Türkiye’nin geleceği üzerine bir değerlendirme – I
Yunus Emre*
Siyasal partiler için program hazırlık çalışmaları teknik bir faaliyet gibi görünse de aslında partinin kimliğini, değerlerini, ilkelerini, tarihsel rolünü, topluma sesleniş biçimini ve geleceğe dair planlarını şekillendiren en önemli stratejik süreçlerden biridir. Özellikle köklü bir siyasi hareket olan Cumhuriyet Halk Partisi için program çalışması, yalnızca bir belge üretme süreci değil, aynı zamanda siyaset yapma kapasitesinin yenilenmesi, kurumsal hafızanın güncellenmesi ve toplumla yeni bir sözleşme kurulması anlamına gelir.
Bugün elimizde bulunan yeni CHP Programı, bu açıdan uzun zamandır yapılan en önemli siyasal girişimlerden biridir. Ancak bu programın değeri, yalnızca içeriğinden değil; hazırlanma biçiminden, arkasındaki siyasal iradeden ve içinde bulunduğumuz olağanüstü siyasal bağlamdan kaynaklanmaktadır. Bu yazıda hem program çalışmalarının hangi aşamalardan geçerek son haline ulaştığını hem de programın başlangıç bölümünün temel özelliklerini ele alacağım. İlerleyen yazılarda da program metninin devam eden bölümlerinin dayandığı temel fikirleri, politika tercihlerini ve hangi tartışmaların içinden süzüldüğünü ele değerlendireceğim.
Önceki kurultayın ortaya koyduğu stratejik yönelim
6-9 Eylül 2024’te toplanan Tüzük Kurultayı, partimizin geleceğini belirleyen kritik kararların alındığı bir dönüm noktasıydı. O kurultayda yalnızca bazı tüzük maddeleri değişmedi; aynı zamanda CHP’nin yeni siyasal yönelimi konusunda önemli bir irade ortaya kondu. Bu iradenin merkezinde CHP’nin program partisi kimliğini güçlendirmek ve politikalarını vizyoner, rasyonel ve uygulanabilir bir çerçeve içinde yenilemek vardı.
Kurultayda kabul edilen sonuç bildirgesi ve program çalışmasının çerçevesi, bugün önümüze gelen metnin ana yönünü oluşturdu. Yani programın doğuşu rastlantısal değil, bir önceki kurultay iradesinin doğal bir devamıdır. Karar metninde programın nasıl ve hangi aşamalarından geçilerek hazırlanacağı kayıt altına alınmış ve hazırlık çalışmaları kapsamında yürütülecek iş paketleri belirlenmişti. Bir yılı aşan hazırlık çalışmalarında bu karar metninde ortaya konulan yaklaşım çerçevesinde planlı bir şekilde yürütüldü.
Katılımcı ve çok katmanlı bir hazırlık süreci
Program çalışmalarının en değerli yönlerinden biri, geniş bir toplumsal katılım temelinde yürütülmüş olmasıdır. Türkiye’de siyasal partilerin önemli bir kısmı programlarını dar ekiplerle, uzman toplantılarıyla veya kapalı devre süreçlerle hazırlar. CHP’nin bu çalışması ise bunun tam tersine, tabana dayalı ve çok aktörlü bir yaklaşımla şekillenmiştir.
Yüz bini aşkın yurttaştan öneriler toplandı.
Tüm il ve ilçe örgütlerinde tematik toplantılar düzenlendi.
Akademisyenler, sendikalar, meslek örgütleri, sivil toplum temsilcileri ve uzmanlar sürece aktif olarak davet edildi.
Gençlik ve kadın örgütlerinden kurum içi uzmanlıklara kadar çok geniş bir yelpaze katkı sundu.
Bu katılımcı yaklaşımın iki önemli sonucu oldu:
Birincisi, programın toplumsal meşruiyeti güçlendi.
İkincisi, CHP’nin kitle partisi niteliği ile program partisi kimliği arasında kurduğu ilişki derinleşti.
Genel Başkanımızın en başta ortaya koyduğu vizyon çerçevesinde sorun tespiti yapan değil çözüm üreten bir program hazırlamak temel gayemizdi. Bu doğrultuda programın büyük bölümü yalnızca eleştirel bir tahlil değil; aynı zamanda çözüm yolları, politika araçları ve vizyon önerileriyle oluşturuldu.
Bu yönüyle metin, Türkiye’de genellikle rastlanan “sorunları tekrar eden” parti programlarının ötesine geçmiştir.
Program partisi olmak
CHP için ‘program partisi’ olmak yalnızca bir örgütsel tercih değildir; aynı zamanda siyasal kültürün temel bileşenidir. 1920’lerden bu yana CHP, Türkiye’de çağdaşlaşma, demokratikleşme, kalkınma ve sosyal adalet projelerini program düzeyinde formüle eden bir parti olmuştur.
Yukarıda vurguladığımız son Kurultayımızın sonuç metninde program partisi niteliğimizi şu sözlerle açıklamıştık:
“CHP’liler için siyaset kişisel kariyer mücadelesi, zenginleşme aracı ya da şahsi güç arayışı değil bir siyasal programı sahiplenerek ve uygulayarak ülkeyi aydınlık yarınlara taşıma mücadelesidir. Siyasi hayatımızda birçok parti iktidar imkanlarıyla ayakta kalmış, iktidarda olmanın sağladığı imtiyazlarla kendisine bir taban oluşturmaya çalışmıştır. Bir program partisi olan CHP ise her dönemde Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu ilke ve fikirleri önce tartışıp tespit ederek, ardından da savunarak vatandaşlarımızı bu ilkeler ve fikirlerin uygulamaya konulması için seferber etmiştir. Bu nedenle CHP ve CHP’liler için parti programı en önemli siyasal metindir.”
Bugün hazırlanan yeni program da bu çizginin güncellenmiş halidir.
Biz seçmene giderken yalnızca mevcut iktidarın yanlışlarını anlatmıyoruz. Onun ötesine geçerek:
Bütün bunları açıkça ortaya koyuyoruz.
Bu, politikayı kişilere ve krizlere indirgemek yerine yapısal, sürdürülebilir ve öngörülebilir temellere oturtmanın yoludur. Güçlü siyaset ve güçlü siyasi parti ancak güçlü programla mümkündür.
Parti programı ve hükümet programı ayrımı
Bu noktada önemli bir ayrımı vurgulamak gerekir: CHP’nin programı partimizin ülkemize ilişkin vizyonu ve politika yönelimlerini ortaya koyan çerçeve metindir. Ancak uygulanacak somut icraat planı hükümet programında detaylandırılacaktır. Önümüzdeki bir yıllık sürede hükümet programımızı hazırlamayı hedefliyoruz.
Türkiye gibi karmaşık toplumsal sorunları olan bir ülkede bütün meselelerin parti programında çözüm planıyla yazılması mümkün değildir. Bu nedenle yeni program, ilkeleri ve partinin temel doğrultusunu ortaya koyan; ayrıntılı politika tasarımının ise hükümet program
Olağanüstü bir siyasal atmosferde yapılan bir çalışma
Bu programın değerini anlamak için içinde bulunduğumuz siyasal bağlamı hatırlamak gerekir. Çünkü bu çalışmalar, demokratik standartların ağır biçimde gerilediği, partimize yönelik sistematik baskıların arttığı bir dönemde yürütülmüştür.
Cumhurbaşkanı adayımızın tutuklandığı; partimize mahkemeler eliyle operasyon girişimlerinin yapıldığı; belediye başkanlarımızın siyasi davalarla baskı altına alınmaya çalışıldığı, medya iktidar denetimine alınırken kamuoyunun manipülatif kampanyalarla yönlendirildiği bir ortamda biz, tüm bu baskılara rağmen Türkiye’nin geleceği için kapsamlı bir program hazırladık.
Bu nedenle bu çalışma, yalnızca teknik bir çalışma değil; aynı zamanda mücadele, demokratik cesaret ve kurumsal kararlılık örneğidir.
Bugünün Türkiye’sinde rasyonel tartışma zemini daralırken CHP’nin büyük bir ortak akıl ve istişare mekanizmasıyla program yenilemesi, demokratik direnç kapasitesinin önemli bir göstergesidir.
CHP’nin tarihsel sorumluluğu ve programın anlamı
CHP, Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve ekonomik modernleşmesinin taşıyıcı partisidir. Bugün karşı karşıya olduğumuz ekonomik kriz, kurumsal çöküş, demokratik gerileme ve toplumsal kutuplaşma ortamında, Türkiye’nin yeniden inşası için kapsamlı bir vizyon ortaya koymak bir zorunluluktur. Programın ana hedefi de tam olarak budur:
Türkiye’nin önümüzdeki dönemde demokrasi, hukuk devleti, aktif yurttaşlık, yerellik, adalet, üretim, kalkınma, toplumsal cinsiyet eşitliği, sürdürülebilirlik ve özgürleşme ekseninde yeniden yapılanmasının çerçevesini çizmek.
Bu program Türkiye’nin yeni toplumsal sözleşmesine giden yolun başlangıç noktasıdır. CHP’nin siyasal misyonu, yalnızca muhalefet etmek değil; Türkiye’nin geleceğine dair tutarlı, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir doğrultu sunmaktır.
Program siyasetin kurucu unsurudur
CHP’nin yeni programı, yalnızca bugünün sorunlarına yanıt arayan bir metin değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarını şekillendirecek bir siyasal belgedir.
Bu çalışma, geniş katılımcılık, kurumsal ciddiyet, demokratik irade ve siyasal sorumlulukla hazırlanmıştır. Ülkemizin karşı karşıya bulunduğu ağır koşullara rağmen CHP örgütü, siyasal saldırılar ve baskılar karşısında geri adım atmamış; aksine Türkiye’nin demokratik ufkunu genişletecek bir vizyon ortaya koymuştur.
Bu program, CHP’nin sadece geçmişin mirasçısı değil; aynı zamanda geleceğin kurucusu olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Türkiye’nin yeniden ayağa kalkacağı günlerin temeli, işte bu vizyon, bu kurumsal akıl ve bu demokratik irade olacaktır.
Bu açıklamalardan sonra programın başlangıç bölümü hakkında kimi değerlendirmeler yapmak istiyorum.
CHP programının giriş bölümü: Kurucu ilkelerden çağın gereklerine yeni siyasal çerçeve
Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni program çalışması yalnızca bugünün ihtiyaçlarına yanıt üreten bir belge değildir; aynı zamanda Cumhuriyetimizin bir asırlık yıllık birikiminin güncellenmiş bir yorumudur. Bu nedenle programın başlangıç bölümü, herhangi bir giriş metni değil; partinin kendisini nasıl gördüğünü, hangi ilke ve değerlere yaslandığını ve Türkiye’nin geleceğine dair nasıl bir yön tayin ettiğini gösteren kurucu bir siyasal metindir.
Parti programının giriş bölümünün siyasi anlamı
Siyasal partiler için programların giriş bölümü, partinin kimliğinin, misyonunun ve temel yönelimlerinin en berrak şekilde ortaya konulduğu yerdir. Çünkü partiler programlarının başlangıcında yalnızca bazı prensipleri sıralamazlar; aynı zamanda kendilerini tarihin akışı içinde nerede gördüklerini, hangi düşünsel kaynaklardan beslendiklerini ve nasıl bir siyasal mücadele yürüttüklerini tanımlarlar.
Bu açıdan bakıldığında, 100 yılı aşkın bir siyasal hafızaya sahip bir parti olarak CHP’nin programının başlangıç bölümü, Türkiye’de hiçbir partiyle karşılaştırılamayacak ölçüde tarihsel ve siyasal bir ağırlık taşır. CHP’nin giriş bölümünde ortaya koyduğu perspektif, sadece geçmişin bir özetlenmesi değil; aynı zamanda Türkiye’nin geleceği için kurucu bir yön duygusunun ifade edilmesidir.
Altı Ok ilkelerinin günümüz için yeniden yorumlanması
Programın başlangıcında CHP’nin ideolojik temelleri, yani Atatürk’ün ortaya koyduğu altı ilke, bugünün koşullarında ne ifade ettikleriyle birlikte tek tek açıklanmıştır. Burada kritik olan nokta şudur: Altı Ok ilkeleri tarihsel semboller olarak kalmamış; günümüz dünyasının sorunları, riskleri ve dönüşümleri karşısında güncellenmiş bir anlam çerçevesiyle yeniden yorumlanmıştır.
Cumhuriyetçilik, sadece rejimin adı değil; herkes için eşit ve aktif yurttaşlık, anayasaya sadakat ve demokratik meşruiyet ilkesidir.
Milliyetçilik, halka ve ülkeye sevgiyi temel alan; çoğulcu, kapsayıcı, barışçı ve demokratik bir yurttaşlık bilinci olarak ifade edilmiştir.
Halkçılık, otoriter popülizm karşısında toplumsal adaleti, eşitliği ve toplumsal dayanışmayı savunan demokratik bir politika çizgisidir.
Devletçilik, planlama kapasitesi güçlü, toplumsal eşitsizlikleri azaltan ve stratejik sektörlerde kamu yararını koruyan bir yaklaşım olarak yeniden ele alınmıştır.
Laiklik, insanın özgürleşmesinin, hukukun ve eğitimin çağdaşlaşmasının, yurttaşların eşitliğinin ve toplumsal barışın güvencesi olarak çağdaş bir çerçeveyle tanımlanmıştır.
Devrimcilik, değişimi yönlendirme kapasitesini koruma, Atatürk’ün modernleşme devrimini ileri taşıma azmi ve çağı kavrama iradesidir.
CHP’nin bu ilkeleri tanımlama biçimi, partinin yalnızca geçmişe sadakat göstermeyi değil; çağı doğru okuma hedefini göstermektedir.
Evrensel değerlerle ulusal kimliğin bütünleştirilmesi
Programın giriş bölümünde yalnızca CHP’nin tarihsel ilkeleri değil; aynı zamanda evrensel ölçekte geçerliliği olan demokratik değerler de güçlü biçimde vurgulanmıştır. Özgürlük, eşitlik, adalet, sosyal haklar, emeğin korunması, hukukun üstünlüğü, çoğulculuk ve barış gibi değerler, CHP’nin siyasal konumunun yalnızca ulusal değil evrensel bir demokrasi çizgisi olduğunu göstermektedir.
Bu yönüyle programın başlangıcı, CHP’nin üç temel ideolojik dayanağını birleştiren bir çerçeve sunar:
Bu üç kaynak, bugün güçlü ve güncel bir siyasal kimlik içinde yeniden harmanlanmıştır.
CHP’nin tarihsel başarısı: İlkelere sadakat ve yenilenme yeteneği
Programın giriş bölümünün temel dayanaklarından biri, CHP’nin yüz yıllık tarihinde başardığı ikili dinamiktir: temel ilke ve değerleri koruma kararlılığı; toplumsal, ekonomik ve siyasal değişimlere uyum sağlama kabiliyeti.
CHP’nin siyasal hafızasında bu iki özellik iç içedir. Atatürk’ten bugüne gelen kurucu değerler korunmuş, ancak parti her dönemin koşullarına göre kendisini yenilemeyi başarmıştır. Bu yenilenme, geçmişin inkârı değil; geçmişi sürdürmenin kurumsal bir yöntemidir.
Bu nedenle programın giriş bölümü, yalnızca bir başlangıç değildir; CHP’nin değişim ile süreklilik arasındaki dengeli siyasal yolculuğunun teorik çerçevesidir. CHP bu gücü sayesinde Türkiye’nin en uzun ömürlü siyasal kuruluşudur.
CHP bugün ne mücadelesi veriyor?
Programı okuyan herkes, çok net biçimde şu sorunun cevabını bulacaktır: CHP bugün nasıl bir mücadele yürütüyor?
Bu sorunun cevabı da giriş bölümünde berrak bir dille ortaya konmuştur:
Demokratik gerilemeye karşı özgürlüğü ve hukuk devletini savunuyoruz.
Ekonomik çöküş karşısında adil bölüşümü ve kalkınmacı bir devleti savunuyoruz.
Toplumsal eşitsizlikler karşısında güçlü yurttaşlığı ve eşitliği savunuyoruz.
Belirsizlik ve güvensizlik karşısında güvenli bir gelecek hedefliyoruz.
Uluslararası alanda Türkiye’nin yalnızlaşmasına karşı dengeyi, diplomatik etkinliği, çok taraflılığı ve barışçıl dış politikayı savunuyoruz.
Yani CHP’nin bugün verdiği mücadele, yalnızca bir iktidar değişimi değil; Türkiye’nin yeniden demokratikleşmesi, kurumsallaşması ve geleceğini güvence altına alması mücadelesidir.
Giriş bölümünde ortaya konan yeni değerler ve kavramsal çerçeve
Programın başlangıcında önceki programlarda yer almayan, fakat bugünün dünyasının ihtiyaçları açısından kritik olan kavramlar da dikkatle işlenmiştir:
Çağımızın siyasal ve toplumsal dönüşümlerini yansıtan yeni duruşlardır.
Programın dört ana ekseni: Türkiye’nin yeniden inşasının yol haritası
Giriş bölümünde ayrıca programın bütününe yön verecek dört ana eksenin neden seçildiği ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Bu eksenler Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu büyük dönüşüm ihtiyacını karşılamak üzere tasarlanmıştır:
Bu eksenlerin her biri, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal, ekonomik ve toplumsal krizin farklı boyutlarına karşı kapsamlı bir çözüm çerçevesi sunmaktadır. Giriş bölümünün bu sınıflandırmayı açıklaması, programın bütününde tutarlı ve stratejik bir yaklaşımın bulunduğunu göstermektedir.
Sonuç: CHP programı yeni bir toplumsal sözleşmenin eşiğidir
CHP’nin yeni programının giriş bölümü, Türkiye’nin geleceğine ilişkin bütüncül bir siyasal vizyonun kurucu metnidir.
Bu giriş, bir partinin kendisini tanımlamasından çok daha fazlasıdır:
Türkiye’nin demokrasiye, eşit ve aktif yurttaşlığa, özgürlüğe, eşitliğe ve adalete dayalı yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacı olduğunun ilanıdır.
CHP’nin yüz yıllık birikimini çağın gereksinimleriyle birleştiren bu yeni başlangıç, yalnızca partimizin değil, Türkiye’nin de önümüzdeki dönemde nasıl bir yol haritasına sahip olması gerektiğini göstermektedir.
Bir sonraki yazıda en ağır sorunların yaşandığı ama siyasi iktidar değişikliği gerçekleştirildiğinde en hızlı ve kolay şekilde çözülebilecek sorunların düğümlendiği demokrasi, yönetim ve adalet politikaları ele alınacaktır.
*CHP İstanbul Milletvekili