Türkiye’de peş peşe çıkan orman yangınları, iklim değişikliğiyle şiddetlenen yangınların beraberinde getirdiği yeni bir riski gündeme taşıdı: Ateş bulutları. Peki bu ne demek ve Türkiye için ne anlama geliyor?
Türkiye’nin farklı bölgelerinde günlerdir devam eden orman yangınlarının önemli bölümü kontrol altına alınırken, bazı noktalarda söndürme çalışmaları sürüyor. Kuvvetli rüzgâr nedeniyle bazı yerleşimler tedbir amacıyla tahliye edildi, kara yolları ulaşıma kapatıldı.
Uzmanlara göre son gelişmeler, iklim değişikliğiyle şiddetlenen orman yangınlarının yeni risklerini tartışmaya açıyor. Bu risklerden biri de büyük yangınların kendi hava sistemini oluşturarak “ateş bulutları” üretebilmesi.
Bilim insanları, orman yangınlarının onları mümkün kılan iklim ve atmosfer koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Yangının davranışını değiştirebilen bu oluşum, son olarak Fransa’nın güneybatısındaki orman yangınlarında gündeme geldi.
Ateş bulutları nasıl oluşuyor?
Bilimsel adı Pyrocumulonimbus (PyroCb) olan ateş bulutları, büyük ve şiddetli yangınların ürettiği yoğun ısının uygun atmosferik kararsızlık koşullarında güçlü yükselimler oluşturmasıyla meydana geliyor. Yangından yükselen sıcak hava, kül, duman ve su buharı atmosferin üst katmanlarına taşınıyor. Atmosferik kararsızlığın yüksek olduğu durumlarda bu yapı gök gürültülü bir fırtına bulutuna dönüşebiliyor. Bu aşamada yangının yönü, yayılma hızı ve şiddeti daha öngörülemez hâle gelebiliyor.
DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Prof. Dr. Murat Türkeş, ateş bulutlarının yalnızca yangının sonucu olmadığını, yangın davranışını değiştiren aktif atmosferik sistemler olduğunu söylüyor.
Türkeş, çok büyük yangınların atmosfere verdiği yoğun ısı enerjisinin güçlü dikey hava hareketleri oluşturduğunu, atmosferik kararsızlığın yüksek olduğu durumlarda ise bu yapının gök gürültülü bir fırtına bulutunun özelliklerini kazanabildiğini anlatıyor.
Güçlü enerji ve konveksiyonun oluşturduğu yükselici hava hareketlerinin, yangının kendi hava koşullarını üretmesine yol açabildiğini belirten Türkeş, bunun sonucunda ani rüzgâr değişimleri, yangın hortumları, kuru yıldırımlar ve yeni yangın başlangıçlarını tetikleyebilen koşulların ortaya çıkabildiğini söylüyor. Türkeş, sıcak ve kuvvetli rüzgârlarla dağlık topografyanın bir araya gelmesinin tehlikeyi daha da artırdığını belirtiyor.
Afet planlarında yeni bir boşluk mu var?
Türkiye’de PyroCb üzerine yayımlanan akademik çalışma sayısı ise sınırlı. Türkeş, Doğanay Tolunay ile birlikte Türkiye Ormancılar Derneği’nin 2023’te yayımladığı Orman Yangınları kitabında, 2021’de Güneybatı Anadolu’da yaşanan büyük yangınlardan hareketle ateş bulutlarını ele aldıklarını belirtiyor.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi araştırmacıları tarafından Mart 2026’da yayımlanan kavramsal analizde, PyroCb’nin yalnızca meteorolojik bir olgu olarak değil, afet yönetimi ve toplumsal dirençlilik açısından da ele alınması gerektiği vurgulanıyor.
Araştırmacılar, AFAD’ın Türkiye Afet Risk Azaltma Planı (TARAP) başta olmak üzere mevcut politika belgelerinde PyroCb gibi yeni nesil risklerin doğrudan tanımlanmadığını, bunun çoklu tehlike yaklaşımına dayalı afet planlamasını sınırladığını ve yangının yalnızca fiziksel ilerleyişine odaklanan dar bir çerçeve yarattığını değerlendiriyor.
AFAD, Orman Genel Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve TÜBİTAK gibi kurumların orman yangınlarına yönelik erken uyarı, izleme ve müdahale sistemleri geliştirdiğini belirten araştırmacılar, diğer yandan Türkiye’de PyroCb alanına özgü eğitim programları, teknik altyapı ve kurumsal bilgi birikiminin henüz sistematik ve bütüncül bir yapı kazanmadığını belirtiyor. Çalışmada, sahada görev yapan personelin PyroCb’nin meteorolojik dinamikleri ve yönetsel etkilerine ilişkin farkındalığının sınırlı olduğu da ifade ediliyor.
Prof. Dr. Murat Türkeş de mevcut değerlendirme ve öngörü sistemlerinin büyük yangınların yarattığı yerel atmosfer koşullarını kapsayacak biçimde geliştirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Türkeş, iklim değişikliğiyle birlikte Kanada, Avustralya, Kuzey Rusya, Kaliforniya ve Akdeniz havzasındaki büyük yangınlarda ateş bulutlarının sıklığı ile şiddetinin arttığını söylüyor. Daha yüksek sıcaklıkların, uzun süreli kuraklıkların, düşük bağıl nemin, yüksek buhar basıncı açığının, bitkisel yakıt kuruluğunun ve artan yakıt yükünün büyük yangınları beslediğini, bunun da ateş bulutu oluşma olasılığını artırdığını ifade ediyor.

Türkiye’de potansiyel artıyor
Türkeş’e göre Türkiye, Akdeniz iklim bölgesinde ve iklim değişikliğinin etkilerine açık Doğu Akdeniz kuşağında yer alması nedeniyle bu riskten uzak değil. Türkeş, Türkiye’nin Orta Doğu ve Güneybatı Asya ile bağlantılı coğrafi ve iklimsel konumuna da dikkat çekiyor.
Ateş bulutu oluşma potansiyelinin esas olarak Ege ve Akdeniz’deki büyük yaz yangınlarında arttığını belirten Türkeş, son yıllarda Güney ve Doğu Marmara ile Kuzey İç Anadolu’nun kuzeybatısının da büyük yangınların görüldüğü alanlara eklendiğini söylüyor.
Türkeş, 2021’de Güneybatı Anadolu’da yaşanan büyük yangınların bir bölümüne ait fotoğraflara bakarak ateş bulutu oluşmuş olabileceğini değerlendirdiğini ancak bunun kesin bir teşhis olmadığını belirtiyor. Bununla birlikte ateş bulutu oluşma potansiyelinin giderek arttığını vurguluyor.
Güçlü sıcak hava dalgaları, uzun süreli meteorolojik kuraklık, yüksek buhar basıncı açığı ile poyraz ve fön gibi kuvvetli rüzgar koşullarının bir araya gelmesi bu riski büyütüyor. Türkeş’e göre 2026 kış ve ilkbaharının yağışlı geçmesiyle artan ot örtüsü yaz aylarında kuruyarak yüksek bir yanıcı madde yükü oluşturdu. Bu koşulların bir araya gelmesi, büyük yangınların kendi konvektif sistemlerini oluşturma olasılığını yükseltiyor.
Türkeş, yangın riskinin değerlendirilmesinde yalnızca sıcaklık ve kuraklığın değil, değişen rüzgar koşullarının, atmosferik kararsızlığın, duman ile konveksiyon arasındaki etkileşimin ve ateş bulutu oluşma potansiyelinin de dikkate alınması gerektiğini söylüyor.
Türkiye’de proaktif, bütünleşik, dinamik ve kurumlar arası eşgüdüme dayalı bir yangın yönetim sistemi bulunmadığını savunan Türkeş, yangın yönetimi stratejilerinin bu yeni risklere göre güncellenmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca büyük yangınlar sırasında yüksek çözünürlüklü yerel atmosfer verilerinin kullanılması ve atmosfer profilindeki değişimlerin incelenmesi gerektiğini söylüyor.
Yangın sezonu uzuyor
Türkiye’de orman yangınlarıyla mücadele sezonu 1 Mayıs-1 Kasım dönemi üzerinden planlanıyor. Yangın sezonuna ilişkin DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, son yıllarda yaşanan yangınların bu takvimin dışına taşmaya başladığını söylüyor.

“Artık yangınlar yangın sezonu dışında ve Karadeniz Bölgesi’nde de çıkabiliyor ve geniş alanlara zarar verebiliyor.”
Tolunay, son yıllarda eylül ve ekim aylarında büyük yangınlar çıktığını, bazı yıllarda ise haziran ayında geniş alanların yandığını belirtiyor. Meteorolojik koşullara bağlı olarak nisan ve kasım aylarında da önemli sayıda yangın görüldüğünü belirten Tolunay, Karadeniz Bölgesi’nde ise orman yangınlarının çoğunlukla ocak ve şubat aylarında meydana geldiğini ifade ediyor.
2025’te Bursa, Sakarya, Bilecik, Bolu, Eskişehir ve Karabük’te geniş alanların yandığını hatırlatan Tolunay, Türkiye’nin artık yangın sezonunu yeniden değerlendirmesi ve bütün yıl yangın çıkabilecekmiş gibi hazırlık yapması gerektiğini vurguluyor.
Mücadele sadece yangın çıktıktan sonra başlamıyor
Uzmanlara göre orman yangınlarıyla mücadele yalnızca yangın başladıktan sonraki müdahaleden ibaret değil. Yangın çıkmadan önce riski azaltacak uygulamalar da en az söndürme kapasitesi kadar belirleyici.
“Orman yangınlarıyla mücadeleyi araç ve gereç sayısına indirgiyoruz” diyen Tolunay, yangın riskini azaltmanın yalnızca OGM’nin sorumluluğunda olmadığını vurguluyor.
Enerji nakil hatlarının düzenli bakımının yapılması, orman-kent arayüzünün planlanması, yanıcı örtünün azaltılması ve kuru yapraklarla otlara yönelik denetimli yakma uygulamaları dahil çok sayıda önlemin farklı kurumların eşgüdümüyle hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor.
Asıl hedefin yalnızca çıkan yangınlara daha fazla araçla müdahale etmek değil, yangınların çıkış sayısını azaltmak olması gerektiğini belirtiyor.
“Yıllık 3 bin-3 bin 500 olan yangın sayısını binlere çekmek asıl amaç olmalı.”
DW Türkçe, 2026 yangın sezonuna ilişkin hava ve kara müdahale kapasitesi, yangın öncesi risk azaltım çalışmaları, enerji nakil hatları çevresindeki önlemler, orman-kent arayüzündeki uygulamalar ve iklim öngörülerinin hazırlıklara nasıl yansıtıldığına ilişkin sorularını Orman Genel Müdürlüğü’ne yöneltti. OGM, DW Türkçe’nin sorularına yanıt vermedi.