İnfaz süresini doldurmasına rağmen tahliye edilmeyen Sevgi Saymaz’dan mektup: Bu adaletsizlik son bulsun diye anlatıyorum

Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Sevgi Saymaz 30 yıllık infaz süresini doldurmasına rağmen çeşitli gerekçelerle tahliye edilmedi. Saymaz, disiplin cezaları ve açılan yeni davalarla cezasının fiilen uzatıldığını belirterek “Bu …

İnfaz süresini doldurmasına rağmen tahliye edilmeyen Sevgi Saymaz’dan mektup: Bu adaletsizlik son bulsun diye anlatıyorum
Yayınlama: 10.04.2026
3
A+
A-

Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Sevgi Saymaz 30 yıllık infaz süresini doldurmasına rağmen çeşitli gerekçelerle tahliye edilmedi. Saymaz, disiplin cezaları ve açılan yeni davalarla cezasının fiilen uzatıldığını belirterek “Bu adaletsizlik son bulsun diye anlatıyorum” ifadelerini kullandı.

Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde 35 yıldır tutuklu bulunan Sevgi Saymaz tahliye bekliyor.

BirGün’ün haberine göre; 1992 yılında, 24 yaşındayken tutuklandığını ve müebbet hapis cezası aldığını belirten Saymaz, yasal olarak 30 yıl olan infaz süresini doldurmasına rağmen tahliye edilmediğini vurguladı. Saymaz, özellikle son yıllarda uygulanan “infaz yakma” ve disiplin cezalarıyla cezaevinde tutulma süresinin siyasi tutuklular için fiilen uzatıldığını ifade etti.

Saymaz, mektubunda 24 yaşında girdiği cezaevinde bugün 59 yaşına ulaştığını hatırlatarak geçen süreyi “35 yıl, 140 mevsim, 12 bin 780 gün” sözleriyle anlattı. Müebbet hapis cezasının kamuoyunda “ömür boyu” olarak algılandığını ancak infaz sistemine göre bunun karşılığının 30 yıl olduğunu belirten Saymaz, bu sürenin dolmasına rağmen tahliye edilmemesini “hukuki değil, siyasi bir tercih” olarak değerlendirdi.

“Sistematik bir biçimde cezayı uzatma yöntemi”

Mektubunda infaz sisteminin özellikle siyasi tutuklular açısından farklı işlediğini vurgulayan Saymaz, “30 yıl dolduğunda tahliye edilmem gerekirken ‘infazın yakıldı’ denilerek 6 yıl daha cezaevinde kalacağım söylendi” dedi. Saymaz, bu uygulamanın yalnızca bir erteleme değil, sistematik bir biçimde cezayı uzatma yöntemi olduğunu ifade etti.

OHAL sonrası döneme özellikle dikkat çeken Saymaz, cezaevlerinde hak ihlallerinin yoğunlaştığını belirtti. Hak taleplerine karşılık verilen disiplin cezalarının tahliye sürecinde belirleyici hale geldiğini vurgulayan Saymaz, “Slogan attığımız, hak talep ettiğimiz için ‘disiplini bozmak’ gerekçesiyle cezalandırıldık ve şartlı tahliye hakkımız ortadan kaldırıldı” ifadelerini kullandı.

Saymaz’a göre sorun yalnızca disiplin cezalarıyla sınırlı değil. Mektupta, cezaevi içinde açılan yeni davalarla verilen ek cezaların da ana cezaya eklenerek toplam infaz süresini büyüttüğü belirtiliyor. “Tek tek bakıldığında kısa görünen cezalar yılları buluyor. Bunlar sıradan yıllar değil, bizim ömrümüz” sözleriyle bu durumu özetleyen Saymaz, sistemin bir “sonsuz ceza” mekanizmasına dönüştüğünü ifade etti.

“Eşitliğin ihlali”

Mektupta dikkat çekilen bir diğer başlık ise adli mahkûmlar ile siyasi tutuklular arasındaki uygulama farkı oldu. Saymaz, aynı yasal düzenlemelere rağmen adli suçlardan hükümlü kişilerin tahliye edilirken siyasi tutukluların cezaevinde tutulmaya devam edildiğini belirterek bunun “eşitlik ilkesinin ihlali” olduğunu vurguladı.

Saymaz, bu durumu somut bir örnekle de anlattı: Kadın cinayeti işleyen bir hükümlünün “iyi halli” sayılarak tahliye edildiğini, buna karşılık kendisinin slogan attığı için “iyi halli” kabul edilmediğini belirtti. Bu karşılaştırma, infaz sisteminin nasıl farklı ölçütlerle işletildiğine dair çarpıcı bir tablo ortaya koydu.

35 yıllık tutukluluğu boyunca açlık grevleri ve ölüm oruçları dahil olmak üzere birçok direniş sürecine katıldığını belirten Saymaz, 19 Aralık operasyonlarını ve cezaevlerindeki tecrit uygulamalarını da hatırlattı. “En çok adaletsizlik işledi yüreğime” diyen Saymaz cezaevlerindeki uygulamalara karşı toplumsal duyarlılık çağrısında bulunarak, “Bu adaletsizlik son bulsun diye anlatıyorum” ifadelerini kullandı.

“İnfaz yakma keyfi bir uygulama oldu”

Sevgi Saymaz’ın mektubu Türkiye’de özellikle siyasi tutuklular açısından infaz sisteminin nasıl işlediğine dair geniş bir tabloyu ortaya koyuyor. Yasaya göre müebbet hapis cezalarında belirli bir süre sonunda şartlı tahliye mümkünken uygulamada bu süre disiplin cezaları, “iyi hal” değerlendirmeleri ve cezaevi içinde açılan yeni davalar aracılığıyla fiilen ortadan kaldırılabiliyor. Böylece kâğıt üzerinde “süreli” olan ceza, pratikte belirsiz ve ucu açık bir hale geliyor.

Cezaevi içindeki hak arama eylemleri, sloganlar ya da protestolar disiplin suçu sayılarak hükümlünün “iyi halli” olmadığına karar verilebiliyor. Bu karar ise doğrudan tahliye hakkını etkiliyor.

Öte yandan aynı yasal düzenlemelere tabi olmalarına rağmen adli mahkûmlar çoğu durumda tahliye edilirken, siyasi tutuklular benzer süreçlerde cezaevinde tutulmaya devam ediliyor. Bu durum, “iyi hal” değerlendirmesinin hukuki bir ölçütten çok idari ve siyasi bir denetim aracına dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.