Hukuki olması gereken bir süreçten bahsediyoruz. Davalardan bahsediyoruz, mahkemeden bahsediyoruz falan. Ama orada ortada hukukla bağdaştırılabilecek gerçekten bir şey yok.Yani o kadar boş bir iddianame, o kadar boş suçlamalar ve o kadar ciddi bir yargısız infaz süreci söz konusu ki gerçekten de bunu hukukla bağdaştırabilmek mümkün değil. İşte az önce sen söyledin. 355 gün sonra bu insanlar sonunda hakim karşısına çıkarıldı.Yani bir senedir hem de ortada hiçbir iddianame olmamasına rağmen yani elle tutulur bir gerçekten itham söz konusu olmamasına rağmen bir kanıt olmamasına rağmen bu insanların tutukluluğu bizzat bir ceza haline getirildi. Ve bugün, işte dün ve bugün yaşananlara bakıyorum. O mahkeme heyetinin bu insanlara olan yaklaşımına bakıyorum.O saygısızlığa, nobranlığa, saldıganlığa hatta bakıyorum. Ve diyorum ki maalesef burada tamamen siyasi bir süreç söz konusu ve hedef alınan da, bunu çok üzerek söylüyorum, Türkiye Demokrasisi. Cumhurbaşkanı adayı olan ya da gelecekte kendini cumhurbaşkanı gören birinin bir direniş manifestosu mu var? Ne var orada? Sanırım en uygun olan son söylediğin oldu.Yani ben çünkü demokrasi güçlerinin en nihayet tahlilde galip geleceğine inananlardanım. Yani çünkü bu akıl tutulmasıyla, bu nobranlıkla Türkiye daha fazla devam edemez. Yani mutlaka bu hukuksuzluklar da son bulacaktır.Ama tabii bunun için bir tarih öngörebilmek, hele ki içeride ve dışarıda şu konjonktür düşünüldüğünde pek kolay değil gibi gözüküyor. Yani bir de hani belki beş sene, on sene devletlerin ömrü için çok bir şey değil. Hatta çok kısa bir zaman ama insan ömrü için gerçekten çok çok uzun bir zaman dilimi.Şurada bizi bir gün, iki gün belki özgürlüğümüzden mahrum bıraktılar. Neler hissederiz ki burada yıllarca cezaevinde kalan insanlar var, siyasetçiler var. Dolayısıyla evet ben bu sürecin en nihayet tahilde olumlu sonuçlanacağını ve Türkiye’de demokrasinin yeniden tesis edileceğine inanıyorum. Hatta bundan eminim. Ama bunun olabildiğince kısa bir vadede gerçekleşmesi gerekiyor. Yani şöyle ifade edeyim, ben Ekrem İmamoğlu’nun önümüzdeki süreçte Türkiye’de cumhurbaşkanı makamına da gerçekten geleceğine inanıyorum.Bunu da Ekrem İmamoğlu’nun bir başarısından ziyade, bunu Türkiye demokrasi güçlerinin bir başarısı olarak okumayı tercih ediyorum. Ama burada bu döneme kadar yaşananlar ve bizlere, yani Türkiye’de kendisini muhalif kampta hissedenlere yaşatılacaklar gerçekten de azun sancak gibi olmayacak. 2025 çok zor bir seneydi, 2026 daha da zor olacak.2027 muhtemelen daha da zor olacak gibi gözüküyor. O yüzden bugünkü yaşadıklarımız belki bizim 5 sene sonra, 10 sene sonra bakınca gurur duyacağımız bazı anıları bizim gözümüzün önüne getirecek. Ama bugün için en azından çok fazla ümitli olmadığımı söylemeliyim.Mesela şunu ifade edeyim açıkça, ben maalesef ki bunu çok üzerek söylüyorum, öyle mahkemeden tarafsız bir karar vesaire beklemiyorum. Zaten öyle bir şey, tarafsızlık durumu söz konusu olsa, bu dava başlamazdı, böyle bir tutuklama olmazdı. Sen bahsediyorsun bu insanların ne kadar bir nobranlıkla karşı karşıya kaldıklarını.Çünkü bu kişiler bir nevi hükümet karşı, yani AK Parti hükümetine karşı olmaları hasebiyle bir nevi vatan haini olarak ortaya konulmaya, bu şekilde kategorize edilmeye çalışıyorlar. Hakkını arayan insanlar, çok basit demokrasinin en temel gereklerini yerine getirmeye çalışan, bunları talep eden insanlar maalesef düşmanlaştırılabiliyor. O yüzden bu karşılaştıkları muamele de beni şaşırtmıyor.2025’de yaşadıklarımıza bakınca, 2026 ve 2027 ile ilgili de maalesef çok fazla ilimsel olmamama sebep oluyor. Kısa vadede çözülecek bir sorun değil ama uzun vadede bundan hiç şüphem yok ki kazanan Türkiye’de demokrasi olacaklarıyla. En başta şunu söyleyeyim, benim tanıdığım Ekrem İmamoğlu’nu sağcılıkla bağdaştırılabilecek hiçbir özelliği yok.Yani tam bir sosyal demokrat ve Kemalist ülkelere de son derece bağlı bir kişi benim tanıdığım Ekrem İmamoğlu. Dolayısıyla zaten o yönde yapılan eleştiriler, eleştiride denilmez aslında bunlara maalesef, yani çok basit bu suçlamalara hiçbir zaman ben itibar etmemiştim. Bugün ortaya koyduğu tabur da beni bu bağlamda asla şaşırtmıyor.Hatta zaten bu konudaki buna benzer bir çıkışı Ekrem İmamoğlu 19 Mart’a gidilen süreçte de söylemişti, yani benim arkadaşlarımla uğraşma ben buradayım beni al vesaire diye. Dolayısıyla bu noktada sorumluluğu kendi üstüne almayı gerçekten de şimdiye kadar yerine getirdi. Yani bu noktada asla geri adım atmadı.Ama yani burada şimdi bir örgütlü suç yaratma gibi bir mantık var ya, yani ve olabildiğince CHP’nin yani şu anda muhalefetin elinde bulunan belediyeleri işlevsiz hale getirme, onları bir torbaya atarak hepsini suçlu çıkarma ve böylece halk meclisinde onun meşruiyetini zedeleme gibi bir yaklaşım olduğundan dolayı, tabii Ekrem İmamoğlu’nun bu çıkışı tam bir lidere göre bir çıkış olsa da, bence soylu bir davranışı olsa da bu asla karşılık bulmayacak. Yani burada Ekrem İmamoğlu şahsında evet cisimleşen ama sadece onunla sınırlı olmayan bütün bir muhalefete dönük, ama esasında tabii CHP’ye ve onun da nezde bütün muhalefete dönük maalesef antidemokratik bir hücum var.