15 Temmuz: Türkiye siyasetini nasıl derinden değiştirdi?

15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye’nin siyasi geleceğinin dönüm noktası oldu. Yönetim sistemi değişti, yeni ittifaklar kuruldu ve devlet yapısı yeniden şekillendi. Peki 10 yılda neler yaşandı?

15 Temmuz: Türkiye siyasetini nasıl derinden değiştirdi?
Yayınlama: 15.07.2026
8
A+
A-

15 Temmuz 2016 günü Ankara’da pek çok kimse boğucu sıcaklıktaki bir Cuma gününün ardından siyasete ara vermiş ve hafta sonuna hazırlanıyordu.

Ancak akşam saatlerinde Ankara semalarında birdenbire beliren uçaklardan gelen sonik patlamalar sadece o hafta sonunu değil Türkiye siyasetinin geleceğini de etkiledi.

Fethullah Gülen cemaati mensuplarının darbe girişimi saatler içinde bastırıldı, ancak ardından gelişen süreç Türk siyasetini derinlemesine şekillendirdi.

Geçen 10 yıl içinde iktidar gücünü daha da pekiştirdi; Gülenciler ise terör örgütü sayılarak “FETÖ ile mücadele” kapsamında devlet kademelerinden büyük oranda tasfiye edildi. Bu da iktidarın yeni ittifaklar kurmasına kapı açtı.

Darbe girişiminin hemen sonrası OHAL ve KHK’lar

Darbe girişimi 15 Temmuz 2016 gecesi Gülen yapılanmasıyla bağlantılı askerler tarafından düzenlendi. O gece savaş uçakları TBMM’yi bombaladı, köprüler kapatıldı, darbeye karşı sokağa çıkan sivillere ateş açıldı.


15 Temmuz 2016, AnkaraFotoğraf: AP Photo/picture alliance

Toplam çoğu sivil olmak üzere 253 kişi hayatını kaybetti. 21 Temmuz 2016’da TBMM kararıyla 3 aylık Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi.

OHAL yedi kez uzatılarak toplam 2 yıl sürdü ve 19 Temmuz 2018’de sona erdi.

Bu dönemde Cumhurbaşkanı tarafından 32 tane Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarıldı.

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu OHAL rejiminin 2018’den itibaren kaldırıldığını ancak uygulamalarının “bir ölçüde rutinleştiğini” belirtiyor: “OHAL bir şekilde yerleşik hale geldi. Özellikle kanun hükmünde kararnamelerin çok daha sık kullanılmaya başlanması söz konusu oldu.”

Kalaycıoğlu 2011 yılına kadar iktidarın KHK’ları kullanma yoluna çok fazla başvurmadığını, 2011’den itibaren daha sık KHK çıkarıldığını belirterek darbe girişimi ile birlikte ise sistemin sayısı çok artan KHK’ler ile aşırı merkeziyetçi bir yapıya evrildiğine dikkat çekiyor.

Darbe girişiminin ardından kamudan ve TSK’dan 125 binden fazla kişi de ihraç edildi. Resmi kaynaklara göre 2016-2025 arası FETÖ bağlantılı yaklaşık 390 bin kişi gözaltına alındı, 113 bin kadarı tutuklandı. 2 bin 761 kurum ve kuruluş kapatıldı. 4 bin 130 kişi darbe suçundan ağırlaştırılmış müebbet ya da müebbet hapis cezası aldı.

Tüm bu tasfiyeler ile başta TSK ve emniyet birimleri olmak üzere devlet kurumları Gülen mensuplarından arındırılmaya çalışıldı. Günümüzde bunun ne oranda başarılı olduğu, devlete sızmış unsurların varlığını hala koruyup korumadığı zaman zaman yaşanan tartışmalarla sorgulanıyor.

Bu tasfiyeler sürerken muhalefete göre sadece Gülen yapılanması ile bağlantılı kişiler değil iktidara muhalifler ve sol kesimler de cezalandırıldı. KHK’lar ile görevden uzaklaştırılanlar arasında sadece Gülencilerin değil sol kesimlerin de olması siyasette demokrasi ve hukukun üstünlüğü tartışmalarını geçen 10 yıl içinde daha da derinleştirdi.


27 Aralık 2017, Silivri Fotoğraf: Mehmet Guzel/AP Photo/picture alliance

Kalaycıoğlu bu süreçte siyasetle birlikte kamu bürokrasisinin değişimine de işaret ediyor ve “Kamu bürokrasisi kendi alanında kural koyan, o alanın içerdiği bilimsel bilgi birikimini kullanan ve aynı zamanda belli bir profesyonel etiğe göre çalışan bir yapıdan tamamen kendilerine verilen emri yerine getiren uygulayıcılara dönüştü” yorumunu yapıyor.

“Yenikapı Ruhu” siyasete ne getirdi?

Darbe girişimi sonrası Erdoğan iktidarının gücünü pekiştirmesinin ve yeni ittifaklara yönelmesinin en önemli ilk işareti “Yenikapı Ruhu” ile oldu.

Hükümet, halkın darbeye direnişini ve partiler arası dayanışmayı göstermek için 7 Ağustos günü Yenikapı meydanında büyük bir miting organize etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde “Zafer Demokrasinin, Meydanlar Milletindir” sloganıyla düzenlenen mitinge o dönemde muhalefette olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dahil siyasetten geniş bir katılım oldu.


7 Ağustos 2016, İstanbul Yenikapı Fotoğraf: Kayhan Ozer/Anadolu Agency/abaca/picture alliance

HDP eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ise mitinge davet edilmedi. Dokunulmazlıkları darbe öncesinde Mayıs 2016’da kaldırılan HDP’li siyasetçiler Kasım 2016’da ise tutuklandı. Darbe sonrasında ilan edilen OHAL yönetiminin bu tutuklamalar için de uygun zemin oluşturduğu eleştirileri yapıldı.

Yenikapı’da verilen mesajlar kısa süre de olsa partiler arasında siyaset üstü bir dayanışma havası yarattı ve Meclis’in bombalandığı sırada o dönem CHP’nin Grup Başkanvekili olan Özgür Özel dahil CHP’li siyasetçilerin de katılımıyla açık tutulması çokça konuşuldu.

Ancak bu sürecin en büyük sonucu siyasette yumuşama değil AKP-MHP yakınlaşmasını ve milliyetçi-muhafazakar bloğun oluşumunu hızlandırması oldu.

Darbe girişiminde hükümete siyasetten ilk destek Bahçeli’den gelmişti. Bahçeli o gece dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ı arayarak “yanınızdayız” demiş ve ardından yaptığı açıklamada demokrasi dışı arayışların karşısında olduklarını vurgulamıştı.

2017 Anayasa referandumu ve başkanlık sistemine geçiş

Darbe sonrası iktidar kanadında “istikrar ve güçlü yönetim” söylemi öne çıktı, darbeyle hızlanan AKP-MHP yakınlaşması ilk meyvesini de 2017’de verdi.

Sonbahar aylarında TBMM yeniden açıldığında Bahçeli, 11 Ekim’deki grup toplantısında sürpriz bir açıklama yaparak Erdoğan’a “Başkanlık sistemini Meclis’e getirin” çağrısında bulundu. Böylelikle daha önce başkanlık sistemine karşı çıkan MHP tutumunu değiştirdi ve bu çıkışla AKP ile MHP arasındaki ittifakın somut temeli atıldı.

Anayasa değişikliği teklifi Meclis Genel Kurulu’ndan AKP ve MHP oylarıyla geçti. 16 Nisan 2017’de yapılan referandumda 18 maddelik paket oylandı ve parlamenter sistem kaldırılarak yerine yeni Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi getirildi. Milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkarıldı.

Referandumda MHP de başkanlık sisteminin getirilmesi ve diğer değişiklikler için iktidara aktif şekilde destek verdi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli arasındaki ittifakın temelleri darbe girişimi sonrası atıldı Fotoğraf: DHA

Bu referandum ile yürütme yetkileri çok büyük oranda cumhurbaşkanında toplandı ve muhalefetin “tek adam rejimi” olarak adlandırdığı sistem devreye girdi.

Prof. Dr. Kalaycıoğlu’na göre 2017’deki halk oylamasıyla Türkiye’de rejim değişikliği yaşandı ve ülke “neopatrimonyal sultanizme” evrildi. Bu kavram, parlamento gibi modern devlet kurumlarının bulunduğu, ancak siyasi gücün ve karar mekanizmasının lidere bağlı olduğu sistemler için kullanılıyor.

Kalaycıoğlu bu yeni rejimle zaten artmakta olan merkeziyetçiliğin yeni bir seviyeye taşındığını ve sistemin tamamen şahsileştirildiğini, yani bütün siyasi kararların tek kişinin şahsi takdirine bırakıldığını kaydediyor.

2018 seçimleri ve Cumhur İttifakı’nın doğuşu

Darbeden yaklaşık iki yıl kadar sonra Türkiye yeni sistem altında 2018 Nisan ayında seçimlere gitti.

AKP ile MHP yakınlaşması bu seçimle Cumhur İttifakı adını alarak resmileşti. Darbe girişimi AKP ve MHP için “milli birlik” ve “güçlü lider” söylemlerini öne çıkardı.

Kalaycıoğlu, MHP ile AKP arasındaki ilişkilerin darbe girişimi süreci öncesinden başladığını gösteren birtakım işaretler bulunduğunu belirterek bu yakınlaşmanın 15 Temmuz’dan sonra iyice arttığını ve bir çeşit koalisyona dönüştüğünü kaydediyor.

Prof. Dr. Kalaycıoğlu’na göre bu iki parti arasındaki ittifak Türkiye siyaseti için aslında çok yeni bir durum değil. 1980 askeri darbesi sonrasında o zamanın tabiriyle Türk-İslam Sentezi diye bir yapı kurulmaya çalışıldığını hatırlatan Kalaycıoğlu, Cumhur İttifakı’nın o dönemdeki bu sentezin yeni bir safhası olduğunu söylüyor.

Darbe girişiminin ardından getirilen ve cumhurbaşkanı olmak için salt çoğunluğun alınmasını zorunlu kılan yeni sistem sadece iktidara değil muhalefete de ittifaklar kurması gerekliliğini getirdi. Muhalefet de seçimi kazanmak için koalisyonlar kurmaya ve ortak aday çıkarmaya yöneldi. Bunun sonucunda 2019 ve ardından 2024 yerel seçimlerinde Ankara ve İstanbul’da çoğu yerel yönetim muhalefetin eline geçti.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.