Hedefte yine kadınlar ve çocuklar
12. Yargı Paketi’nde yoksulluk nafakasının süresinin 5 yıldan az olmamak üzere, evlilikte geçen sürenin yarısı kadar olması planladığı söyleniyor. Ayrıca suça sürüklenen çocuklara ilişkin cezaların artırılması yönünde bir düzenlemenin olduğu da haberlerde yer almakta. 12. Yargı Paketi’nin bu haliyle, daha meclise getirilmeden geri çekilmesi, mevcut yasaların kararlı bir şekilde uygulanması gerekmektedir
Avukat Özlem Günel Tekşen
Basına yansıyan haberlere göre, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan 12. Yargı Paketi AKP Meclis Grubu’na gönderildi.
Buna göre, kadın hareketinin mücadelesi ile daha önce defalarca paketten çıkarılan nafaka hakkı ve suça sürüklenen çocuklarla ilgili düzenleme yeniden bu pakette karşımıza çıkıyor.
Taslakta, yoksulluk nafakasının süresinin 5 yıldan az olmamak üzere, evlilikte geçen sürenin yarısı kadar olması planladığı söyleniyor.
Medeni Kanun’un 175. Maddesinde, yoksulluk nafakası boşanma durumunda, yoksulluğa düşecek olan tarafa ödenecektir denmektedir. Kamuoyunda sürekli “nafaka mağduru” olarak erkekler lanse edilmekte ve tartışma bağlamından koparılmaktaysa da, yoksulluğa düşen tarafın neden çoğunlukla kadınlar olduğu tartışılmamaktadır.
Son 25 yılda kadın istihdamının %30’ların altına düştüğü, anneliğin kadınlara bir kariyer olarak dayatıldığı, daha geçtiğimiz hafta Kızılay gibi herkese eşit olması gereken bir kurumun şube başkanı Cafer Beydilli’nin “Evde kalsın kızlar ne olur Reis” diye bir video paylaşıp, kadınların iş ve sosyal hayata katılımıyla “erkekleştiklerini” iddia ederek gerici düzeni talep ettiği bir ülkede, yoksulluk nafakasının tartışılması kabul edilemez.
TÜİK verilerine göre, her 10 kadından 2’si ekonomik şiddete maruz kalıyor, kadınlar ev işi bakım emeğine günde ortalama 4 saat 35 dakika ayırırken, erkekler 53 dakikada kalıyor. Durum bu şekildeyken, nafaka sıradan bir ödeme olmayıp, kadınların evlilik içinde görünmeyen, karşılıksız, güvencesiz emeğinin boşanma sonrasına yansıyan ekonomik sonucudur, bir haktır.
Nafakanın süreyle sınırlandırılması, kadın ve çocuk yoksulluğunu daha da derinleştirecektir.
Suça sürüklenen çocuklar
Taslakta, 11. Yargı Paketi’nden yine kadın hareketinin ve baroların çabasıyla çıkarılan suça sürüklenen çocuklara ilişkin cezaların artırılması yönünde bir düzenlemenin olduğu da basına yansıyan haberlerde yer almakta. Düzenlemeye göre, 12 ila 15 yaş grubunda olan çocuklar için ağırlaştırılmış müebbet cezası yerine 15 yıla kadar hapis cezası verilmekteyken bunun 18 yıla; 15 ila 18 yaş grubunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine 24 yıla kadar hapis cezası verilmekteyken 27 yıla artırılacağı söyleniyor.
Son yıllarda, suça sürüklenen çocuk sayısının oldukça arttığı, sokaklarımızın, okullarımızın güvensizleştiği, şiddetin sıradanlaştığı, uyuşturucu kullanımının arttığı, 18 yaşından küçüklerin yani çocukların elinde silahların olduğu, bu çocukların çetelere katıldığı, çeteler tarafından suç işlemek üzere kullanıldığı gerçeği maalesef önümüzde duruyor.
TÜİK verileri de bu durumu onaylıyor ve 2010’da suça sürüklenen çocukların karıştığı olay sayısı 83.393 iken 2024’te bu sayının 178.834’e çıktığını açıklıyor.
Ancak, taleplerimizi gerçekten çözüm üretecek mekanizmalar üzerinde mi kuruyoruz sorgulamak zorundayız.
Suça karışan bu çocuklar daha az ceza aldıkları için mi suça karışıyorlar, taslakta olduğu gibi 3 yıl daha fazla hapis cezası alsalar, sokaklarımız güvenli hale gelecek mi, suça sürüklenen çocuk terimi daha az ceza alınsın diye mi uydurulmuş, çocuklar yetişkinler gibi yargılandıklarında suç sayısı gerçekten azalacak mı?
Çocuk adalet sistemi, yalnızca ceza normlarının uygulandığı bir alan değildir, multidisipliner bir şekilde, sosyal hizmetler, eğitim, psikoloji gibi alanların eş güdüm ile çalışmasını gerektiren bir alandır.
Devletin içindeki bu alanda çalışan tüm kurumların, sivil toplumun, baroların, tabipler birliğinin bir araya gelerek çözüm üretmesi gereken bir alandır.
Cezayı artırmak ise en maliyetsiz, en basit olandır. İnfaz kanunu uygulaması da hesaba katıldığında hapis cezasına eklenecek olan 1 yılın caydırıcı olmayacağı da açıktır.
11. Yargı Paketi’nden bu düzenleme çekildikten sonra, kurulan komisyonda hangi çalışmalar yapıldı, hangi raporlar düzenlendi de taslağın yeniden aynısı getiriliyor, anlamak güç.
Yoksulluğun, eğitimde fırsat eşitsizliğinin gitgide arttığı topraklarımızda, çocuklar kendilerine güç ve para veren çeteler tarafından kullanıma açık hale geliyorlar. Bu çetelerle mücadele etmeden, eğitimde, sosyal hayata katılımda fırsat eşitliğini sağlamadan, asıl karanlıkla mücadele etmeden, çocuk adalet sistemi ile oynamak bizi çözüme götürmeyecektir.
Çocuk adalet sisteminin bir bütün olduğunu unutmadan, tartışmalarımızı bu eksende yürütmemiz gerektiğini hatırlatmak isterim. Şöyle ki, suça sürüklenen bir çocuğun yetişkin gibi yargılandığı bir hukuk sisteminde cezai ehliyeti tam olan bir çocuğun, rızası da tartışamaya açılacaktır, evlenme yaşı da. Yani kanunda “18 yaşından küçük herkes çocuktur” ifadesinin yer almasının bir önemi kalmayacak, belli tarikatların ısrarla talep ettiği çocuk evliliklerin önü açılabilecektir.
Çocuklarımızı karanlığa iten koşullarla, eşitsizliklerle, çetelerle mücadele etmeden, sürekli çıkan “af” düzenlemeleri ile suçluları serbest bırakarak bu sorunu çözemeyiz. Kurulan komisyonlarda gerçekten çözüme ulaşmak adına, konunun tüm paydaşları ile tartışmak ve çıkan sonuçları kamuoyu ile paylaşarak, oldu bittiye getirmeden bir çözüm bulmak zorundayız.
12. Yargı Paketi’nin bu haliyle, daha meclise getirilmeden geri çekilmesi, mevcut yasaların kararlı bir şekilde uygulanması gerekmektedir.
( ALINTI )