DEM Parti İmralı heyeti üyesi Sancar: Öcalan’ın yol haritası üç başlıktan oluşuyor; yasal düzenleme konusunda kaybedecek zamanımız yok

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı heyeti üyeleri arasında yer alan Mithat Sancar, sürece ilişkin son gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada, “Sayın Öcalan’ın yol haritası üç başlıktan oluşuyor, birincisi yasanın niteliği …

DEM Parti İmralı heyeti üyesi Sancar: Öcalan’ın yol haritası üç başlıktan oluşuyor; yasal düzenleme konusunda kaybedecek zamanımız yok
Yayınlama: 07.06.2026
2
A+
A-

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı heyeti üyeleri arasında yer alan Mithat Sancar, sürece ilişkin son gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada, “Sayın Öcalan’ın yol haritası üç başlıktan oluşuyor, birincisi yasanın niteliği. İkincisi sürecin kurumsallaşması. Üçüncüsü, bu süreçte kendisinin rolünün ve konumunun tanımlanması.” dedi. Sancar, “Sayın Öcalan artık yasal düzenleme aşamasının geciktirilmemesi gerektiğini ısrarla belirtiyor. Yani kaybedecek zamanımız yok ve yasal düzenleme konusunda da herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli. Süreci hızlandırmalıyız. Hızlandırma derken de, hedef, Meclis tatile girmeden bu yasanın çıkmasını sağlamak.” diye konuştu. CHP’ye yönelik mutlak butlan kararının “tamamen temelsiz” olduğunu belirten Sancar, “Butlan kararının sürece olumsuz yansımaları olabilir. Fakat bunun önüne geçmek için de mutlaka hepimizin çaba harcaması gerekiyor. Bu karara ilkesel olarak açık ve net bir şekilde karşı çıkıyoruz.” ifadelerini kullandı.

DEM Parti İmralı heyeti üyesi Mithat Sancar, yapılan son görüşmede Abdullah Öcalan’ın çıkartılması beklenen yasa taslağına ilişkin sunduğu yol haritasının çerçevesini paylaştı. Öcalan’ın özellikle sürecin önündeki tıkanıklıkların aşılması için üç temel başlığa dikkat çektiğini söyleyen Sancar, ayrıca Abdullah Öcalan’ın yasal düzenlemenin geciktirilmemesi ve sürecin hızlandırılması çağrısında bulunduğunu da belirtti.

İktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürece ilişkin son duruma dair bilgi veren Sancar, “sürecin tıkandığına” yönelik iddialara yönelik, “Yürütülmekte olan sürecin karmaşık ve zor olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Çeşitli faktörler bu sürecin akışını etkileyebiliyor. Bu tür süreçler doğrusal bir hat üzerinde ilerlemiyor. İnişler, çıkışlar yaşanabiliyor, durgunluklar olabiliyor. Tren benzetmesiyle ifade etmek gerekirse; en önemli husus, trenin rayda olmasıdır. Süreç bir tren gibi düşünürsek, onun rayda olması lazım. Fakat raydayken her zaman aynı hızda ya da yüksek hızda ilerlemeyebiliyor, gidemeyebiliyor. Bazen engeller çıkabiliyor, farklı durumlar yaşanabiliyor ve yavaşlama söz konusu olabiliyor ya da tren bekleyebiliyor da. Diyelim ki; ileride bir yerde yapılması gereken işler vardır. Bu işlerin de tamamlanması trenin beklemesini gerektirebiliyor. Bu çerçevede anlamak daha doğru olur. Yani tren raydaydı ama çok yavaşlamıştı, hatta bir durgunluk da vardı diyebiliriz. Fakat tren raydan çıkmamıştı. Şu anda tren tekrar hareketlendi. Daha doğrusu o bir tür durma halinin ötesine geçtiğimizi söyleyebiliriz. Yani tren yürümeye devam ediyor.” dedi.

“Öcalan’ın yol haritası üç başlıktan oluşuyor”

“Sayın Öcalan’ın çeşitli durumları gözeten yoğun bir çalışma içinde olduğunu her seferinde gözlemliyoruz. Eğer bir sorun ortaya çıkarsa bunu aşmak için formüller geliştirmeye de özel önem verdiğini aynı şekilde biliyoruz. Bu son görüşmede sürecin ilerlemesi için elbette çeşitli hazırlıklar yapmıştı ve bunları bizlerle paylaştı. Bunları karşılıklı olarak konuştuk. Üç başlık altında toplayabilirim bunları. Öncelikle Sayın Öcalan artık yasal düzenleme aşamasının geciktirilmemesi gerektiğini ısrarla belirtiyor. Yani kaybedecek zamanımız yok ve yasal düzenleme konusunda da herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli. Süreci hızlandırmalıyız. Hızlandırma derken de, hedef, Meclis tatile girmeden bu yasanın çıkmasını sağlamak.” ifadelerini kullanan Sancar, şöyle devam etti:

“Sayın Öcalan’ın yol haritası üç başlıktan oluşuyor, birincisi yasanın niteliği. İkincisi sürecin kurumsallaşması. Üçüncüsü, bu süreçte kendisinin rolünün ve konumunun tanımlanması.

Şöyle bir toparlama yapabilirim. Birincisi yasanın niteliği. İkincisi sürecin kurumsallaşması. Üçüncüsü, bu süreçte kendisinin rolünün ve konumunun tanımlanması. Birinciden, “yasanın niteliği”nden başlayalım. Bu konuda söylediği en önemli söz veya kullandığı en önemli kavram, ‘Kök hücre gibi bir kanun olmalıdır’ şeklinde. Yeterince anlaşılıp anlaşılmadığını tabii ki değerlendirebiliriz. Kök hücre derken kastedilen iki temel nokta vardır: Onarım ve yenilenme. Çatışma sürecinin ve bu çatışmaya yol açan sebeplerle ilgili hasarların onarılmasını sağlayacak, onarılmasına giden yolu açacak bir nitelik taşımalı. Daha sade söyleyelim; çatışmayı çözmeye çalışıyoruz ve bu konuda çok önemli gelişmeler yaşandı. 27 Şubat çağrısı, ardından örgütün adımları, mecliste komisyon kurulması gelen ve komisyonun ortaya çıkardığı rapor. Bütün bunlar önemli. Şimdi yapmamız gereken, bu çatışmayı çözerken ortaya çıkan hasarları tamir edecek, onaracak bir nitelikte yasal düzenlemeleri hızla çıkarmak. Elbette bir yasal düzenlemeyle bütün hasarları bir anda onarmak mümkün olmaz. Ancak kök hücre öyle bir alan açacak ki bu hasarlar giderilebilsin.

Şimdi kastedilen bir çerçeve yasadır, bir geçiş süreci yasasıdır. Bu doğrudur. Evet geçiş süreci içindir ve bu geçiş sürecinin çeşitli gerekleri var. En başta silah bırakma ve entegrasyonla ilgili konular var. Fakat yasa bu geçiş sürecini düzenlerken, öncelikle çatışmanın sonuçları diyebileceğimiz hasarları da hesaba katmalı ve onarmayı amaçlamalı. Bu onarımın temelinde de şiddetten siyasete geçiş diyalektiği yatıyor. Bunu, 27 Şubat Çağrısı’nın başlığındaki “barış” kavramıyla birlikte düşünebilir, bu boyut bağlamında ele alabiliriz.

Kök hücre derken kastedilen ikinci husus yenilenmedir, bünyenin yenilenmesidir. Hasarı gideriyorsanız bünyeyi de yenilemeniz gerekiyor. Bu bünyenin yenilenmesinin de yollarını açacak bir nitelik taşımalıdır yasa. Onarım ve yenilenme bu yasanın temel niteliği olmalıdır. Bunu da esas olarak 27 Şubat Çağrısı’ndaki “demokratik toplum” kavramıyla birlikte değerlendirebiliriz.

27 Şubat Çağrısının sonuna eklenen ifadenin önemini de bu çerçevede görmek lazım. Öncelikli mesele Kürt sorunundan doğan çatışmayı aşmak. Kürt sorununun çözüm yollarını açmak, çatışmayı aşarak bunu yapmak. Nasıl olacak bu? Sorunu, çatışma ve şiddetten hukuk ve siyaset zeminine çekerek olacak. Çerçeve yasa buna mutlaka hizmet etmelidir. Bir yandan hukuki güvenceler oluşturmalı, aynı zamanda sorunun demokratik zeminde tamamen siyasetle çözümünün imkanlarını yaratmalıdır. Demokratik siyaseti güçlendirmeli ve önünü açmalıdır. Şiddetten siyasete geçiş diyalektiği dediğimiz şey budur.

Sürecin yasaya dayanarak kurumsal bir nitelik kazanması. Bu da Sayın Öcalan’ın önerdiği yol haritası ya da plan veya tedbirler toplamı ya da adımlar toplamı, ne dersek diyelim, onun diğer bir parçasıdır. Sürecin kurumsallaşması, yasal çerçevenin açacağı yolla olmalı, çerçeve yasasının sunacağı dayanakla gerçekleşmelidir. Yani çerçeve yasa aynı zamanda sürecin kurumsallaşmasının da dayanağı olmalıdır. Kurumsallaşmadan kasıt da, artık işleyişin mekanizmalar ve tanımlanmış hedef, görev ve sorumluluklar çerçevesinde yürümesi. Şu anda çeşitli görüşmeler yapılıyor. Biz İmralı’ya gidiyoruz, devlet yetkilileriyle diğer partilerle görüşüyoruz. Sayın Öcalan da devlet yetkilileri ile görüşmeler yapıyor. DEM Parti’nin çalışmaları var. Bütün bunlar elbette sürecin içinde yer almaktadır, sürecin yürümesini sağlayan unsurlardır ama sürecin artık kurumsal bir çerçevede işlemesini sağlamak lazım. Böylece dayanıklı, güvenilir, güven yaratan bir akış ortaya çıkar. Burada çeşitli kurullar gündeme gelebilir. Bunların hepsi tartışılabilir. Ayrıntılarına girmem gerekmiyor ancak hedeflenen noktalardan biri de sürecin kurumsallaşmasını sağlamaktır.”

“Cumhurbaşkanı ve AKP’nin bu konudaki yol haritası nedir sizce? Kamuoyuna yansıyan bazı iddialara göre çözüm süreci konusunda AKP içerisinde bir karşıtlık var. Konuyu yakından takip eden biri olarak böylesi bir gözleminiz oldu mu?” sorusuna Sancar, “Bu tür spekülasyonlara girmeyi doğru bulmuyoruz. Biz görüşmelerimizi yürütüyoruz. Karşımızda yetkili kişiler var, siyasi aktörler var. Sürecin aşamalarına göre bunlarla farklı konuları konuşuyoruz. Herkes her konuda aynı fikirde olmayabilir. Ama bu bir çatışma mıdır? Bu tür yorumları da açıkçası temkinle karşılamak gerekiyor. Önemli olan farklılıkları ortak noktalara taşımak ve bunu da sürecin mantığına, ruhuna ve hedefine uygun olarak yapmaktır.” yanıtını verdi.

DEM Parti olarak yasa taslağı konusunda hazırlıkları olduğunu söyleyen Sancar, “Her aşamaya göre bunları yeniden ele alıyoruz ve güncelliyoruz. Bunlar tek bir metin gibi değil; farklı durumlara cevap vereceğini düşündüğümüz çalışmalar olarak düşünülmelidir. Biz çeşitli ihtimallere ve gelebilecek farklı önerilere göre ya da farklı hazırlıklara göre bir çalışma yürütüyoruz. Bu çalışmalar her bir aşamada yeniden güncellenebiliyor. Sürecin ihtiyaçları gerçekten barışa ve demokratik toplum hedefine doğru yürümesi bizim temel kaygımızdır. Herkesin ve bütün aktörlerin aynı kaygılarla hareket etmesini beklemek de gerçekçi değil. Şüphesiz farklı aktörlerin her birinin kendine göre de kaygısı, hesabı olabilir.” diye konuştu.

Meclis tatile girmeden önce yasal düzenleme yapılır mı?

Sancar, “Meclis’in kapanmasına az bir süre kaldı. Sizce yapılacak bir yasal düzenleme Meclis tatile girmeden önce çıkartılır mı?” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Sayın Öcalan da buna işaret ediyor. Meclis tatile girmeden çerçeve yasanın çıkması gerektiğini, bu konuda bütün aktörlerin tarihi sorumluluk anlayışıyla hareket edeceğine ve Meclis’in de bu hassasiyette çalışmalarını yürüteceğine inandığını söylüyor. Dolayısıyla bütün aktörlere burada tarihi bir sorumluluk düşüyor. Bizim hedefimiz, isteğimiz ve çabamız, Meclis tatile girmeden bu yasanın mümkün olan en geniş mutabakatla çıkmasıdır. Niteliklerini de saydım; Süreci hedefe doğru götürecek, sürecin mantığına uyan, demokrasi ve siyaset üzerinden sağlam bir barış, kalıcı bir barış yolunu gerçekten açacak bir zemin. Gecikmenin riskleri olduğunu Sayın Öcalan da zaten belirtiyor.

Şimdi söyleyeceğimiz her sözün yaratacağı farklı beklentiler olur. O nedenle, ‘Evet, biz şöyle olacağına inanıyoruz’ dediğimiz anda gerçeklerden uzaklaşma, gerçeklikten uzaklaşma ihtimali de doğar. Bunu da sanki olmayacakmış gibi anlamamak lazım. Sadece şunu söylüyorum. Amacımız ve hedefimiz bu.”

“Mutlak butlan kararı tamamen temelsiz”

“Toplumun demokratik yasal adımların atılmasını beklediği bu süreçte CHP’ye Mutlak Butlan kararı çıkarılarak, seçilmişlere müdahale oldu. Heyet açıklamanızda Abdullah Öcalan’ın bu durumun kabul edilmez olduğunu belirttiniz. Abdullah Öcalan bu adımı nasıl değerlendirdi ve süreçle bağını kurdu mu?” sorusunu Sancar, şöyle yanıtladı:

“Öncelikle bu “mutlak butlan” kararını bir hukukçu olarak ben değerlendirdiğimde; bunun hukuksal açıdan tamamen temelsiz olduğunu açıkça söylüyorum. Bu müdahale hukuken bir temele dayanmıyor. Hukuksuz bir müdahaledir. Bu durum; yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesi geleneğinin, Türkiye’de uzun köklere dayalı bu geleneğin yargı eliyle siyaseti dizayn etme anlayışının çok ağır bir örneğini oluşturuyor. Toplum ve siyaset mühendisliği ile demokratik ortak yaşamı barış içinde sürdürmek çok zordur. Eğer barış içinde bir arada yarışmak ve yaşamak istiyorsak, demokratik temel normları gözetmek zorundayız. Bu sürecin ana hedefi de budur. Demokratik topluma ulaşma. Sayın Öcalan ısrarla ‘Demokratik Cumhuriyet esas hedeftir’ diyor.

Butlan kararının sürece olumsuz yansımaları olabilir. Fakat bunun önüne geçmek için de mutlaka hepimizin çaba harcaması gerekiyor. Bu karara ilkesel olarak açık ve net bir şekilde karşı çıkıyoruz. Hem demokratik ilkeler açısından hem de hukuksal olarak bu müdahale kabul edilemez. Bu gelişmenin şu an içinde bulunduğumuz sürecin de ilerleyişi açısından riskler üretecek bir potansiyeli olduğunu görüyoruz. Sayın Öcalan da bunlara zaten işaret etti. Açıklamamızda vurguladığımız şekliyle söyleyeyim; diyor ki ‘Gelinen nokta, cumhuriyetin temelinde demokrasi ilkesinin bulunmamasının bir sonucudur.’ Şimdi Cumhuriyeti demokratikleştirecek ortak bir barış mücadelesi, aynı zamanda bu hasarı derinleşmeden onarma imkanı sağlar. Başta da hasarlardan söz ettik. Şimdi yaşanmakta olan hasarları da gidermek ve yolu bu şekilde açmak hepimizin görevidir.

CHP’nin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde ana aktörlerden biri olarak devam etmesi gerektiğine inancımızı tekrarlayayım. Elbette orada bir bütünlüğün uzlaşmayla parti içinde sağlanması da önemli bir yöntemdir. CHP bu süreç için önemli bir aktördür. Eğer en geniş toplumsal mutabakatla yürümek istiyorsak, demokrasi hedefine barış üzerinden hızla ilerlemek istiyorsak, CHP üzerindeki bu baskıların ve kıskacın kalkması gerekiyor. CHP’nin de şartlar ne kadar ağır olursa olsun, bu hedeften vazgeçmemesi lazım. Yani bugüne kadar ortaya koyduğu tutumu, sürdürecek bir politikayı yerleştirmesi ve kökleştirmesi hem şimdi yaşanan bu ağır müdahaleyi aşma imkanlarını güçlendirir hem de Türkiye’nin bir bütün olarak Barış ve Demokrasi hedefine yürümesine çok ciddi katkı sunar.”

( ALINTI mezopotamyaajansi44.com/GENCLIK/content/view/314244 )

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.