Ertuğrul Özkök: Bu cumartesi o heriflere dil çıkararak mı gitmek daha şerefli yoksa kraliçeye mi?

Ertuğrul Özkök: Bu cumartesi o heriflere lisan çıkararak mı gitmek daha onurlu yoksa kraliçeye mi?

Ertuğrul Özkök: Bu cumartesi o heriflere dil çıkararak mı gitmek daha şerefli yoksa kraliçeye mi?
Yayınlama: 25.10.2023
5
A+
A-

Ertuğrul Özkök | Vaktin Ruhu 

Dünyanın en ünlü futbol kulübü Barcelona bu cumartesi Real Madrid’le yapacağı El Classico maçına bizim jenerasyonumuzu şaşırtan bir formayla çıkıyor.

Barça’nın ünlü bordo mavili formasının üzerinde The Rolling Stones grubunun, son yarı yüzyıla lisan çıkartan amblemi olacak.

Bazıları buna “Hot Lips” diyor…

Ateşli dudaklar yani…

Türkiye’de Cumhuriyet’in 100’ncü yıl kutlamaları olmasaydı bu cumartesi kesinlikle Barcelona’da olur ve tarihi maçı kaçırmazdım…

Çünkü bu maç benim için yalnızca bir El Classico değil, aynı vakitte benim kuşağımın en büyük rock grubu Rolling Stones’un bir “Veda Jübilesi” olacak.

Şurası kesin; biz 60’lılar artık bu yüzyıldan gidiyoruz 

Evet, kesin…

Gidiyoruz artık…

Çünkü işe Byrds’in müziğindeki o cümleyle başladık:

“There is a time to die…”

Ölmek için olmasa bile, en azından gitmek için tam zamanıdır…

Düş kırıklıklarımızı da alıp gitme vakti yani…

5 Kasım 1962 günü başlayan bir dönem 

Rolling Stones’un son albümü “Hackney Diamonds” geçen Cumartesi (20 Ekim) yayınlandı.

Bana göre; bu albüm hem onların hem bizim neslimizin jübilesi…

Tam 60 yıllık dönemİ kapatan albüm bu bence… 

Bu dönem 5 Kasım 1962 günü başladı.

Beatles’ın ilk müziği “Love Me Do” o gün yayınlandı ve artık hiçbir şey eskisi benzeri olmadı.

Haziran 1963’da  Rolling Stones’un ilk single müziği “Comme On” geldi.

“Elalem ne der” zincirini kırdığımız gün; o gündü 

Beatles ve Rolling Stones’u dinlemeye başladığımız o ilk günden bu yana hayatımıza hangi sound girdiyse, Rolling Stones’un bu son albümünde var.

Bugüne kadar 8 Rolling Stones konserine gittim.

Benim için hep meydan okumanın, bir şeyleri değiştirme azminin, “Elalem ne der” zincirlerini kırmanın, kısaca farklı olmanın sembolüydü Rolling Stones…

“Çirkinin estetiğini” onlardan öğrendik.

Yüzümüze düşen kırışıkların aslında hala hayatta olduğumuzun ispatı olduğuna onlar sayesinde inandık, yaşadık ve yaşıyoruz…

Onların peşinden Arizona çöllerine, Joshua ağaçlarına gittim

İşte o yüzden 70 yaşımda onların peşinden Havana’ya gittim. Yalnızca “Being There” hissini yaşamak için.

Sırf o nedenle onların peşinden Arizona çöllerine gittim, Desert Trip konserleri için.

Giderken, U2’nun “Joshua Tree” albümünde duyduğum  Joshua ağaçlarının bulunduğu milli parka uğradım.

Bizim jenerasyonumuzun kutsal yerleri oldu bu yerler.

60 yıl boyunca o pislik herifler bir daha iktidara gelmesin diye savaştık

Doğduğumuz yıllar 65 milyon insanın öldüğü bir savaşın sonuydu.

O savaşı başlatan diktatörlere  o yüzden savaş açtık.

Demokrasi gelsin, insanların yazgısı o pislik heriflerin iki dudağının arasında olmasın diye…

Başardık mı…

Maalesef…

Bütün dünyada, bütün cephelerde hezimete uğradık.

John Lennon’un dediği gibi; “Sadece saçlarımızı uzatabildik o kadar…”

Uzun saçlarımız yüzünden kantin devrimcilerinden de dayak yedik, çok genç yaşta mahallesiz kaldık.

Baki kalan kubbede bir tek Çetin Altan’ın sesi kaldı 

Ve bugün geldiğimiz noktada gidiyoruz işte…

Baki kalan bu kubbedeki tek sedamız ise hiç de o denli beğenilen olmadı.

Çetin Altan’ın vasiyet tabirleri baki kaldı bir tek: 

“Hayal ettiğimiz ülke, kurmak istediğimiz dünya bu değildi…”

Derin bir düş kırıklığı…

Sadece bu…

Artık veda etmenin zamanı…

80’li yaşlarda hala zıplarken farkına vardıklarımız

Rolling Stones’un yeni albümü; işte çoğumuz bu hayal kırıklığını yaşarken geldi…

İngiliz ve Amerikan gazeteleri ” diyorlar…

Haklılar…

Ve 80 yaşlarında yaptılar bunu…

Ama farklı Rolling Stones bu…

Birazdan müzikleri yorumlarken anlatacağım bu farkı…

Çünkü allahın dünyayı yaratacak vakti yoktu

Sokak savaşları bitti… “Street Fighter Man” değiller artık.

Barların cıvıl cıvıl dansçı “Honky Tonk” bayanları tek tek ayrıldılar.  

“Time is on My Side”şarkısının kullanım müddeti dolmuş.

Çünkü “zaman artık bizim tarafımızda” değil, tam tersine karşımızda…

Saate karşı yarış takatımız bile yok artık…

Hawking, “Tanrı’nın dünyayı yaratacak vakti yoktu” diyordu…

Bizim de kendimizi yeniden yaratacak vaktimiz kalmadı…

Biz gidiyoruz da 20’nci yüzyıl artığı politikler ne yapıyor?

Yirminci yüzyılın ilk yarısında doğanların artık veda etme vakti geldi.

Yirminci yüzyılın ilk yarısından kalıp da veda etmeyen politikler ne yapıyor?

Alın işte Gazze’de yaşananları…

Popülizmin, Netanyahuların, güçten zehirlenmiş toksik siyasetçilerin  yarattığı fecaatleri…

Adaletsiz, vicdansız, acımasız popülist bir siyasetin ve siyasetçilerin bu yüzyıla maliyetlerini anlatan bir trajedi fuarına döndü Gazze.

Bir jenerasyon gidiyor fakat o müzikler kalıyor

Evet, müzikleri kalıyor…

Byrds’ün eşssiz nakaratı hala kulaklarda…

“There is a time to peace…”

Yani barışın da vakti var…

John Lennon’un dediği benzeri “Give Peace A Chance…”

Barışa bir baht tanımanın vaktidir.

Ve şimdi, bugün işte tam da onun zamanıdır…

Onun için de düş kırıklıklarımız, yapabildiklerimiz, yapamadıklarımız ve günahlarımızla…

Veda etme zamanıdır…

En erdemlisi bütün o pislik heriflere lisan çıkararak gitmek 

Rolling Stones’un 20 Ekim günü çıkan albümü bana işte bunları anlattı…

Umarım son albümleri olur…

Çünkü bunun daha ötesini yapmak mümkün değil artık…

En hoşu en gururlusu ise… 

Barcelona forması üzerinde, bütün muhteris siyasetçilere lisan çıkararak gitmek…

Kraliçeye lisan çıkarmak kadar yakıştı Sir Mick’e…

****

Bizim neslin veda albümünün şarkıları 

Bob Dylan bir vakitler şöyle bir şey demişti:

“Bazen, ‘Şeylerin ne söylemek istemediğini bilmek gerekir’…”

“Şey” sözünü işte bu yüzden çok severim.

Hayatta izah edemediğim, söyleyemediğim şeyleri bu söz ile anlatırım.

Rolling Stones’un son albümü de bu türlü bir şey işte…

Bir kuşağın bütün “ses”i var bu albümde…

Dinlerken şu notları aldım…

Kırışık yüzlerimizi dipdiri vücutlarla yan yana koymak 

(*) ANGRY: Albümden yayınladıkları ilk müzik bu oldu.

Çok sevdim fakat gerisinden “Sweet Sounds of Haven” gelince onu daha çok sevdim.

Bence bu şarkıyı asıl güzelleştiren klibi…

Genç dipdiri hoş bedenler…

Ve onun yanında kırışık suratlar…

Rolling Stones’u daha hoş anlatan bir tezat olamazdı…

(*) DREAMY SKIES: Gerideki gitar bana Rolling Stones’u ve blues’u bana sevdiren, hiç unutamadığm müziği “Little Red Rooster’ı” hatırlattı. 

Arkadaki gitarı kim çalıyor? Keith Richards mı çalıyor? Emin değilim 

(*) MESS IT UP: Albümden en çok dinlediğim müzik bu oldu.  Özellikle “Mess it Up” nakaratının sonuna doğru başlayan arka plandaki inerek giden gitar partisyonu, bugüne kadar hiçbir Stones müziğinde duymadığım bir sound. Sanki bu gitarı Keith Richards mı çalıyor diye merak ettim. Bana Mark Knoffler’ın üslubunu hatırlattı. Bu gitar müziğe inanılmaz bir romantizm ve cazibe kazandırıyor.

Eee, hani Paul McCartney nerede? 

(*) BITE MY HEAD OFF: En merak ettiğim müziklerden biriydi. Zira gençliğimin iki unutulmaz efsanesi, beni ben yapan grubu Beatles ve Rolling Stones’u bir araya getiren bir müzik. Fakat biraz düş kırıklığı oldu. Zira Paul McCartney’in sesi çok artta ve fark edilmiyor. Fakat müziğin ruhunda 1960’lar İngiliz pop rönesasının en bariz çizgileri var.

(*) DRIVING ME TOO HARD: Albümün balat şekli müziklerinden biri. Country Rock üslubuna yakın. Albümdeki en sevdiğim müziklerinden biri.

Bu 60 yıl boyunca Bob Dylan’dan etkilenmemek ne kadar mümkün ? 

(*) TELL ME STRAIGHT: Güya Bob Dylan’dan esinlenmiş bir müzik. Albümün son müziği Rolling Stones Blues’da da aynı çizgi ve tesir hakim. Fakat haklılar. 1960’lardan beri bu alemde kalıp da Bob Dylan’dan etkilenmemek ne kadar mümkün .

Bu yüzyılın en iyi caz vokalisti: Lady Gaga

(*) SWEET SOUNDS OF HAVEN: Rolling Stones’un Red Rooster’dan beri yaptığı en iyi blues. Beni çok mutlu eden bir şey ise herkesin pop müzik müzikçisi diye baktığı Lady Gaga’nın caz ve blues ortaya koyduğu performansnı çok net biçimde ortaya çıkarması. İddia ediyorum Lady Gaga 21’inci yüzyılın en iyi caz vokalisti. Los Angeles’de 4 yıldan beri 10 bin kişilik salonları caz konseriyle doldurması da ispatı. 

Arka planda  gençlik efsanelerimden biri daha, Steve Wonder var fakat ne yazık ki o da farkedilmiyor.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.