Tüm bu kararlar, aylardır tartışılan davanın adım adım, “konusuz kaldığı için ortadan kaldırılmasına” doğru gidildiğini gösteriyor. Arada yeni olağanüstülükler, hukuk bilenleri şaşırtan gelişmeler olur mu, buna kimse peşinen “hayır” diyemez. Ancak olağan koşullarda davanın gittiği yer çok açık…
Haftalardır Türkiye’nin belki de bir numaralı gündem başlığı olarak konuşulan, CHP kurultayının iptali istemiyle açılan davada, Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, bir kez daha duruşmayı erteleme yoluna gitti.
Ancak bu erteleme kararının, 30 Haziran’daki duruşmayı erteleme kararından farklı olarak, tabloyu daha da net hale getirdiğini söylemekte fayda var.
Bunun nedenlerini ara kararda görmek mümkün.
Kararları bambaşka okuyup, başkalarını karar okuyamamakla suçlayanlar öyle düşünmeyecek ve 24 Ekim’deki duruşma yaklaştıkça yine konuyu gündemin tepesine taşımak isteyecektir ama olsun, ne denildiğini net biçimde aktarmak yine de mühim…
*
Öncelikle duruşmada eski Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş başta olmak üzere davayı açan delegelerin avukatlarının neleri ileri sürdüğüne bakalım.
Öncelikle yetki tartışması yeniden gündeme geldi. Avukatlar, YSK’nın son kararıyla asliye hukuk mahkemesinin kurultayı usulsüzlük nedeniyle yetkili olduğunu ortaya koyduğunu savundu. Bu tez, YSK kararındaki, “YSK seçim öncesi ve sonrası sandık işleriyle sorumludur” yorumundan kaynaklanıyor.
Avukatların esasa ilişkin görüşleri ise çok tartışmalıydı.
4-5 Kasım 2023’te yapılan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği 38. Olağan Kurultay’da organize şekilde oylamaya hile karıştırılmasının söz konusu olduğu duruşmada vurgulandı.
İkinci olarak kurultayda Divan Başkanlığı yapan Ekrem İmamoğlu’nun tarafsızlığını kaybettiği iddia edildi.
Buna kanıt olarak da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kurultayda “organize suç işlendiği” iddiasıyla hazırladığı iddianame gösterildi.
Tartışmalar da burada başladı. “Organize suç” ifadesine CHP avukatları büyük tepki gösterdi.
Avukatların talebi de netti:
“Özgür Özel ve PM, yok hükmündedir. Tedbir konularak görevden alınmaları ve görevin Kemal Kılıçdaroğlu ile eski PM’ye verilmesi gerekir.”
*
Bu noktada araya girip hemen söylemek gerekir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “organize suç” gibi bir iddiası yok.
İddianamede de böyle bir suçlama yok. Delegelerin iradesinin fesada uğradığı iddiası var. Öyle ki dava ağır ceza mahkemesinde asliye ceza mahkemesinde görülecek. Ağır cezalık bir suçlama bile söz konusu değil.
*
Duruşmada ilginç bir iddia daha vardı.
Daha önce davacıların tarafında yer alan, daha sonra davadan feragat eden Fahri Taşdelen, yeniden asli müdahale talebinde bulunurken, çarpıcı bir iddiayı ortaya koydu.
“Mutlak butlan” kararıyla göreve iadesi istenen Kemal Kılıçdaroğlu ve eski PM’nin görev süresinin 26 Temmuz 2023’te dolduğunu, 4-5 Kasım 2023’teki kurultay öncesinde zaten yetkilerinin kalmadığını, bu nedenle “mutlak butlan” halinde bile göreve dönemeyeceklerini söyledi. Bu nedenle, kurultayla ilgili olarak, “çağrı heyeti” toplanmasını, partinin kurultaya bu heyet tarafından götürülmesi gerektiğini aktardı.
Taşdelen’in bu talepleri ayrı bir dava olarak esasa kaydedildi. Ancak elbette, bu davanın sonucuna bağlı olarak o talep de karara bağlanacak.
*
Dönelim “mutlak butlan” tartışmasına…
Bu kavramın bu kadar gündemde olmasının nedeni aslında Kılıçdaroğlu’nu yeniden genel başkan yapmak isteyenlerin başka çaresinin de olmaması.
Zira mevzuata göre, kurultay iptal davasının, kurultaydan sonra üç ay içerisinde açılması gerekiyordu.
Kanun, ancak mutlak butlan halinde süre şartının ortadan kalktığını söylüyor. Mutlak butlan söz konusu değilse aslında bu dava da yok demektir.
CHP avukatları da yeniden bunu vurguladı. Önemli hukukçuların bu konudaki görüşlerini, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarını mahkemeye sundu.
Mutlak butlanın ne zaman söz konusu olabileceğini de aktardı.
“Aranan şartlara uyulmaması, tam ehliyetsizlik, hukuk kurallarına tam aykırılık…”
Bu ne anlama geliyor?
Divan Başkanı’nın CHP’li olmaması, CHP delegesi olmayanların oylarıyla seçimin yapılması, sandık kurulmaması vb.
Aslında mutlak butlan, düzeltilmesi olanaksız, giderilemez hallerde söz konusu. O işlemi bütünüyle yok sayıyor. Düzeltilebilir konularda uygulanması söz konusu değil.
Avukatlar da bunu ısrarla anlattı.
*
Gelelim mahkemenin ara kararlarının neden önemli olduğuna… Şöyle sıralayalım:
*
Tüm bu kararlar, aylardır tartışılan davanın adım adım, “konusuz kaldığı için ortadan kaldırılmasına” doğru gidildiğini gösteriyor. Arada yeni olağanüstülükler, hukuk bilenleri şaşırtan gelişmeler olur mu, buna kimse peşinen “hayır” diyemez. Ancak olağan koşullarda davanın gittiği yer çok açık…