme Partisi (DİP) 2000’de Kuomintang hakimiyetine son vermeyi başardı. Fakat bu zafer, Kuomintang’ı siyaset arenasından silemedi. Aksine, Kuomintang kimlik politikalarını kullanarak ittifaklar kurmaya devam etti ve zaman zaman demokratikleşmeyi sekteye uğrattı. Bu durum, otoriter iktidarı var eden meseleler – dini ve etnik bölünmeler gibi – çözülmedikçe otoriter partilerin seçimler kanalıyla yeniden dönüşünün mümkün olduğunu göstermektedir.
Meksika’da ise durum farklıydı. Kurumsal Devrim Partisi (KDP), 1929-2000 yılları arasında dünyada en uzun süre iktidarda kalan partilerden birisi olsa da, altı yıllık başkanlık sınırı ve ilk yıllarda uygulanan devletçi korporatizm, iktidar-muhalefet ilişkilerini yumuşattı. İki büyük muhalefet partisi, sağcı Ulusal Eylem Partisi (UEP) ve solcu Demokratik Devrim Partisi (DDP), etnik ve dini bölünmelerin zayıf olması nedeniyle kısa sürede yakınlaşabildi ve demokratik konsolidasyonu hızlandırdı. Burada vurgulanması gereken unsur, kapsayıcı kurumların varlığının muhalefetin başarısı kadar önemli olduğudur.
Muhalefet partileri arasındaki ilişkiler
Tayvan’da muhalefet partileri esas olarak ulusal kimlik ve Çin ile ilişkiler üzerinden kutuplaştı. Pan-Yeşil ve Pan-Mavi bloklar arasındaki bu ayrışma, iktidar karşısında koordine olmayı zorlaştırıyor. Örneğin DİP içindeki görüş farklılıkları, seçim sonrası demokratik konsolidasyonu savunmada risk oluşturuyor.
Meksika’da ise tek parti yönetiminde muhalefet ideolojik olarak ayrışsa da, seçimlerin adil gerçekleşmesi, yolsuzlukla mücadele ve adem-i merkeziyet konularında uzlaşı sağlandı. Bu da gösteriyor ki, ortak normlar ve kurumlar, partiler arası diyaloğu güçlendirir ve demokratik geçişi güvenceye alır.
Muhalefet koordinasyonu
Tayvan’da muhalefet, 1979 Kaohsiung olaylarından itibaren sokakta ve mecliste iktidara karşı direndi. Kuomintang içindeki bölünmeler ise muhalefete momentum kazandırdı. Dolayısıyla, DİP’in 2000’deki zaferi, tamamen muhalefet koordinasyonundan ziyade, Kuomintang’in kendi içindeki ayrışmanın bir sonucu oldu. Bu durum, demokrasiye geçiş sonrası ittifak ihtiyacını azalttı.
Meksika’da ise muhalefet uzun yıllar kitlesel protestolar ve parlamenter mücadele ile büyüdü. 1997’de mecliste çoğunluğu elde etmeleri, 2000’de Vicente Fox’un zaferine giden yolun kilit adımıydı. Bu deneyim bize şunu öğretti: Koordinasyon, yerel ve bölgesel düzeyden başlayıp ulusal boyuta taşındığında, demokrasiye geçişin hızını ve sağlamlığını artırıyor.
Çıkarılacak dersler
Meksika ve Tayvan’dan çıkarabileceğimiz üç ders var:
Sonuç olarak Tayvan ve Meksika örnekleri bize gösterdi ki demokrasi yalnızca iktidar değişimiyle gelmiyor; muhalefetin yapısı, ilişkileri ve koordinasyonu, demokratik sistemin sürdürülebilirliğini belirliyor.
*Köln Üniversitesi Siyaset Bilimi Doçenti