NATO’nun Libya’ya yönelik Mart 2011’deki müdahalesini Sputnik’e değerlendiren Cezayirli uzmanlar, bu müdahalenin Libya devletini yok ettiğini, ülkenin petrol sözleşmelerinin Batılı şirketler lehine yeniden düzenlendiğini ve Afrika’da “yönetilebilir kaos” stratejisinin uygulandığını belirtti.
Cezayir’deki M’sila Üniversitesi’nde siyaset bilimi uzmanı ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Prof. Ahmed Ruaciya, NATO’nun Libya’ya müdahalesinin resmi söylemin aksine “sivil halkı koruma” amacı taşımadığını belirterek, “Asıl hedef petrol, yerel zenginlikler ve Afrika’da kalıcı bir istikrarsızlık yaratmaktı” dedi. Profesöre göre Avrupa ülkeleri, onlarca yıldır “kaosu yönetme” stratejisi çerçevesinde benzer yöntemleri uyguluyor:
Bu sürecin Libya ve tüm Afrika kıtası açısından sonuçlarının açık olduğunu vurgulayan Ruaciya, Kaddafi’nin devrilmesinin ardından yaşanan ekonomik dönüşüme de dikkat çekti:
Ruaciya, müdahalenin yalnızca siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurmadığını, aynı zamanda güvenlik alanında da ağır etkileri olduğunu vurguladı:
Cezayirli profesör, Batılı ülkelerin bugün benzer bir yaklaşımı İran’a yönelik politikalarında da sürdürdüğünü savunarak, “Batı bugün İran’a karşı da aynı hedefi güdüyor; İran’ı da Libya’nın uğradığı akıbete sürüklemek istiyorlar” ifadelerini kullandı.
‘NATO’nun Libya müdahalesi devleti çökertti, Afrika’yı istikrarsızlaştırdı’
Afrika güvenliği alanında uzman, Cezayirli akademisyen Dr. Mohammed Salah Djemal de Sputnik’e değerlendirmesinde, NATO’nun “sivilleri koruma” iddiasıyla başlattığı Libya operasyonunun, ülkeyi parçalanmış ve çatışmalarla sarsılan bir alana dönüştürdüğünü, Sahel bölgesini istikrarsızlaştırdığını ve Batı’nın verdiği garantilerin ne kadar sınırlı olduğunu gösterdiğini söyledi.
Djemal, bu tablonun aslında büyük ölçüde öngörülebilir olduğunu belirterek, dış müdahalelere dair geçmiş deneyimlere işaret etti:
Bu nedenle ülkenin parçalanmasının ve suç şebekelerinin güçlenmesinin “sürpriz değil, beklenebilir sonuçlar” olduğuna dikkat çeken Djemal, Libya örneğinin Batı’nın verdiği güvence ve taahhütlerin sınırlarını da açığa çıkardığını söyledi: