Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabine toplantısının ardından açıklama yapıyor. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: Bölgedeki yangını mümkünse söndürmenin samimi mücadelesini veriyoruz. 28 Şubat’tan beri tüm birimlerimizle teyakkuz halindeyiz …
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabine toplantısının ardından açıklama yapıyor.
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
Bölgedeki yangını mümkünse söndürmenin samimi mücadelesini veriyoruz.
28 Şubat’tan beri tüm birimlerimizle teyakkuz halindeyiz. Devletimizin tüm kurumlarını seferber etmiş durumdayız
Tüm bu mücadelenin ortasında Ana Muhalefet’in başındaki zatın kimsenin önemsemediği kendi seçmeni dahil kimsenin umursamadığı söylemlerini ibretle takip ediyoruz.
Öyle asılsız ithamlarda bulunuyor ki milletimize saygımız gereği bazen cevap vermek zorunda kalıyoruz. Ne yazık ki ana muhalefetin elle tutulur bir dış politika vizyonu yok.
Türkiye’nin çıkarlarını merkeze alan sağlıklı bir dış politika çizgisi geliştiremiyorlar. Bunların dış politikası yalnızca eleştiri ve karalama üzerine kurulu. Bakınız bu bakış açısı tehlikeli olduğu kadar hastalıklı bir yaklaşımdır.
Böyle sorumsuzluk böyle şuursuzluk olamaz. Ülkemize kem gözle bakanlar dahil herkes çok iyi bilmeli: Ne devletimiz ne hükümetimiz asla ve asla acziyet içinde değildir. Türkiye Cumhuriyeti diplomasi, savunma ve istihbarat başta olmak üzere her alanda güçlüdür. Her türlü saldırıyı püstkürtecek kirli elleri kıracak kapasiteye sahiptir.
Ortada durumu içler acısı olan tek bir kişi ve yapı vardır. O da Türkiye’nin ana muhalefet partisi olmayı bir türlü beceremeyen bu şahıs ve yoldaşlarıdır.
Daha düne kadar ‘balıklar ürküyor’ bahanesiyle füze testlerimizi eleştiren bir ufuksuzluktan bugün başka türlü davranmasını beklemiyoruz. Daha düne kadar 5 dakikacık bir görüşme için muhataplarına yalvaran bir kifayetsizlikten başka türlü hareket etmesini beklemiyoruz.
Kendi siyasi ikbalini milletin istikbalinin önünde tutanlar ne bizim ne milletimizin nezdinde asla itibar göremezler. Gün abuk sabuk söylemlerle, siyasette yelkenleri şişirme günü değildir. Gün sorumluluk bilinciyle hareket etme, en azından bölgemiz bu tehlikeyi atlatana kadar sağduyulu davranma günüdür. Selden kütük kapma hesabı terk eden bu hassas dönemde Ankara merkezli siyaset yapmayı deneyin.
Türkiye 5. yılına giren Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi, Suriyi itilafında olduğu gibi, İsrail’in soykırım ve katliamlarında olduğu gibi İran krizinde de hakkın, adaletin, uluslararası hukukun, barışın ve istikrarın yanadır. İlk günden itibaren yoğun diplomasi trafiğindeyiz. Şimdiye kadar 16 liderle görüşmemiz oldu. Dışişleri Bakanımız aynı şekilde 50’nin üzerinde telefon görüşmesi yaptı. Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımız, Milli İstihbarat Teşkilatı başkanımız muhataplarıyla sürekli temas halindeler.
Bakanlarımız kendi görev alanlarıyla ilgili konuları hassasiyetle takip ediyor. Hiçbir şeyi şansa bırakmıyoruz. Krizin, özellikle ekonomik etkilerini asgari düzeyde tutmak için dinamik bir süreç yönetimiyle gerekli tedbirleri alıyoruz. Burada 28 Şubat’tan beri tedbirler kapsamında neler yaptığımızı kısaca hatırlatmak istiyorum. Bölgemizde yaşanan çatışmalar enerji ve emtia fırsatlarından ticarete, tedarik zincirlerine birçok başlıkta belirsizlikler oluşturuyor. Bu tür kaotik durumlar hazırlıksız yakalanan ekonomiler için tehdit. Hazırlıklı olanlar için de yönetilebilir süreçlerdir. Biz hamdolsun ikinci kategoriye sahip ülkeler arasında yer alıyoruz.
Geçmişte pek çok krizden, bögesel gerilimden yara alarak değil güçlenerek çıkmış ülkeyiz. Merkez Bankamızın rezervleri 200 milyar dolar civarında. Finansal sistemimiz Piyasalarımız sağlıklı bir şekilde devam ediyor. Merkez Bankamız Türk Lirası ve döviz likidetisini etkin biçimde yönetmek üzere gerekli tedbirleri aldı. Borsa İstanbul piyasaların güvenli işleyişini süratle hayata geçirdi. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki ani yükselişine rağmen dezenflasyonun sürmesi için ne gerekiyorsa yapıyoruz.
Güncellenecek…