CHP’nin yeni programı (2): Cumhuriyetçilikten güç alan bir demokratik yenilenme

CHP’nin demokrasi programı, yalnızca anayasal bir kurumsal tasarım faaliyeti değildir. Daha temel bir amaca yöneliyor: Yurttaşı ve toplumu güçlendirmek

CHP’nin yeni programı (2): Cumhuriyetçilikten güç alan bir demokratik yenilenme
Yayınlama: 11.12.2025
3
A+
A-

Yunus Emre*

Bir önceki yazıda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni programının nasıl hazırlandığını, hangi aşamalardan geçerek olgunlaştığını ve giriş bölümünün hem tarihsel birikim hem de güncel siyasal tartışmalar ışığında ne anlam taşıdığını değerlendirmiştik. CHP’nin programı, yalnızca bir politika metni değil; Türkiye’nin ikinci yüzyıla hangi değerler, hangi ilkeler ve hangi hedeflerle yürümesi gerektiğine dair kapsamlı bir vizyon belgesidir.

Bu ikinci yazıda ise, programın dört temel sütunundan biri olan Demokrasi, Yönetim ve Adalet” başlığını ele alacağız. Bu başlık, sadece siyasal sistemin kurumsal tasarımını değil, Türkiye’de demokratikleşmenin yeniden inşası için gerekli toplumsal ve kurumsal dönüşümü bütün boyutlarıyla ortaya koyuyor.

Türkiye’nin bugün en ağır sorunlarla karşı karşıya olduğu alanların başında demokrasi ve hukuk devleti geliyor. Ancak bir yandan da demokratikleşme iradesi ortaya konulduğunda en hızlı ve en etkili sonuçların alınabileceği alan yine burası. Bu nedenle CHP’nin programında demokrasi başlığı, hem yeni siyasal sistemin tasarımının merkezinde duruyor hem de Türkiye’nin ikinci yüzyılda ihtiyaç duyduğu reformların yönünü belirliyor. Bu çerçevede nasıl bir devlet sorunun yanıtı ve devlet-toplum-birey ilişkilerinin hukuki temeli bu bölümde açıklanıyor.

Nasıl bir yönetim sistemi?

CHP’nin programında önerilen model parlamenter sistemlerden ilham alsa da esasında Türkiye’nin son 150 yıllık siyasal deneyiminden süzülmüş özgün ve kapsamlı bir güçler ayrılığı mimarisi sunuyor.

1980 darbesi sonrasında kurulan siyasal düzen, tepkisel bir güvenlik devletinin mantığına dayanıyordu. Bu nedenle, insan hakları ihlallerinin yoğunlaştığı bir dönemin ürünü olan bu model, demokratik bir parlamenter sistem için hiçbir zaman sağlam bir referans noktası oluşturmadı. 2007’de yapılan değişiklikler ve nihayet 2017’de yürütülen anayasa referandumu ise var olan sorunları çözmek yerine daha da derinleştirdi.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu yönetim krizi, esasen yıllara yayılan bu kurumsal erozyonun sonucudur. CHP’nin önerdiği parlamenter sistem, bu erozyonu durdurmakla kalmıyor; yasama, yürütme ve yargının birbirine karşı sorumlu olduğu, birbirini dengelediği ve birlikte işlediği gerçek bir demokratik düzen kurmayı hedefliyor.

Bu çerçevede:

  • Cumhurbaşkanı, parlamenter sistem sınırları içinde ulusun birliğini temsil eden sembolik bir makam olacak.
  • Hükümet, Meclis’ten çıkan ve Meclis’e karşı sorumlu olan bir yürütme organı olarak yeniden yapılandırılacak.
  • Yargı bağımsızlığı güçlü kurumsal güvencelerle sağlanacak.
  • Temel hak ve özgürlükler, başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere evrensel normlarla uyumlu hale getirilecek.

Benim de iki dönemdir görev yaptığım Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi çalışmaları, Türkiye’nin 2017 sonrasında bu standartlardan nasıl uzaklaştığını çıplak gözle göstermektedir. Türkiye, 2004 yılında çıktığı denetim sürecine 2017’de yeniden alınarak, Avrupa Konseyi tarihinde ilk defa geriye doğru düşen ülke olmuştur. Bu durum, ülkemiz açısından bir utanç manzarasıdır. Bu utançtan kurtulmak için ilk yapılması gereken siyasal sistemin işleyişini, devlet kurumlarının birbirleriyle ilişkilerini ve vatandaşların karşı karşıya bulunduğun hak ve özgürlükler rejimini evrensel standartlar temelinde yeniden yapılandırmaktır.

CHP’nin demokrasi ve yönetim vizyonunun temelleri

Programın demokrasi başlığını özgün kılan şey, yalnızca anayasal düzenlemelere yer vermesi değil; demokrasiyi toplumsal bir proje olarak ele almasıdır.

CHP’nin demokrasi anlayışı üç temel değere dayanıyor:

  1. Demokrasi
  2. İnsan hakları
  3. Hukukun üstünlüğü

Bu ilkeler, programın ilgili sayfalarında sistematik biçimde ortaya konulmuş durumda. Ancak CHP’nin yaklaşımını asıl farklılaştıran, bunları sözde Ankara kriterleri” gibi ulusal ölçütlerle sınırlamaması; evrensel demokratik standartları sahiplenmesidir. Halkımız, parçası olduğunuz Avrupa uygarlığı içindeki hiçbir millete göre daha geri standartlara mahkûm değildir; tam tersine, daha iyisini hak etmektedir.

Unutmamak gerekir: Türkiye, Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden biridir. Bugün demokrasi konusunda bize akıl veren pek çok ülkede, Türkiye’nin demokrasi deneyimi oluştuğu dönemde henüz temel hakların en basit biçimleri bile mevcut değildi. CHP’nin demokrasi anlayışı bu nedenle özgüvenlidir; tarihsel temeli sağlamdır.

Yeni çağın sorunları: Dijitalleşme, yapay zekâ ve ifade özgürlüğü

Geleneksel medya düzeninin yerini algoritmaların ve platform ekonomilerinin aldığı bir dönemde yaşıyoruz. Demokrasi üzerindeki en güçlü etkiler artık parlamentolardan değil, sosyal medya şirketlerinden ve dijital manipülasyon mekanizmalarından geliyor.

  • CHP programı bu dönüşümü görmezden gelmiyor. Aksine:
  • Dijitalleşmenin ifade özgürlüğünü nasıl etkilediğini,
  • Yapay zekâ teknolojilerinin karar alma süreçlerine nasıl müdahale ettiğini,
  • İnternet tekellerinin kamusal alanı nasıl yeniden şekillendirdiğini ayrıntılı biçimde analiz eden çalışmaları ve politika önerilerini temel alıyor.

AKP döneminde yapılan hatalar yalnızca basın özgürlüğünün ihlaliyle sınırlı değil; aynı zamanda teknolojik altyapının demokrasiyi geriletmek amacıyla kullanılmasıyla ilgilidir. CHP, bu alanda evrensel standartlara dayalı yeni bir perspektif sunuyor.

Demokrasi ve toplumsal cinsiyet eşitliği

Programın temel ilkelerinden biri, Türkiye’de yönetim anlayışının toplumsal cinsiyet eşitliği ekseninde yeniden kurulmasıdır. Bu, dekoratif bir başlık değil; demokrasi tasarımının özüne yerleştirilen bir ilkedir.

Büyük Atatürk’ün vizyonu çerçevesinde kadınların karar alma süreçlerine eşit katılımı olmadan demokrasi tek kanatlı bir kuş gibidir; uçamaz.

Küresel demokratik gerileme tartışmalarında CHP’nin konumu

Son yirmi yılda dünyada demokratik gerileme hızlandı. 2008 finansal krizinden bu yana ve özellikle Trump gibi liderlerin yükselişiyle birlikte popülist otoriter eğilimler güç kazandı. Türkiye’deki şahıs merkezli yönetim modeli de uluslararası literatürde bu dalganın tipik örneklerinden biri olarak inceleniyor.

CHP’nin programı bu tartışmalara iki açıdan farklı bir perspektifle yaklaşıyor:

  1. Demossuz demokrasiye karşı: Halksız demokrasi olmaz

Batı’da giderek yaygınlaşan, halkın karar alma süreçlerinden uzaklaştırıldığı yönetim anlayışı CHP’nin tamamen karşısında durduğu bir yaklaşımdır.

CHP’ye göre demokrasi, aktif yurttaş katılımı olmadan düşünülemez.

Halkın katılmadığı bir demokrasi, demokrasinin yalnızca kabuğudur.

Bu nedenle aktif yurttaşlığı güçlendiren tüm mekanizmalar –katılım, denetim, şeffaflık, örgütlü toplum- programın merkezindedir.

  1. Demokrasi ve sosyal devlet birlikteliği

CHP’nin demokrasi anlayışını Batı’daki liberal yaklaşımlardan ayıran ikinci unsur, demokrasiyi ekonomik ve sosyal haklarla birlikte ele almasıdır.

1945 sonrası Avrupa’da demokrasinin gelişmesi, sosyal devletin güçlenmesiyle paralel gerçekleşmişti. Toplumsal mobilite, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve konut politikalarının güçlenmesi, demokrasinin meşruiyetini pekiştirdi.

Bugün ise Avrupa’da ilk kez yeni kuşağın ebeveynlerinden daha kötü koşullarda yaşamaya başlayacağı tartışılıyor. CHP, demokrasi krizinin ekonomik ve sosyal boyutunu bu nedenle merkeze alıyor.

Çoğulculuk, eşitlik ve ayrımcılıkla mücadele

CHP’nin demokrasi programı, hiçbir toplumsal kesimi merkeze koyup diğerlerini çevreye itmiyor.

Kimlik temelli bir siyaset anlayışından uzak; evrensel yurttaşlık kategorisini güçlendiren bir yaklaşım benimsiyor.

Bu nedenle:

  • Anadilin korunması,
  • Laikliğin çoğulculuğun güvencesi olarak güçlendirilmesi,
  • Kürt meselesinin demokratik çözümü,
  • Her türlü ayrımcılıkla mücadelede sıfır tolerans politikası programın temel ilkeleri arasında yer alıyor.

Burada amaç bir kesime ayrıcalık tanımak değil; bütün yurttaşların ortak ve eşit haklara sahip olacağı bir kamusal düzen kurmaktır.

Yurttaş, örgütlü toplum ve demokrasi

Demokrasinin yaşaması için yalnızca seçimler yetmez; yurttaşın güçlü olması gerekir. CHP, bu nedenle demokrasi tasarımını üç eksene oturtuyor:

  1. Aktif Yurttaşlık
  2. Örgütlü Toplum
  3. Özgür Medya

Yurttaşın yalnızlaştırıldığı, sendikaların zayıflatıldığı, meslek örgütlerinin itibarsızlaştırıldığı ve medyanın tekelleştirildiği bir toplumda demokrasinin işlemesi mümkün değildir.

CHP bu nedenle:

  • Çalışma hayatında örgütlülüğü güçlendirmeyi,
  • Siyasetin finansmanını şeffaflaştırmayı,
  • Medyayı özgürleştirmeyi,
  • Yolsuzlukla mücadeleyi kurumsal bir ilke haline getirmeyi demokrasinin ön koşulları olarak görüyor.

Yolsuzluk sadece ekonomiyi çökertmez; halkın demokrasiye olan inancını da kemirir. CHP’nin programı bu nedenle şeffaflığı, hesap verebilirliği ve siyasal etiği demokratik düzenin ayrılmaz parçaları olarak tanımlıyor.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi: Demokratik bir Türkiye’nin anahtarı

Türkiye’de yerleşik hale gelen aşırı merkeziyetçilik, sadece verimsiz bir yönetim anlayışı değil; aynı zamanda demokrasiye aykırı bir uygulamadır.

  • Kamusal yetkilerin Ankara’da dar bir kadronun elinde toplanması:
  • Hem demokratik katılımı sınırlar,
  • Hem hesap verebilirliği azaltır,
  • Hem de yerel hizmetlerin kalitesini düşürür.

CHP programı bu nedenle yerel yönetimlerin:

  • Kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesini,
  • Demokratikleşmesini,
  • Şeffaf, hesap verebilir, katılımcı bir yapıya kavuşmasını temel bir ilke olarak benimsiyor.

Yerelleşme aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa entegrasyonuyla doğrudan bağlantılıdır. Avrupa Konseyi’nin ve AB’nin temel ilkelerinden biri olan yerindenlik (subsidiarite), programın yerel yönetim başlığının omurgasını oluşturuyor.

Sonuç: Cumhuriyetçilikten güç alan bir demokratik yenilenme

CHP’nin demokrasi programı, yalnızca anayasal bir kurumsal tasarım faaliyeti değildir. Daha temel bir amaca yöneliyor: Yurttaşı ve toplumu güçlendirmek.

Bu yaklaşım, doğrudan doğruya Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in özüne dayanıyor. Çünkü Cumhuriyetçilik, vatandaşların kaderini belirlemede eşit söz hakkına sahip olduğu bir siyasal düzendir. Ayrımcılığı reddeder, çoğulculuğu ve eşitliği demokratik düzenin temeli olarak görür.

CHP’nin solu merkezine alan demokrasi anlayışı ise, bu cumhuriyetçi yaklaşımla birleşerek Türkiye’nin ikinci yüzyılında güçlü, dayanıklı ve katılımcı bir demokrasinin kurulması için kapsamlı bir çerçeve sunuyor.

Bir sonraki yazıda bu çerçevenin devamı niteliğinde olan ekonomik gelişme ve kalkınma yaklaşımını ele alacağız.

*CHP İstanbul Milletvekili

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.