Yiğit Günay’a göre Venezuela’da yaşananlar, emperyalizmin dünyaya açıkça kuralsızlığı dayattığı yeni bir dönemin işareti. Karakas’ta yürütülen askeri operasyonun yalnızca Latin Amerika’yı değil, Türkiye dahil tüm ülkeleri etkileyecek bir döneme kapı araladığını söyleyen Günay, sürecin hukuki değil, siyasal bir şov olarak yürütüldüğü görüşünde.
Bir süredir Venezuela’ya müdahalenin sinyallerini veren ABD, 3 Ocak günü Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kışladan ‘kaçırarak’ küresel siyasetin kurallarını temelden sarstı. Trump yönetiminin bu hamlesi, geçtiğimiz günlerde yayımlanan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nin satır aralarında Monroe Doktrini’ne dönüşün bulunduğu yönündeki yorumları kanıtlar nitelikte.
ABD’nin bu müdahalesi, ‘kuralsızlık’ döneminin yeni bir safhası olarak değerlendirilirken Türkiye dahil hemen her ülke için de güvenlik stratejileri konusunda yeni bir tartışmanın kapısı aralanacak. Venezuela’nın fiili devlet başkanlığı görevini üstlenen Delcy Rodriguez’in verdiği ‘ABD ile iş birliğine açığız’ mesajının ise ülkenin kapılarını ABD’ye daha da açabileceği şeklinde yorumlanıyor. Ancak ‘müzakere’ ve ‘iş birliği’ söylemleriyle açılan kapıların, askeri zor ve siyasal tasfiye ile sonuçlanabildiği bir tabloyla karşı karşıya bulunuluyor. Bu durum, yalnızca Venezuela için değil, benzer ilişkiler ağı içinde yer alan tüm ülkeler için yeni risk başlıklarını gündeme taşımış durumda.
Venezuela’daki müdahaleyi ve baskını Gazeteci Yiğit Günay ile konuştuk.
‘Emperyalizm dünyaya kuralsızlık dayatıyor’
Yiğit Günay’a göre Karakas’ta yaşananlar, emperyalizmin dünyaya açık biçimde ‘gücü yetenin kural koyduğu’ bir düzen dayattığı tarihsel bir kırılmaya işaret ediyor. Günay, sivil ölümlerle yürütülen bu operasyonun yalnızca Venezuela’yı değil, Türkiye’de yaşayanlar dahil herkesi etkileyecek yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu kaydetti:
“Karşımızda yıllar boyunca dönüp referansta bulunacağımız ‘3 Ocak’ mefhumu duruyor. ‘Bunlar böyle’ denilerek geçiştirilebilecek bir şey değil. Emperyalizmin şu an kendini soktuğu yol, dünyaya dayattığı kuralsızlık budur. ‘Gücü gücüne yetene, sınır yok’ mesajını vermek için çok büyük bir fırsat geçti ellerine ve kullandılar. Bu, açık bir alçaklık ve barbarlık. Türkiye’de yaşayan bizler dahil hepimizin hayatını yakın gelecekte etkileyecek bir gelişme yaşandı. ‘Hak etti, Amerika çok güçlüymüş’ denecek bir tablo yok. Bundan sonra bizi neyin beklediğini anlamamız gereken bir tablo var. 3 Ocak’ta Karakas saatiyle gece yarısından sonra operasyon başladı. Amerikalılar önce bombardımana tuttular, ülke genelinde askeri hedefleri vurdular. Sonra helikopterlerle girerek iki buçuk kadar sürdüğü anlaşılan bir operasyonla Maduro’yu kışladan kaçırdılar. Hala o sürede ne olduğuna dair tablonun detaylarına hakim değiliz. Ancak ilk tanıklıklara bakarak içerde katliam yaşandığını söyleyebiliyoruz. Sivil ölümleri var bombardımandan ölenler var. Maduro’nun güvenliği için görev yapan 32 Kübalı yaşamını yitirdi. Bombardımanda ölenler dışında bir kısım insan yakın mesafeden kurşun sıkılarak öldürüldü. Şu anda bir spekülasyona girmenin manası yok ama önümüzdeki günlerde ne olduğunu biraz daha anlayabileceğiz. Venezuela, Latin Amerika’daki ülkelerin büyük kısmı gibi Soğuk Savaş yılları ve öncesinde Amerikancı yönetimlerin iktidarı altındaydı. Arada bir sosyal demokratlar geldi ancak onlar da Amerikancıydı. Şu anki fiili devlet başkanlığı görevini üstlenmiş Delcy Rodriguez’in babası hapishanede bir devrimci olarak öldü ve iktidarda sosyal demokratlar vardı. Sadece faşizm döneminden bahsetmiyoruz ama Amerikancılık hep vardı.
Venezuela Latin Amerika’nın en zengin buna rağmen en eşitsiz ülkelerinden birisiydi. Chavez iktidara geldikten yıllar sonra dahi 2000’li yılların ortalarında zemini beton olmayan toprak üstünde teneke evlerde yaşamak durumundaydı Venezuelalılar. Çok ağır bir yoksulluk ve işsizlik vardı. Chavez siyasi parti kurdu ve seçimleri kazandı. 28 yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Bu süreçte özellikle eğitim ve sağlık alanında büyük kazanımlar elde edildi. Tablo çok kötüydü. Kimi liberaller ‘Bu adamlar Venezuela’yı yoksulluğa mahkum etti’ diyorlar ama hiçbir şey bilmiyorlar. Hayatlarında gitmemişler. 28 yıldır iyisiyle kötüsüyle günahıyla sevabıyla bu sürecin devam ediyor olmasının temel sebebi Venezuela’daki yoksulların büyük desteği. Yoksa şimdiye kadar hayatta kalamazlardı. Burada üç temel durum var. Birincisi ekonomide adım adım üretim araçlarını devletleştirmeye yönelik sosyalist yaklaşım yerine petrol gelirlerini halka dağıtma politikası izlenmiş olması. Bu Chavez’in elini ve ülkeyi 2000’li yıllarda petrol fiyatları ve Venezuela’nın arzı yüksekken rahatlattı ama 2010’larda petrolün düşmesiyle krize girdiler. Ülkenin tüm ekonomisi tek ürüne bağlıydı. Bu çözülmeden bağımsızlığınızı da halk iktidarını da sağlayamazsınız. İkincisi teorik olarak bu ara yolun ‘21’inci Yüzyıl Sosyalizmi’ diye teorize edilmeye çalışılması. Döneme göre yön vermeye çalıştıkları bir yelkenli gibi davrandılar ülkeye. Üçüncü nokta ise bu işi siyasi olarak bir sınıf kavgasına evriltmemiş olmaları. Venezuela’da burjuvazi ve sermaye sürekli gücünü korudu ve hala öyle. Venezuela’da PSUV iktidarının en temel kaynaklarından bir tanesi o iktidarı destekleyen burjuvazi.”
‘Washington’un tercihi muhalefet değil, ‘güvenilir’ ortak’
Venezuela’da sermayeye alan açan Rodriguez’in Amerika’nın ‘güvenini kazandığını’ belirten Günay, Rodriguez’in politikaları, Amerika’nın çıkarlarıyla uyumlu olduğunu söyledi. Günay’a göre süreç hukuki değil, siyasal bir şov olarak yürütülüyor:
‘Emperyalizmle pazarlığın bedeli ağır’
Biden döneminde başlayan temasların Trump’la birlikte tehditkâr bir hatta evrildiğini, müzakere söyleminin askeri müdahaleye dönüştüğünü belirten Günay, Venezuela’da yaşananların ‘iş birliği’ adı altında kurulan ilişkilerin sonucu olduğunu vurguladı:
‘Venezuela’da yaptıklarını Küba’da yapamazlar, ABD bir gün tokat yiyecek’
ABD’nin Küba başta olmak üzere Latin Amerika ülkelerine dönük tehditlerin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Günay’a göre ABD’nin planı Küba’da tutmayacak. Günay, baskılarını artıran ABD’nin ‘tokat yiyeceği’ görüşünde: