Can Atalay, Silivri’den yazdı: İktidar, “yerime talip olanın boynunu eğene kadar üstüne giderim” yolu izlemekte; mutlak butlan kararı da budur!

Seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay, Gezi Direnişi’nin 13. yılında Silivri’den kaleme aldığı yazısında iktidarın muhalefete karşı operasyonlarına değindi. Atalay, “Bütün olanaklar yasa, kural tanımaz biçimde kullanılarak iki ayaklı strateji …

Can Atalay, Silivri’den yazdı: İktidar, “yerime talip olanın boynunu eğene kadar üstüne giderim” yolu izlemekte; mutlak butlan kararı da budur!
Yayınlama: 31.05.2026
0
A+
A-

Seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay, Gezi Direnişi’nin 13. yılında Silivri’den kaleme aldığı yazısında iktidarın muhalefete karşı operasyonlarına değindi. Atalay, “Bütün olanaklar yasa, kural tanımaz biçimde kullanılarak iki ayaklı strateji uygulanmaktadır. “İktidarımı tartışmayana alan açarım, iktidara talip olanın boynunu eğene kadar üzerine giderim” yolunu izlemektedir. Cumhuriyet Halk Partisi ve “mutlak butlan kararı” budur. Tüm siyasal ve toplumsal yaşamımız üzerinedir. Toplumsal muhalefet, mitolojik devin yatağının boyutlarını çok aşmıştır. İktidara göre, butlan ve benzeri her yol ve yöntemle mutlaka budanması gerekir” ifadelerini kullandı.

Gezi davası hükümlüsü seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay, BirGün için kaleme aldığı yazısında Gezi Direnişi’nin ardından geçen 13 yıla ve iktidarın muhalefete karşı operasyonlarına değindi. Atalay2ın yazısı şöyle:

“Bir yıl önce, Gezi’nin 12’nci yılında BirGün’e “içeriden” yazdım. 13’üncü yıldönümünde de “içeriden” yazmak nasipmiş. Kent merkezinde kalan son müşterek kamusal yeşil alanı savunmak üzere başlayan ve herkesin kendi itirazıyla tüm ülkede yaygınlaştırdığı Gezi’yi ve Gezi’nin demokratik, özgürlükçü, çoğulcu, direnişçi geleneğini selamlıyorum.

Marx “kitlelerin içgüdüsü”nden söz ediyor. Gezi günlerinde milyonlar, olanı protesto ediyor, aynı zamanda olacakları da seziyordu. Demokratik ve sol çevreler için gidişat öngörülüyordu. Toplumsal muhalefeti uyarıyordu. Demek ki, milyonların alanlara akması için Gezi’de ağaca sarılan gençlerin demokratik duruşunun etkileyiciliği gerekiyormuş. Çünkü Gezi; birbirinden farklı itirazların, her itiraza alan açan özgürlük ve çoğulculuk üzerinden yan yana gelerek ortak duruşun başarılabileceğini gösterdi.

On üç yılın özetini yapmayacağım. Milyonların Taksim Gezisi simgeselliği çevresinde hareketlenmesi üzerine çokça yazdım, duruşma salonlarında çokça konuştum. Tekraren ve önemle, dayanışma duygusuyla alanlarda olan milyonların; Gezi’nin aşağıdan, özgürlükçü, itirazı olan herkese açık çoğulcu tarzından etkilenmelerinin ülkemiz tarihindeki en özgün halk hareketini yarattığının altını çizmek isterim.

Gidişatın acayip alametler gösterdiği “hissiyatı” görülüyor ki AKP saflarında da epeyce yaygınmış. Sonrasında AKP’den kopan çevreler, Gezi dönemine ve AKP’nin 2012-2013’de yeni bir yola girdiğine atıfta bulunuyorlar. Bu tarihleri milat olarak belirtiyorlar.

Gezi’yi mahkûm etmek için mahkemeler kuruldu. Çok ağır cezalar verildi. Ders kitaplarında karalandı. Ülkenin bugünlere kadar süren ve daha da süreceği de öngörülen ekonomik krizinin sorumlusu olarak gösterildi. Velhasıl Gezi, her vesileyle, her yolla ve yöntemle, her düzeyden temsiliyetle sistematik karalamaların hedefi oldu ve olmaya da devam ediyor. Toplumsal hafızadan silinme ve sindirilme faaliyeti dur durak bilmiyor.

Mitolojide “misafirperver, dost canlısı bir dev” vardır. Misafirlerini güzelce ağırlar, yedirir, içirir. Mutlaka gece yatısına kalmalarını ister. En güzel odada ve en rahat yatakta ağırlar. Yalnızca eğer misafir yatağa kısa geliyorsa çekerek boyunu uzatır, uzun geliyorsa fazlalıklarını keser, budar. Demek ki kaçarı yok; boyu uzun olan da kısa olan da tehlikededir. Gezicilerin “hissettiği” hazırlanan “yatağın” farklı olan herkesin hayrına olmadığıydı.

Gezi’nin 13’üncü yılı, “iktidardan bir daha gitmemek üzere her şeyin yapıldığı” günlerdir. İktidarı kendisine mülk görme hali dur durak bilmiyor. Otoriterliğin sürekliliği için yargı dahil, kurumların seferber edilmesi dahil her alanda ölçüsüz bir keyfilik egemen oldu. Gezi günlerinin “hissiyatı” artık somut gerçeğimizdir.

Durumu “ikili hukuk/ikili işleyiş” olarak tanımlıyorum. Tanımlama yeni bir keşif değil. Otoriter yönetimlerin en temel özelliğidir. Otoriterliğin stratejisinin esası “iktidarımı tartıştırmam”dır. İdari, yargı… Bütün olanaklar yasa, kural tanımaz biçimde kullanılarak iki ayaklı strateji uygulanmaktadır. “İktidarımı tartışmayana alan açarım, iktidara talip olanın boynunu eğene kadar üzerine giderim” yolunu izlemektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi ve “mutlak butlan kararı” budur. Tüm siyasal ve toplumsal yaşamımız üzerinedir. Toplumsal muhalefet, mitolojik devin yatağının boyutlarını çok aşmıştır. İktidara göre, butlan ve benzeri her yol ve yöntemle mutlaka budanması gerekir.

Gidişata “Dur” diyecek olan yurttaşın, bütün toplumsal, siyasal örgüt ve hareketlerin dik duruşudur. Toplumsal muhalefetin dayanışması umut vericidir. 19 Mart 2025’ten bu güne var olan demokratik yurttaş hareketliliği önemlidir, dayanak noktasıdır.

“Gezi Ruhu” 13’üncü yılında, bizlere toplumsal muhalefetin nasıl güçlü bir demokratik dalgaya dönüşeceğini söylüyor: Her toplumsal ve siyasal hareketin kendini göreceği özgürlükçü ve çoğulcu bir aradalık…

Bu günleri dayanışmayla hep birlikte aşacağız. Anayasa’yı askıdan indirip, hukuku ve kurumları yeniden ayağa kaldıracağız. Cumhuriyetimizi demokratikleştirerek eşit ve özgür bir Türkiye yürüyüşümüzü sürdüreceğiz.

Gezi’de yitirdiklerimize milyonlarca Gezicinin sözü olsun.”

( ALINTI )

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.