Kemal Kılıçdaroğlu, 30 Ağustos için yazdı: Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan gidenleriz, öyleyse umut hep vardır ve hep var olacaktır
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 30 Ağustos Zafer Bayramı için kaleme aldığı yazıda, son seçimlere değinerek, Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün, “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır; ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” sözünü hatırlattı; “Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan gidenleriz. Öyleyse umut hep vardır ve hep var olacaktır” diye yazdı.
“Son seçimler, kimimizde bir yılgınlığa ve dağılmaya neden olsa da çabamızı pes etmeden, haktan, hukuktan ve adaletten yana olan herkesle birlikte sürdürmenin değerini, bu haklı mücadeleyi daha da büyütmenin gerekliliğini göstermiştir” diyen CHP lideri, Cumhuriyet’te yayımlanan yazısında, iktidara yönelik tenkitlerde bulundu. “30 Ağustos’un 101’inci ve Lozan’ın 100’üncü yılında; yani savaş meydanlarında kazandığımız zaferleri iktisadi zaferlerle taçlandırmamızın üzerinden geçen yüz yıllık bir sürecin sonunda ülkemiz, Osmanlı’nın son devrini hatırlatacak şekilde ömrün her alanda derin bir çözülmenin ve çürümenin pençesindedir” diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu, sığınmacıları örnek gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Demografimize, sosyal yapımıza, asayişimize, iktisadi hayatımıza yönelik bu duruma iktidar sahipleri gözlerini kapamış; birkaç milyar Avro uğruna, cennet vatanımız Avrupa’nın kaçak göçmen kampına çevrilmiştir. Onurlu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı satışa çıkarılmış; şehit kanlarıyla sulanmış topraklarımızda gayrimenkul edinen yabancılara, ay yıldızlı pasaportumuz promosyon kuponu yapılmıştır” diyerek sitem etti.
CHP lideri devamında da şunları kaydetti:
“Bu iki iktisadi prensip, tüm yokluklara karşın, Cumhuriyetimizi kuran vatansever takımların kırmızı çizgileri olmuştur. “Güçlü maliye” prensibi çerçevesinde bütçe birliğine ve tüm mali işlerin TBMM kontrolünde olmasına ehemmiyet vermişlerdir.
Bugün geldiğimiz noktada ise bütçe birliğinden eser kalmamış; TBMM’nin bütçe yapma ve bütçeyi denetleme fonksiyonu köreltilmiştir. Varlık Fonu ile bütçe birliği bozulmuş; Cumhuriyetimizin elinde kalan son varlıkları Sayıştay’ın yani TBMM’nin kontrolünden kaçırılmıştır. Tekrar Cumhuriyetimizi kuranlar “Saklanacak ve güvenilecek para yalnız Türk parasıdır” derken bugün milli paramız “değer saklama” fonksiyonunu tamamen yitirmiştir.
Bugünün iktidarı siyasi menfaatı için ülkemizin istikbaline ihanet etmekten çekinmemiş, kur korumalı mevduat uygulamasıyla dolarizasyonu Cumhuriyet tarihimizin en yüksek düzeylerine taşımış, Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini talan etmiş, ülkemizin döviz pozisyon açığını arşa çıkarmıştır.
Hazine yalnızca dışarıdan değil içeriden de dövizle borçlanır hale getirilmiş, devletin tüm borç stoku içinde dövizli borçlanmanın hissesi olağanüstü düzeylere sıçramıştır. Yakın tarihimizde ilk defa iç borcun ödenecek faizi, borcun anaparasını aşmış; bu kifayetsiz takımlar faiz lobilerini bir kere daha ihya etmiştir. Hal bu türlü olunca tıpkı Osmanlı’nın çöküş devrindeki Düyunu Genele İdaresi’ni hatırlatan, Borçlanma Genel Müdürlüğü de yeniden kurulmuştur.
Tüm bunların üstüne, iktidar sahiplerinin müsebbibi olduğu müthiş hayat pahalılığı ve ağır işsizlik, hanelerdeki sefaleti vahşice artırmıştır. Milli servetimiz bir avuç yandaş varsılın elinde toplanmış, gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik doruğa çıkmıştır.
Ülkemizin ekonomik bağımsızlığı, milletimizin huzur ve refahı, toplumsal istikrarımız bugün bu kifayetsiz takımlar elinde, her türlü tehlikeye ve tehdide açık haldedir. Tüm bu örnekler ışığında, Atatürk’ün çok önemli bir tavsiyesini yeniden anımsamak gerekiyor.
Atatürk, Nutuk’ta “Saygıdeğer ulusuma şunu öğütlerim ki bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmekten hiçbir zaman geri kalmasın” diyor. Atatürk’ün öğüdü, bugün içinde bulunduğumuz ekonomik buhranın ve bu buhranın yarattığı ekonomik soykırımın müsebbiplerini, sorumlularını gözlerimizin önüne serer niteliktedir. İktidar sahipleri, vicdanlarındaki öz mayanın sonucu olarak, ülkemizi yeni bir esirliğe sürüklemiştir. Bir avuç faiz lobisinin ve onların ülkemizdeki işbirlikçilerinin jandarmalığına soyunmuş bir iktidarla karşı karşıyayız. Dahili bedhahlara dönüşmüş olan bu mevcut siyasi iktidar; şahsî çıkarları uğruna ülkemizi ekonomik bir işgalin amacı haline getirmiştir. Milletimiz, bu ekonomik işgal karşısında harap bir haldedir. Lakin bu kaideler altında dahi her yaştan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının görevi, bağımsızlığımıza ve Cumhuriyetimize sahip çıkmaktır.
Son seçimler, kimimizde bir yılgınlığa ve dağılmaya neden olsa da gayretimizi pes etmeden, haktan, hukuktan ve adaletten yana olan herkesle birlikte sürdürmenin değerini, bu haklı mücadeleyi daha da büyütmenin gerekliliğini göstermiştir. Bizler, “umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır; ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” diyen, Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan gidenleriz. Öyleyse umut hep vardır ve hep var olacaktır.
Bu fikirlerle tam bağımsızlığımızın miladı olan Milli Kurtuluş Savaşımızın her bir aşamasında şehit olan asker ve sivil tüm kahramanlarımızı rahmetle anıyorum; Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına bir kere daha şükranlarımı sunuyorum.
Büyük başkan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmay zekâsı ve askeri deneyimiyle kazanılan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin 101’inci yıldönümü hepimize kutlu olsun.”