NATO’da görev yapmış Emekli Tümamiral Kutluk: NATO çözülme sürecine girdi
Emekli Tümamiral Deniz Kutluk, ABD ile Avrupa arasındaki görüş ayrılıklarının NATO’nun geleceğini tartışmalı hale getirdiğini söyledi. Rusya’ya yönelik yaptırımların sonuç vermediğini dile getiren Kutluk, Hürmüz Boğazı’na yönelik olası bir ABD müdahalesinin ise ABD açısından intihar olduğu görüşünde.
Uluslararası güvenlik mimarisi, NATO’nun geleceği ve Orta Doğu’da yükselen gerilimler yeniden tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Emekli Tümamiral Deniz Kutluk, Radyo Sputnik‘te yayınlanan ‘Ankara Farkı’ programında, NATO içindeki görüş ayrılıklarından Rusya’ya yönelik yaptırımlara, Hürmüz Boğazı’ndaki son gelişmelerden ABD’nin askeri kapasitesine kadar birçok başlığa yönelik İsmet Özçelik’in sorularını yanıtladı.
‘NATO çözülüyor’
Kutluk, ABD ile Avrupa arasındaki stratejik ayrışmanın NATO’nun işleyişini zayıflattığını, ittifak üyelerinin artık ortak bir güvenlik perspektifinde buluşamadığını söyledi:
“NATO çözülüyor. Adı konmamış ama çözülüyor. Çünkü siz NATO’nun kurucu ve büyük nükleer destek sağlayan unsuru ABD olarak tutup toprak bütünlüğünü koruyacağınız üyelerin bir kısmının toprağını isterseniz, Avrupa Birliği buna karşı pozisyon alır ve siz Avrupa ile ABD arasını açarsanız ya da Kanada’nın toprak bütünlüğünü hiçe sayıp ‘siz bize eyalet olarak bağlanın’ derseniz veya NATO’nun uluslararası hukuku güçlendiren bir yapısı varken denizlerde başka devletlerin bayraklarını taşıyan gemilere ABD olarak çıkıp ‘el koydum, petrol de benimdir’ derseniz bu, dünyanın düzeninin bozulduğunun göstergesidir. Bu da NATO içinde oluyor.
‘Ukrayna Avrupa meselesidir, beni ilgilendirmez. Benim Rusya ile özel ilişkilerim var, onları geliştirmek isterim’ derseniz ama 2 sene önce bu NATO’nun Rusya’yı tehdit kabul ettiği başka bir durumsa o zaman Avrupalı NATO üyeleri kendilerini nerede konumlandıracağını bulamaz hale gelirler ve kendi savunmalarını kendileri güçlendirmeye başlarlar. O zaman ‘NATO var’ diyebilir miyiz? Olmayan NATO nasıl zirve yapar, o zirvede ne konuşur?”
‘Avrupada iki yıl içinde dengeler değişebilir’
Avrupa siyasetinde önümüzdeki yıllarda önemli değişimler yaşanabileceğini belirten Kutluk, jeopolitik gerçeklerin Avrupa’yı uzun vadede Rusya ile daha pragmatik ilişkiler kurmaya zorlayabileceğini ifade etti:
“2 sene içinde her şey değişebilir. Almanya’da da İngiltere’de de durum öyle. Steinmeir yerini başka birine bırakma aşamasında. Almanya’da AfD mutlak çoğunluğu sağlayabilir, hatta tek başına iktidar olabilir görünüyor. Fransa keza öyle. Jeopolitik çerçeveden konuya bakarsak Avrupa’nın Avrasya kıtasındaki Rusya ile ‘partner’ olmak mecburiyeti var. Hasmane olmanın bir anlamı yok. Özellikle Sovyetler Birliği’nden kopmuş Avrupa Birliği üyesi devletlerin büyük bir direnci var. Bunları duygusal olarak anlamlandırmak mümkün. Fakat bunlar geçmişte kaldı. Şu çelişkiyi iddia ediyorlar; ‘Ukrayna olmasa Rusya zapt edilemez’ diyorlar. Ama başka bir platformda da ‘Rusya, Ukrayna’dan sonra Polonya’yı ve diğer bütün Avrupa’yı işgal edecek’ Şimdi ya biri ya da öbürü doğru. İkisi birden doğru olamaz. Rusya’ya bakalım: 17 milyon kilometrekare toprağınız var. 140 milyon nüfusla bunu işleyemiyorsunuz. Yer altı minerallerinizin 100 trilyon dolardan fazla değeri var. İşleyecek endüstriyel işgücü yaratamıyorsunuz, bunları dışarıdan getirtmek zorundasınız. Bırakıyorum büyümeyi, topraklarınızı yabancı sermayeye açıp, onlarla işletip refahınızı öyle oluşturmak zorundasınız. Tabii bunları konuşurken bir yandan da St. Petersburg’da Ekonomik Forum devam ediyor. Dünkü konuşmaya göre Maliye Bakanı dış borç bakımından Avrupa’dan çok daha iyi durumda olduklarını, sadece GSMH’nın yüzde 10’u kadar dış borçları kaldığını, onu da bitireceklerini söylemişti. Dolayısıyla bir şey yapmasalar da Rus ekonomisi dengeye gelmiş görünüyor.”
‘ABD yaptırımlarla sonuç alamayacağını artık anlamalı’
ABD’nin yıllardır uyguladığı yaptırım politikalarının hedeflenen sonuçları vermediğini belirten Kutluk, Rusya’nın ekonomik ve stratejik kapasitesinin Batı’nın beklentilerinin üzerinde olduğunu söyledi:
“Bir yaptırım devleti olan ABD bu yaptırımlardan sonuç alınamadığını anlamak zorunda. 47 yılda İran’ın kolunu büküp yaptırımlarla bir yere getiremediğinize göre bugün Rusya gibi devasa bir öz kaynak sahibi, tarihsel birikimleri olan, dünya savaşını bitirmiş ve dünyanın en büyük nükleer altyapısına sahip devleti yola getireceğinizi düşünmek sadece iç politikada dinleyicilere hoş mesaj olur. Başka bir sonuç vermez.”
‘ABD’de birileri ‘kral çıplak’ demeli’
ABD yönetiminin dış politika ve güvenlik alanında farklı görüşlere yeterince yer vermediğini savunan Kutluk, “ABD’nin etkin yerlerde bulunmuş askerleri ‘ABD’nin sınırlarının ne olduğunu ABD anlamış olmalıdır’ diye açıklama yapıyorlar. Ama siyasi liderlik etrafında bu konuları açıklayacak danışman bırakmadığı, ‘Kral çıplaktır’ mesajını verecek kimse kalmadığı için Tulsi Gabbard’ın da gönderilmesiyle istihbarat akışının da tamamen bir Siyonist talep doğrultusunda şekillendirildiği ve yumuşatıldığını düşünürsek siyasi liderlik bunu görmüyor” dedi.
‘ABD’nin Hürmüz planı intihar’
Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut dengelerin askeri güç kullanılarak değiştirilemeyeceğini kaydeden Kutluk, ABD’nin bölgeye yönelik olası bir operasyonunun ciddi riskler taşıdığını ifade etti:
“Hürmüz Boğazı’nın kapatılmış olması ve İran’ın istediklerini geçirip, istemediklerini geçirmez halde olması değiştirilebilecek bir şey değil. Askeri güçle değiştirilebilecek bir yapısı yok. Ama belli ki ABD’nin askeri güçle bunu değiştirmek için direktifleri var ve gayretler içerisinde. En son bombalama olayı bununla ilgiliydi. Hark Adası’nın yakınındaki adalar, radar ve telsiz tesislerinin var olduğu, ama aslında Hürmüz Boğazı’nı savunan, sahile gizlenmiş güdümlü mermi bataryalarının komuta kontrol sisteminin parçası olan unsurlar vuruldu. Buna karşılık İran da bunun Kuveyt’ten atıldığını düşündüğü için Kuveyt’e karşı vuruşlar yaptı. Bu noktada ABD’nin müteakip hamlesi bu tesisleri işgal edip buradan sahil güdümlü mermi bataryalarını susturmak. Ayrıca elindeki robotik mayın temizleme mekanizmalarını kullanarak mayınları temizlemek ve fiziken askeri güç kullanarak geçidi açmak. Şimdiki düşüncesi bu görünüyor. Bunun için İsrail’de ve bir gemide yığınaklanmış askeri birlikleri var. Bu birliklerin bir kısmını kullanmayı öngörüyor. Ama bu bir intiharsal teşebbüs. Dolayısıyla İran başında söylediği gibi, ‘Ben Hürmüz’ü kapatırım’ dediği zaman pek inanan olmamıştı, imkanlarının yetmeyeceği düşünülüyordu. Ama şimdi düşünülenden 2-3 kat fazla imkanlarının olduğu anlaşıldı. ABD bu imkanlardan, su üstü gemilerinden 2-3’ünü vuruyor, İran 50 tane daha çıkarıyor. ABD 4 mayın temizliyor, İran ‘Bende 6 bin tane var’ diyor.“
‘Uçak gemisi dönemi bitiyor’
Uçak gemilerinin geçmişteki stratejik üstünlüğünü korumakta zorlandığını söyleyen Kutluk, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uçak gemisi devri büyük bir tehdit ile karşı karşıya. İki unsur var: uçak gemisini kaldırıp başka bir ülkeye yaklaştırırdınız ve oradan kaldırdığınız uçaklarla o ülkeye gücünüzü yansıtıp kolunu bükerdiniz. Bu yapı uçak gemisinin düşman sahillerine yaklaşmasını gerektiriyordu, şimdi yaklaştıramıyorsunuz. 2 bin kilometre mesafeden kalkan uçaklar hedefine vardığında zaten pilot yorgunluktan ölüyor. Yolda ikmal yapmış, o da zahmetli bir iş. Gidecek, 2-3 bomba ya da füze atacak, geri dönecek, yeniden ikmal yapacak, uçak gemisine inecek, oradan tekrar kalkacak… Bu uçak gemisini etkisiz hale getirdi. Bu İran’ın attığı hiper hızlı balistik füzeler durdurulamaz nitelikte füzeler. Uçak gemisine yöneldiği zaman uçak gemisini kaybetme durumu söz konusu. Uçak gemisini kaybetmeseniz bile, güvertesi vurulsa bile zaten kaybedilmiş sayılır. O zaman uçak gemisinin yarattığı o kendi gücünüzün düşman sahillerine yansıtılması İran için çalışmadı. ABD’nin uçak gemisi ile dünya denizlerini kontrol edeceği bir efsaneden ibaretmiş.”