Ertuğrul Özkök: Gülse Birsel Sözlüğü’ne göre hangi bayan ne diyorsa neresini yaptırmıştır?

“Biliyorsunuz,  gülme kollektif bir aksiyondur. O denli tadı çıkar”

Ertuğrul Özkök: Gülse Birsel Sözlüğü’ne göre hangi bayan ne diyorsa neresini yaptırmıştır?
Yayınlama: 09.06.2024
2
A+
A-

Bir başladım…

Hemen bitti…

İşte o denli bir şey Gülse Birsel’in “Beni Gözünüzde Büyütmeyin” isimli yeni kitabı…

Aynı anda sekiz – on karabasanın üstüme abandığı öylesine bir Türkiye haftasında bana çok iyi geldi.

Sadece şunu söyleyeyim.

Bir bayanın dayanılmaz bir mizahi özgüven ile kendine, bayanlara, erkeklere, hepimize, yediklerimize, içtiklerimize, aklınıza gelebilecek her çeşit komik hallerimize olağanüstü bir kuşbakışı…

Hadi şu anda boş lafı bırakayım, Gülse’nin kitabı kendini anlatsın. 


Gülse Birsel

Kadın bayanın kurduysa şayet estetik şifrelerini fakat bayan çözer 

Tabii ki önce kendisi ve kadınlar…

Kadın deyince de belli yaşlar…

Belli dokunuşlar…

“Kadın bayanın kurduysa” şayet “estetik” denilen şeyi en iyi “özgüveni tavan, mizahı gökyüzü yapmış” bir bayan anlatabilir.

Gülse Birsel estetik konusunda bayan lisanının doktorasını yapmış.

Bize kusursuz bir “kadın lisanı sözlüğü” hazırlamış.

Gelin okuyalım…

Bir bayan hayata “Pozitif bakıyorum” diyorsa bilin ki…

Bir kadın; 

(*) “Açık havada spor yapıyorum, oksijen çok önemli” diyorsa;

Bilin ki “dolgu yaptırmış…”

(*) “Sadece yeşil sabun ve gül suyu kullanıyorum, doğalım” diyorsa;

Bilin ki “kök hücre enjeksiyonu yeni bitmiş.”

(*) “Anneannemin cildi 90 yaşında hala pırıl pırıl pırıldı ” diyorsa

Bilin ki “yüzünü gerdirmiş.”

(*) “Hayata pozitif bakıyorum” diyorsa;

Bilin ki “botoks” yaptırmış.

Şu yorumunu da ekliyor: 

“Kaşının ortasına da yaptırdığın için kaşını çatamıyorsun, mecburen pozitif bakıyorsun aslında.”

(*) “Yüz yogası yapıyorum mucizevi bir şey” diyorsa;

Bilin ki “yukarıda saydıklarımın hepsini yaptırmış.”

Kadın “Toksik insanlarla görüşmeyi kestim” diyorsa…

Durun bitmedi… “Kadın ne demişse neresini yaptırmıştır” sözlüğünde en vurucu hususa geliyoruz.

(*) “Bir de bunlara ‘Toksik insanlarla görüşmeyi kestim” eklendi son vakitlerde.”

Onun ne manaya geldiğini de şöyle açıklıyor:

“Aşkım birkaç hafta aslında mecburen keseceksin, zira bu işin morluğu var, şişliği  var. Görüşürsen bunlar sabaha kadar etrafta konuşur, ‘Onu yaptırmış bunu yaptırmış’ diye. Morluklar geçsin, tekrar görüşürsün toksik insanlarla…”

Türkiye’de yeşil sabun ve gül suyu ile hoş kalabilen tek bayan kimdi?

Gülse’nin en takıldığı estetik dokunuş ise “çene dolgusu…”

Çene sınırını dolduruyorlar ya hani…

‘Jawline’ deniyormuş, işte ona takmış Gülse Birsel;

“O işin tadın kaçmadı mı biraz? Güzelim kızlar niçin merhum Sakıp Sabancı benzeri yaptı kendini?” diye soruyor.

Ve bayanlara ‘Bir hakikati’  söylüyor:

“Yeşil sabun ve gülsuyuyla hoş kalabilen tek bayan merhum Fatma Girik’ti. Ve artık o modellerden yapmıyorlar.”

Sayfiye kasabası danalarına “kadına yaklaşma” kılavuzu

Tabii kitapta erkekler de var…

Özellikle Fellini’nin ünlü sineması Viteloni’deki İsveçli sarışın hoş bekleyen sayfiye kasabası zamparaları için de tavsiyeler var.

Parantezi açayım bu sinema Türkçeye “Aylaklar” olarak çevrilmişti ama gerçek ismi “Danalar”dı ve bizim bugünkü mevzumuza çok daha uygun.

Gülse’nin kitabına dönelim:

Konumuz “Tecrübeli bir dana bir bayana nasıl yaklaşır?”

“Gözlerin ne kadar güzel” diyerek mi?

Kalçalarının, göğüslerinin, ellerinin hoşluğu ile mi?

Yoksa daha romantik ve derinden gidip, “ruh güzelliği” ile girer işe.

Yani bayanın en hoş yanlarını vurgulayarak mı?

Kadına yaklaşmada en “çilingir” söz…

Gülse Birsel, “E aslında biz onları biliyoruz… Daha ince, daha zeki ve tesirli yaklaşma tekniklerin yok mu” demeye getiriyor.

Çok az erkeğin bunu bilebileceğini düşünmüş olmalı ki, “Öyleyse durun ben söyleyeyim” diyor. 

Bir cümlelik “yaklaşma kılavuzu” bu…

(*) “Kadının en beğenilmeyen tarafını bulup orayı yücelteceksiniz…”

Yani ‘En zayıf halkadan yükleneceksin oğlum’ demeye getiriyor.

Neresi mi?

Mesela Gülse, kendininkinin “Burnu ve üzerindeki ben olduğunu” söylüyor.

Onu burnumun hoşluğuna ikna eden bir erkek şöyle diyebilirmiş:

“Burnun inanılmaz kişilikli, çok seksi ve üzerindeki o ben egzotik bir hızma gibi…”

Anahtar ve çilingir söz ‘Egzotik hızma’ yani…

Sevgili dana, akıllı ol ve önce “z” noktasını bul

Tabii ki her bayan için farklı bir zayıf halka, yani “z(ayıf)” noktası olabilir.

Bu yararlı kitabında Gülse, çapkın erkeklere bir bayanda Z noktasının nasıl bulunacağını, her duruma ait örneklerle de verip kılavuzunu tamamlıyor:

Şu benzetmeleri yapabilirsiniz…

(*) “Muzip dişler”

(*) “Çocuksu kulaklar”

(*) “Başına buyruk kaşlar”

(*) “Vay gözlerin deniz benzeri mavi, gülümsemen ne güzel”

“Bana burnumu sevdiren erkeklere açık teşekkür”

Gülse, bu kavramları bulan erkeklere teşekkür ediyor ve diyor ki;

“Onlar sayesinde yıllarım burnumu özgün hatta egzotik bularak geçti…”  

Ama hakikatin bir gün kesinlikle ortaya çıkmak benzeri kötü bir tarafı vardır.

Gülse yıllar boyunca burnunu ve üstündeki beni çok hoş ve egzotik bulmaya devam etmiş…

Ta ki…

Bir gün ATV televizyonunda G.A.G komedi programını çekmek için her şeyin hazırlanıp kameranın karşısına geçtiği ve direktörün “motor” demesini beklediği ana kadar.

Ama  “motor” diye seslemeden önce bir öteki cümle gelmiş:

“Kızın burnunun üzerindeki kahverengi beni kapatabiliyor muyuz?”

Evet…

Gösteri dünyası, dünyaların en acımasızıdır.

Acımasız direktör ve zavallı kız demeyin 

Şimdi bilhassa bu son cümleyi okuyup sakın ola ki, “Vah zavallı kız, direktörler ne kadar acımasız” deyip kendinizi üzmeyin.

Gülse Birsel bütün kitap boyunca bu kıssaları öylesine ince bir mizah ve kendine inançlı muziplikle ile anlatıyor ki…

Bu sinemada kimse kötü adam değil…

Zaten bu kısmın başlığa her şeyi anlatıyor:

“Yıllarca kendimi afet sandım helal olsun kendime…”

Yahu bu nohut daha dün salçalı leblebi değil miydi?

Kitapta en sevdiğim kısımlardan biri “yeme içme sektörünü” ti’ye aldığı sayfalardı.

Yeni şeflerin mutfağına girip, nohutun yükselişini o denli bir anlatıyor ki yerlere yattım.

Özellikle, Paris’in kimi bölgelerinde dönerdi bile sollayan şu  “falafel” salgınını…

Yani bildiğimiz nohutun türevlerini…

“O nasıl bi önlenemeyen yükseliş, nasıl akıl almaz parlak bir kariyerdir” diye girip gerisinden sallıyor nohuta:

“Sen kimsin ya… Sen 10-15 yıl önce salçalı leblebi değil miydin?” arkadaş…

Yeni mutfağın kreşendosu: “Çiğ köfte dürüm”ün keşfi 

Gastronomi bölümünün kreşendosu “çiğ köfte dürümü” anlattığı satırlar…

“Yemekte icat bitmiştir” diyenlere o da şunu diyor:

“Kanımca bunun ülkemizde son yıllarda tek istisnası çiğ köfte dürümdür.”

Peki nedir çiğ köfte dürüm?

Tarifini veriyor:

“Buğdayı buğdaya buğdayla anlatmak isteyen deneysel bir teşebbüsçü, çiğköfte dürümü kelebek makarna ve sarmısaklı ekmekle servis eder ve kıssa artık burada biter. Zira bir öğünde buğdaydan bundan daha fazla randıman alamazsınız…”

Son sahne: Evlenecek kızlara düğün öncesi altın tavsiyeler

Tabii ki her bayan mürvetini göreceği o günü hayal eder…

İçinde “mürvet” sözü geçen bu cümle benden…

Hemen müellife saldırmayın.

Tabi bunu fakat bir bayan anlar ve anlatabilir.

Gülse de evlenecek kızlara tam düğün öncesi  “abla” tavsiyelerinde bulunuyor…

(*) PROTEZ TIRNAK: “O protez tırnakları o denli çapa benzeri yaptırmayın tatlım. Erkekler o tırnaklardan korkuyor ben diyeyim size.”

(*) FONDÖTEN PROBLEMİ: “O kadar ağır makyajda yapmayın kızlar, gözünüzü seveyim. Bir maşrapa fondöten sürüyorsunuz gündüz gündüz. Kat kat kontörlü takma kirpikler. Yetmiyor bir çuval çıtçıtlı ek  saç, Rapunzel gibi.”

Adam gece seninle yatıyor; sabah yanında İzzet Altınmeşe

(*) “Instagram filtrelerine aslında hiç girmiyorum, o işin ucu çoktan kaçtı.”

(*) “Niyetiniz o kadar ciddiyse ağzınızda yüzünüzde o kadar nitelikli dolandırıcılık yapmayın, bak gerçekten. Adam Afra Saraçoğlu ile evleniyorum diye düğünde sabaha kadar halay çekecek, sabah bir kalkacak, yanında İzzet Altınmeşe.”

En çok hangi Gülse’yi sevdiniz?

Kitabı okurken zaman zaman durup düşündüm.

Ben en en çok hangi Gülse Birsel’i sevdim…

Avrupa Yakası’ndaki Aslı Sütçüoğlu’nu mu…

“Yalan Dünya’daki” Deniz Alsancak’ı mı…

Yıksa “Jet Sosyete’deki” Gizem Gerçek Özpamuk’u mu…

Yoksa “Aile Arasında’daki” Mihriban’ı mı…

Galiba Palavra Dünya’daki Deniz Alsancak’tı benim en sevdiğim Gülse…

Eh ne de olsa orada bir İzmirlilik var ya…

Kolektif eylem yapamıyorsak yaşasın yasa dışı kahkaha 

Kitabın sonunda “Tek başına gülmek olmaz” diyor.

“Biliyorsunuz,  gülme kolektif bir aksiyondur. O denli tadı çıkar” diyor.

Gülmeyi unuttuğumuz, kolektif aksiyonun hapislik olduğu bir ülkede, bize kalan tek şey ne öyleyse…

Güzel yazılmış bir mizah kitabının başında tek tek kapalı kolektif eylem yapmak.

Gülse galiba bunu başardı…

Bana tek başıma kahkahalar attırdı…

Ne diyeyim…

Yaşasın tek tek saklı gülüşler…Yaşasın kahkahanın illegalitesi… 

(*) GÜLSE BİRSEL: “Beni Gözünüzde Büyütmeyin”, Doğan Kitap, 2024

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.