Sarp Sinan Hacır’a göre Türkiye’nin oturttuğu ‘savaşı İsrail istiyor’ algısı ABD ile de ayrışan İsrail’i daha da yalnızlaştıracak. Suriye’de çatışma çıkaran İsrail’in üzerinde bir koruma kalkanı olmayacağını belirten Hacır, Türkiye’nin sabrının da bir noktadan sonra taşacağı görüşünde.
Suriye’de Beşar Esad sonrası dönemde Şam yönetiminin ülke genelinde otoriteyi tesis etmesi ve terör örgütü YPG’nin ağır yenilgi almasıyla birlikte İsrail’in bölgedeki güvenlik paradigmaları çökerken, Ankara’nın realist dış politikası doğrultusunda Suriye ile geliştirdiği askeri ve siyasi iş birliği Tel Aviv’i Orta Doğu denkleminde giderek yalnızlaştırıyor. ABD ve Avrupa’nın gerilimi tırmandırmak yerine istikrarlı bir Suriye’yi tercih etmesi, Washington yönetiminde İsrail’in çatışmacı politikalarına yönelik artan huzursuzluk ve olası bir Türkiye-İsrail geriliminin NATO’nun beşinci maddesini sınama riski Tel Aviv’in hareket alanını daraltırken; Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını koruma ve yeni yönetime destek verme konusundaki kararlılığı karşısında bölgesel saldırılarla momentum kazanmaya çalışan Netanyahu yönetiminin hem uluslararası kamuoyunda hem de diplomatik sahnede benzini tükenen ve tecrit edilen bir aktöre dönüştüğü görülüyor.
Türkiye ve İsrail gerilimini ve Suriye denklemini gazeteci Sarp Sinan Hacır ile konuştuk.
“İsrail’in Suriye’de yanına çekebileceği yapı kalmadı”
İsrail’in uluslararası siyasette giderek yalnızlaştığını belirten Hacır, ABD ve Avrupa’nın dahi ‘istikrarlı’ bir Suriye’den yana olduğu görüşünde. Hacır’a göre Türkiye sınırına düzenlenen saldırı yalnızca İsrail’deki seçimlerle açıklanamaz:
“İsrail için işler hiç de kendilerinin istediği gibi gitmiyor. Özellikle Suriye konusundaki paradigmaları işlemedi. Kendilerine dost gördükleri Avrupa ve ABD tarafından da İsrail’in isteğinin aksine daha stabil bir Suriye’nin tercih edildiğini gördük. Suriye ile ilgili alınacak kararlarda İsrail’in talepleri karşılık bulmadı. Feshinin tamamlandığı söylenen YPG terör örgütüyle de birlikte ortaya çıkan tabloda İsrail’in, Suriye’de yanına çekebileceği bir yapının kalmadığını görüyoruz. İsrail, birçok Orta Doğu ülkesiyle mücadele etti ancak konvansiyonel bir güçle kendi sınırında çatışma ortamına gireceğini düşünmeden hareket etti. Filistin’de, Lübnan’da, İran’da etrafı sarılı yapılarla mücadele ettiği için varoluşsal tehdit altında hissetmedi. Ancak Suriye’deki tabloda Türkiye’nin doğrudan bir bağlantısının da oluştuğu ihtimalini düşünüyorlar. Ekim ayında bir seçim olacak İsrail’de. Seçim denkleminde ne olacak ve Netanyahu kayıp mı edecek kazanacak mı önemli tabii. Bu yıl içinde Antalya Diplomasi Forumu’nda Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın diplomatlarından Daniel Levy ile röportaj yapmıştık. Levy, ‘Bugüne kadar Türkiye ve İran karşıtı İsrail politikalarını hem Netanyahu’nun kariyeri hem de İsrail devletinin çıkarları için okumak gerekir’ demişti. Sonuç olarak İsrail Netanyahu’yu kullanarak düşman gördüğü yapıların zayıflatılması veya yok edilmesi için bir politika uyguluyor. Bu saldırıyı seçim kampanyası olarak görmenin meseleyi küçümsemek anlamına geleceğini düşünüyorum. Seçim ve Netanyahu’nun kariyeri önemli ancak İsrail uzun bir süredir Türkiye’yi düşman görüyor ve düşmanlaştırıyor. Öte yandan İsrail, uluslararası norm ya da yasaları düşünmeden hareket eden bir ülke. Suriye’de İsrail’in anlatabileceği hiçbir argüman yok. Ahmet Şara yönetimi birçok noktada şaşırttı. Esad’ın düşüşünden sonra Rusya’nın çıkacağı tahmin ediliyordu ancak öyle bir görüntü ortaya çıkmadı. ‘HTŞ gibi bir örgütten ortaya çıkmış bir yapı nasıl olacak da Suriye’yi tek çatı altında toplayacak?’ deniyordu ancak bugün ülkenin büyük bir kısmını tek çatı altında tutabilen bir noktada Şara. Bu, İsrail’in paniğini artırıyor. Lübnan ve hatta Filistin’deki askeri hareketliliği gözetleyebilecek askeri bir yapının oluşmasını istemiyor İsrail ancak bence boşa kürek çekiyor”
“Trump dahi İsrail’i yalnız bırakıyor”
Hacır’a göre ABD, Türkiye-İsrail geriliminin Tel Aviv yönetiminden kaynaklı olduğunun farkında. Türkiye’nin savaşı İsrail’in istediği yönündeki söylem ve duruşun İsrail’i daha da yalnızlaştıracağını belirten Hacır, Tel Aviv ile Washington arasındaki gerilimlere de dikkat çekti:
“Amerikan projesi’ dendiğinde tek bir Amerika’nın olduğunu düşünmeyenlerdenim. Obama döneminin Amerikası bambaşka bugünkü Barrack ve Trumplı Amerika bambaşka. Bunların aynı şeyi hedeflemediklerini ve Orta Doğu vizyonlarının da aynı olmadığını söyleyebiliriz. Arap Baharı’ndan Esad’ın düşüşüne kadarki görüntü etnik temelli bazı devletlerin ortaya çıkması üzerine kuruluydu. Ancak bugün YPG’nin yaşadığı ağır yenilgiden de sonra bunun olmadığını ve ABD’nin de desteğini çektiğini görüyoruz. Tom Barrack, ‘Biz terör örgütü için bir kurşun dahi sıkmayacağız’ demişti. Bugün ise Barrack, ‘Türkiye’ye saldırı haberi verilmedi ve isteselerdi müdahale edebilirlerdi’ dedi. Bu Türkiye için avantajlı bir durumun habercisi. İsrail, devletlerin algısında tehditkar, genişlemeci bir devlet olarak kendisini ortaya koyuyor. Türkiye, ‘Ben değil İsrail savaş istiyor’ algısını oturtuyor. Bu karşı tarafın yalnızlaşmasına ve büyük bir karşılaşma olduğunda çevresinde dost bulamamasına yol açacak. Barrack biraz da Türkiye’nin saldırgan taraf olmadığını vurguluyor. ABD ile İsrail’in sürtüşmeler içinde olduğunu da görüyoruz. Amerikan Başkan Yardımcısı JD Vance’in ‘İsrail içinde bizi savaşta tutmak isteyenler var’ açıklamasından Kushner’in Netanyahu’yu ikna etmeye çalışıp sonuç alamamasına kadar pek çok konu var. Trump’ın ‘En İsrail yanlısı başkanım’ söylemine rağmen birçok noktada İsrail tarafından ya yalnız bırakıldığına ya da doğrudan kandırıldığına ikna oluyor. ABD içinde Marco Rubio ve JD Vance arasında yarış var. Bu yarışı Vance’in kazandığına yönelik raporlar var. Bu raporların içinde ‘Savaş yanlıları tarafından kandırıldım’ı görüyoruz. Trump kendisini ‘Venezuela’da galip gelen başkan’ olarak kamuoyuna sunacaktı ancak bunu yapamıyor.”
“NATO’nun yapacağı tek şey beşinci maddenin sınanmamasını sağlamak”
İsrail’in Suriye’ye saldırmayı sürdürmesi haline üzerinde bir koruma kalkanı olmayacağını belirten Hacır’a göre Tel Aviv’in ‘benzini bitmek üzere’ Kendisini aklıselim bir pozisyonda göstermeyi başaran Türkiye’nin sabrının bir noktada taşabileceğini ifade eden Hacır, İsrail’in kendi çıkarları için dahi iyiye gitmeyen bir noktada olduğunu söyledi:
“NATO’nun geleceği Amerika için çok önemli. Türkiye ile İsrail sürtüşmesi bir NATO ülkesiyle NATO ülkesi olmayan ülkenin karşı karşıya gelmesi anlamına geliyor. Bu tam bir korku senaryosu. Bence bütün Avrupa ülkeleri de böyle bir karşılaşmadan korkuyor. Türkiye saldırı altındayken beşinci maddeyi uygular ve bu ciddiye alınmazsa NATO’nun hiçbir caydırıcılığı kalmamış olur. NATO’nun yapacağı tek şey beşinci maddenin sınanmamasını sağlamak. Bu sınandığı an NATO kendini imha etti demektir. İsrail’e kızılmasının sebebi de beşinci maddenin sınanması meselesi aslında. NATO üyesi olduğu için Türkiye’yi vurmaktan imtina edebilirler. Bizim unsurlarımıza Suriye’de müdahale etmeye kalkarlarsa aynı koruma kalkanı İsrail’in üzerinde olmayacak. Bu yüzden İsrail boşa kürek çekiyor. İsrail’in arkasında 7 Ekim 2023’ten itibaren elde ettiği bir momentum var ve her yere saldırıyor. İsrail bir yeri vurduğunda haber dahi olmuyor artık. Saldırılarla Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını artırmasını engellemeye çalışıyorlar ancak nereye kadar Suriye’yi vuracaklar? Netanyahu, ‘Suriye’de belli noktaları işgal ettiğimiz için kızıyorsun ama Türkiye’nin ne kadar işgal ettiğine bak’ dediğinde Amerikalı yetkililer ‘Şam’ın izniyle orada’ diye yanıt verdi. Durum böyleyken İsrail istediklerini nasıl elde edebilecek? Türkiye’nin boyun eğip üs kurmaktan vazgeçeceğini ya da Suriye ordusunu yeniden inşa etmekten vazgeçeceğini sanmıyorum. Netanyahu bu açıklamaları ilk kez yapmıyor. Esad düştükten beri hep parmak sallıyorlar. Birçok noktada Suriye ordusuna ait noktaları imha ettiler. Bu saldırı yaşanmadan birkaç gün önce Suriye Dışişleri Bakanı ile MOSSAD yetkilisi arasında bir görüşme gerçekleşti. Bu görüşmede de Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı konuşuldu. Suriye’den aldıkları cevaplardan tatmin olmadılar ki böyle bir saldırı yapıyorlar. Türkiye realist bir dış politika izliyor. Şara, Türkiye’nin yanında olan bir ülke olarak Türkiye ile aynı şeyleri takip etmek durumunda. Realist bir politika izleyecek olan İsrail’in bu iş birliğini durduramayacağını anlaması gerekiyor. Türkiye ile Suriye müttefik olarak varlığını sürdürüp sürdürmeyeceğini İsrail’e sormayacak. Türkiye’nin boyun eğeceğine ihtimal vermiyorum. İsrail’in momentumu yavaş yavaş bitiyor. Büyük çatışmaları kaldırabilecek durumda olup olmadıklarından da emin değilim. Türkiye’ye hızlı bir müdahaleyle askeri kabiliyetlerini ve donanmasını azaltmayı hedefliyorlar. Benzini bitmek üzere olan bir İsrail var. Önümüzdeki haftalar gergin geçecek gibi gözüküyor. Türkiye kendini bu hikayenin aklıselim karakteri olarak gösteriyor. Ancak Türkiye’nin sabrı da bir noktadan sonra değişecektir diye düşünüyorum. İsrail lobisi çok güçlü elbette. Kısa vadede İsrail lobisinin Kongre üzerinde etkili olacağını sanmıyorum. İsrail o kadar çok nefret topladı ki kamuoyunun büyük kısmında kendisine karşı antipati uyandırdı. Amerika’da konuşulan iki hareket var. Birisi demokratların içinde zafer üstüne zafer kazanan ilerici solcular. Öbür tarafta ise Tucker Carlson bir politik hareket başlattı. Bu iki hareketin de ortak noktası İsrail’i istemiyor olmaları. Kongre üzerinde etkileri hala yüksek ancak uzun vadede bunun sürdürülebilir olmadığını biliyorlar. İsrail, kendi çıkarları için dahi iyiye gitmeyen bir noktada”