BirGün yazarı Gültekin’den ‘iç cephe’ değerlendirmesi: Bir ‘Muhalefetsiz Türkiye’ projesi
BirGün yazarı Berkant Gültekin, iktidarın ‘iç cephe’ söylemini “Bir ‘Muhalefetsiz Türkiye’ projesi” olarak değerlendirdi.
Gültekin’in yazısı şöyle:
“İktidar, siyasi anlatı inşa etme çabasına hizmet etmesi için “iç cephe” argümanını tedavüle soktu. “İç cephe” formülasyonu, bir ateş çemberi olan Ortadoğu’da “Türkiye’nin varlığı ve bütünlüğünü sağlama” ihtiyacına dayanıyor. “Terörsüz Türkiye” de bunun bir bacağı… “Dış güçler terör kartını Türkiye’ye karşı kullanmasın” diye Öcalan’ın “kurucu önderliği” kabul edilerek Kürt hareketi ile bir “bütünleşme süreci” yürütülüyor. İç cephenin inandırıcılığını sağlamak için en çok İsrail’in saldırganlığına ve ona içkin şekilde ABD emperyalizminin bölgesel planlarına işaret ediliyor. Siyasi aktörlere ve topluma, “eğer iç cephemizi kuvvetlendirmezsek sırada biz varız” mesajı veriliyor.
Aslında iç cephe anlatısı çürük ve zayıf bir mantıksal zemine sahip. İktidar cephesi Irak, Suriye ve son olarak İran’ın başına gelenleri hatırlatarak Türkiye’yi İsrail’in zulmünden ve emperyalizmin yıkıcılığından koruma iddiasını ortaya atıyor ancak sözü edilen ülkeler dışarıdan gelen saldırılarla ağır yaralar alırken, AKP iktidarı, onları hedefe koyanların safında durdu. AKP iktidarı 2002’de yönetimi ele aldığında yapmaya çalıştığı ilk işlerden biri, Washington’ın talebine uygun şekilde Irak tezkeresini Meclis’ten geçirmekti. Erdoğan’ın yoğun çabasına rağmen toplumsal muhalefetin de büyük katkısıyla tezkere Meclis’e takıldı. Yine Suriye’de de 2011’den beri Esad’ı devirmek için AKP aklının neler yaptığı malum. Dolayısıyla iç cepheyi savunanlar şu soruya cevap vermeli; madem sırada Türkiye var, bugüne kadar emperyalist politikaların peşinden koşan bir iktidarla iç cephe kurulabilir mi?
İç cephe formülü ayrıca, jeopolitik dengeler, ittifaklar ve ilişkiler bakımında da hayli tutarsız. İsrail saldırgan, zalim ve katliamcı bir devlet. Başında da Netanyahu gibi savaştan, kandan güç alan bir isim bulunuyor. Bunlar tamam… Ancak dış politikadaki pozisyonu AKP tarafından belirlenen Türkiye, İsrail’in mevcut konjonktürde saldırmak isteyeceği bir ülke değil. AKP Türkiye’si, Ortadoğu’da hiçbir zaman ABD ve İsrail’in karşısında durmadı. İsrail, bölgede kendisine diş gösteren, menfaatleri önünde engel gördüğü, en önemlisi de fiili olarak savaştığı devlet ve yapıları hedef alıyor. Suriye, İran ve Lübnan Hizbullahı bu yüzden vuruldu ve vuruluyor. AKP ise direniş eksenine son derece uzak olması bir yana, tam tersi, hep emperyalistlere yakın durdu ve kendi çıkarını onların işgal planlarının içinde aradı. Daha da ötesi, Türkiye siyasal İslamcılığı ve sağ siyaseti, tarih boyunca sola karşı NATO şemsiyesi altında büyütüldü, palazlandırıldı. AKP’nin iktidara gelişi, emperyalizm ile Türk sağı ilişkileri bağlamında bir zirve noktasıydı.
Politik düzlemde hiçbir tutarlılığı olmayan iç cephe projesinin hedefi, “Türkiye’nin güvenliğini ve bekasını sağlamak” adına siyasal alandaki özneleri ve toplumun geniş kesimlerini iktidar blokunun arkasına dizmek. Muhalefet iç cepheye, yani rejime teslimiyete çağırılıyor. Çünkü iç cephede muhalefete yer yok; onun zorunlu koşulu, “savaş ve savunma” koşullarında, muhalefetin ve herhangi aykırı sesin olmadığı, açık cezaevine dönmüş bir Türkiye… Bu projede yalnızca kontrollü ve rejimle uyumlu, göstermelik bir “muhalefete” alan açılıyor. Erdoğan ve Bahçeli, Özgür Özel’i işte bu Türkiye’ye davet ediyor.”
Yazının tamamını okumak için .