Mladiç öldü ama Balkanlarda hesaplaşma bitmedi

“Bosna Kasabı” olarak da anılan Ratko Mladiç’in ölümü, Bosna ve Sırbistan’da geçmişle yüzleşmenin eksik kaldığını gösterdi. Savaş suçlarına ilişkin birbirine zıt anlatılar hâlâ toplumu bölüyor.

Mladiç öldü ama Balkanlarda hesaplaşma bitmedi
Yayınlama: 03.09.2026
4
A+
A-

Bosnalı Sırp ordusunun eski komutanı Ratko Mladiç, 27 Ağustos 2026’da Lahey’deki bir cezaevi hastanesinde öldüğünde soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından aldığı mahkûmiyet kararı yaklaşık on yıldır kesinleşmiş durumdaydı.

“Bosna Kasabı” olarak anılan Mladiç’in ölümünden 31 yılı aşkın süre önce Dayton Barış Anlaşması, üç buçuk yıllık Bosna Savaşı’nı sona erdirmişti. Ancak toplumun bir kesiminin “hüküm giymiş savaş suçlusu” olarak gördüğü, diğer kesiminin ise “ulusal kahraman” diye yücelttiği Mladiç’le nasıl yüzleşeceği sorusu hiçbir zaman yanıt bulamadı.


Mladiç’in mirası Balkanlar’da ortak bir geçmiş anlatısının önündeki en büyük engellerden biri. Belgrad’daki bu tahrip edilmiş duvar resmi de onun kimi çevrelerce kahramanlaştırılırken başkaları için savaş suçlarının simgesi olmayı sürdürdüğünü gösteriyor.Fotoğraf: Andrej Isakovic/AFP

Bosna’daki Republika Srpska’da kamusal yas

Sırbistan’da ve Dayton Anlaşması’yla Bosna içinde oluşturulan iki yarı özerk yapıdan Sırp Cumhuriyeti (RS), Mladiç’in ardından ulusal kahraman olarak yas tutuluyor. Bu tutum, uluslararası mahkemelerin tespit ettiği olgularla doğrudan çelişiyor.

Bosna topraklarının yaklaşık yüzde 49’unu kapsayan RS’nin önde gelen temsilcileri, halka meydanlarda toplanma ve “generalin ruhunun huzuru için” mum yakma çağrısı yaptı.

Milorad Dodik, geçen yıl RS başkanlığından çekilmesine ve altı yıl boyunca kamu görevinde bulunmasının yasaklanmasına rağmen Bosna’nın Sırp ağırlıklı kesimindeki en etkili siyasi figür olmayı sürdürüyor. Dodik, Mladiç’in ölümünü “cinayet” olarak nitelendirdi ve ölümle sonuçlanması amaçlanan “örgütlü bir süreç” yürütüldüğünü öne sürdü.

Sırp Cumhuriyeti’nin fiili başkenti Banja Luka’nın Belediye Başkanı Drasko Stanivukoviç de Mladiç’i “bir dönemin ve bir mücadelenin” sembolü andı.


Banja Luka’daki bu anma, Ratko Mladiç’in Republika Sırpska’da uluslararası mahkeme kararlarına rağmen hâlâ kamusal saygı gören bir figür olarak görüldüğünü yansıtıyor.Fotoğraf: Radivoje Pavicic/AP Photo/dpa/picture alliance

Belgrad’dan kurumsal destek

Komşu Sırbistan’ın başkenti Belgrad’dan da Bosnalı Sırplara kurumsal destek geliyor. Sırbistan Adalet Bakanı, Mladiç için en üst düzey devlet ve askerî cenaze töreni düzenleneceğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç ise Lahey’deki mahkemeyi, Mladiç’in son günlerini cezaevi hücresi dışında geçirmesine izin vermediği gerekçesiyle “medeniyetsiz davranmakla” suçladı.

Eski İçişleri Bakanı Aleksandar Vulin de Mladiç’i diğer Sırp ulusal kahramanlarıyla aynı çizgide değerlendirdi. Birinci Dünya Savaşı ile 1990’lardaki Yugoslavya savaşlarını birbirine bağlayan bir anlatıya atıfta bulunan Vulin, “Gavrilo Princip’ten (editörün notu: 1914’te Saraybosna’da Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Franz Ferdinand ile eşi Sophie’yi öldüren kişi) Mladiç’e kadar en iyi Sırplar zincire vurularak öldürülüyor” dedi.

Sivil toplum kuruluşu Avrupa Hareketi Sırbistan (EM Serbia) ise devlet töreniyle cenaze düzenlenmesinin “kurumsal bir yüceltme” anlamına geleceği ve “Sırbistan’a yönelik ağır bir ahlaki, hukuki ve siyasi saldırı” oluşturacağı uyarısında bulundu. Kuruluş, hükümete planlardan vazgeçme çağrısı yaptı.

Kurbanların ailelerine hakaret

Mladiç’in ölümüne tepkiler, Boşnakların ve Hırvatların, yani Bosna’nın diğer iki “kurucu halkının” çoğunluğu oluşturduğu Bosna-Hersek Federasyonu’nda tamamen farklı oldu. Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Elmedin Konakovic, komşu ülkeden gelen haberleri, “Kimse Sırbistan’ı, Mladiç’e kahraman muamelesi yapmaya ya da onun suçlarını Sırp halkına mal etmeye zorlamıyor. Sırbistan bunu kendi tercih ediyor” sözleriyle değerlendirdi.

Federasyon’daki kurban ve hayatta kalanların temsilcileri, Mladiç’in her türlü yüceltilmesinin kurbanlarının ailelerine doğrudan hakaret olduğunu vurguladı. Avrupa Komisyonu da Sırbistan’da düzenlenmesi planlanan devlet töreniyle ilgili olarak hüküm giymiş savaş suçlularının yüceltilmesinin Avrupa’nın en temel değerleriyle bağdaşmadığını ve bunun ne üye ülkelerde ne de üyelik adayı ülkelerde yeri olduğunu açıkladı.


Srebrenitsa’da yakınlarını kaybeden aileler için Mladiç’in kahramanlaştırılması, yalnızca geçmişin inkârı değil, acılarının da yeniden hiçe sayılması anlamına geliyor.Fotoğraf: Samir Jordamovic/Anadolu Agency/IMAGO

Bu nasıl mümkün olabiliyor?

Srebrenitsa’daki soykırımdan kesinleşmiş mahkeme kararıyla suçlu bulunan bir kişinin hâlâ yüceltilmesi nasıl mümkün olabiliyor?

Dayton Anlaşması, 1995 yılında Bosna Savaşı’nı mevcut cephe hatlarını ve toprak üzerindeki güç dengelerini yeni bir devletin anayasal mimarisine aktararak sona erdirdi. Bu devletin temel unsurlarından biri, bütün imzacı tarafların tanıdığı ve Dayton anayasal düzenine sıkı biçimde yerleştirilen Sırp Cumhuriyeti oldu.

Bosna’nın bu şekilde bölünmesi yalnızca idari bir çözüm değildi. Barış görüşmeleri sırasındaki siyasi ve askerî gerçeklikleri yansıtıyordu. Kan dökülmesini durdurabilmek için o dönemde çok sayıda taviz verilmesi gerekiyordu. Ancak Dayton’ın geçmişle yüzleşmeyi sağlayacak bir mekanizmayla tamamlanmamış olması kısa süre içinde önemli bir sorun olarak ortaya çıktı.

Barış anlaşması karmaşık bir anayasal sistem oluşturdu: Yaklaşık üç milyon nüfuslu Balkan ülkesinde iki entite (geniş yetkilere sahip özerk idari birim) ve bir bölgeden oluşan, devlet, entite ve kanton düzeyinde toplam 14 hükümet ve parlamentonun bulunduğu bir yapı. Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu bu sistemi daha 2005 yılında “ne rasyonel ne de verimli” olarak nitelendirmişti.


Ratko Mladiç’in 2017’de verilen ömür boyu hapis cezası 2021’de temyizde de onanmıştıFotoğraf: Elvis Barukcic/AFP

İki taraf da kendini mağdur görüyor

Etnik kimliğin siyasi iktidarın işleyişine sıkı biçimde yerleştirildiği bir ortamda savaş suçlarının inkârı ya da önemsizleştirilmesi marjinal bir olgu değil siyasi bir kaynak haline geliyor. Başka bir ifadeyle her taraf kendisini mağdur olarak görüyor. Bu durum, uzlaşmanın ön koşulu olan işlenen haksızlıkların ortak biçimde kabul edilmesini neredeyse imkânsız hale getiriyor.

Oysa Bosna’da soykırımın kamuoyu önünde inkârını, ağır biçimde küçümsenmesini veya haklı gösterilmesini ve bu suçlardan hüküm giymiş kişilerin yüceltilmesini cezalandıran yasalar bulunuyor. Ancak uygulamada bu mevzuat tutarlı biçimde uygulanmıyor.

Sırbistan’da ise buna karşılık gelen bir yasa bulunmuyor. Devlet kurumları Mladiç’in mirasına mesafe koymak yerine bunu açık biçimde sahipleniyor. Bu yalnızca sembolik bir fark değil. Geçmişteki savaş suçlarını aşılması gereken bir utanç olarak görmekle onları siyasi bir araç olarak kullanmak arasındaki fark söz konusu.


Srebrenitsa’da Temmuz 1995’te katladilen en az 8372 kurbanın isimleri bugün de Potoçari Anıt Merkezi’nde anılıyorFotoğraf: Samir Jordamovic/Anadolu Agency/IMAGO

Uluslararası toplumun rolü

1995 yılında savaşı askerî baskı ve diplomasi yoluyla sona erdiren uluslararası toplum, daha sonra mevcut düzeni yöneten bir aktör konumuna çekildi. Dayton Anlaşması kapsamında yasa çıkarma ve siyasetçileri görevden alma yetkisine sahip Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi ve Saraybosna’daki ofisi (OHR), bu yetkileri onlarca yıl boyunca kullandı.

OHR ve uluslararası toplum böylece mevcut sistemin nedenlerini ortadan kaldırmadan sistemi istikrara kavuşturdu. Bunun iki sonucu oldu: Savaşın sona ermesinden bu yana geçen 30 yılda çok az ilerleme kaydeden derinden bölünmüş bir toplum ve savaşa yol açan milliyetçi ideolojinin bugüne kadar yaşamaya devam etmesi.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.