Fransa’da asbest maruziyetine ilişkin hastalık endişesi taşıyanlar için dahi tazminat davası açıp kazanmak mümkün. Peki ya Türkiye’de durum nasıl?
Asbest, Türkiye’de sanayileşme sürecinin çok önemli bir parçasıydı. Peki mücadelede neden bu kadar geri kalındı? Doğada bulunan lifli bir mineral olan asbest, 1800’lerden itibaren endüstriyel faaliyetlerde kullanılmak üzere yer altından yer üstüne çıkarılmaya başladı. Asbest, ısıyı geçirmemesi, yanmaması ve içine konulduğu malzemeyi çok önemli ölçüde güçlendirmesi sebebiyle ölümsüz ve mucizevi bir lif olarak tanımlanıyordu. Bu nedenle başta inşaat sektörü olmakla birlikte endüstrinin derhal her alanında oldukça popüler bir kullanıma sahipti. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra asbestin kullanımı ciddi bir biçimde arttı ve sanayileşmiş dünyanın temel malzemesi haline geldi. Kullanımdaki bu artışı, asbest maruziyetindeki artış ve asbestle ilişkili çok sayıda hastalığın keşfedilmesi takip etti.
Yasaklar 19’uncu yüzyıl sonlarında başladı
1960’lı yıllarda araştırmacılar, mezotelyoma olarak adlandırılan, akciğerlerde görülen nadir kanser türünde, asbestli olan İkinci Dünya Savaşı dönemi izolatörleriyle ilişkili olarak, yaygın bir artış olduğunu anlamaya başladılar. Ancak asbest endüstrisinin baskısı altında yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi uzun yıllar aldı. İlk ölümcül asbest vakası, 1914 benzeri erken bir tarihte bir Alman asbest fabrikasında çalışan 35 yaşındaki bir kadın işçide görülmüştü. Asbestin sanayileşmiş ülkelerde kısıtlanması veya yasaklanması ise 19’uncu yüzyılın sonlarını buldu. Asbest şimdi 70’e yakın ülkede yasak. Türkiye’de ise ilk defa 2010 sonunda yasaklanmasına rağmen uzmanlar halen bu yasağa uyulmadığı ve sağlık etkilerinin en az 30-40 yıl boyunca daha devam edeceği konusunda uyarıyor. Peki dünyada asbestle mücadele nasıl başladı, Türkiye’de bundan alınması gereken dersler neler? Türkiye’de çok önemli bir halk sağlığı sorunu olan asbeste karşı, belgeleme çalışması yapan birkaç doktor, kimyager, jeolog, avukat, çevre mühendisi, sosyal bilimci veya yakınını mezotelyomadan yitirmiş birey dışında kolektif bir mücadele söylediği söz edilen değil. İSİG gönüllüsü Aslı Odman, Türkiye’de asbest maruziyeti konusunda uzun yıllardır belgeleme yapıyorFotoğraf: Ethem Tosun/DW
“Tabandan kazanılan bir mücadele”
Asbest maruziyeti konusunda uzun yıllardır belgeleme yapan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) gönüllüsü ve akademisyen Aslı Odman, asbestin farklı ülkelerde, farklı zamanlarda ve şekillerde yasaklandığını ifade ederek, “Fransa ve İtalya’da ciddi halk mücadeleleriyle, tabandan, işçilerin ve halkın mücadelesiyle yasaklanırken, mevzuat değişiklikleriyle yasaklayan ülkeler de var. Bunlardan biri de Türkiye” diyor. Asbestin kullanımı, İtalya’da 1992, Almanya’da 1993, Fransa’da 1997, İngiltere’de 1999 yılında yasaklandı. Avrupa Birliği (AB) genelinde ise asbest yasağı 2005’te yürürlüğe girdi. AB içerisinde hasta olanların, ölenlerin yakınlarının, özellikle işçilerin, fabrikalarda çalışıp da bunun peşinde koşanların baskısıyla asbest yasaklandıktan sonra, Türkiye’de AB’ye uyum süreci kapsamında, “Bunu da tercüme etmek gerekiyor” bakış açısıyla benzeyen yasaların çıkarıldığını dile getiren Odman, asbest konusunda farkındalığın olmamasının en çok önemli nedenlerinden birinin bu olduğunu söylüyor.
Kullanmanın yasal olduğu ülkeler
Asbest konusunda ABD’de, yasak yerine, kısıtlayıcı tedbirler mevcut. ABD Çevre Koruma Dairesi (EPA), 1989’da asbest içeren bazı ürünlerin üretimi, ithalatı, işlenmesi ve dağıtımına kısmi yasak getirirken ülkede asbest madenleri 2002 yılında kapatıldı. Bununla birlikte yüzde 1’e kadar asbest içeren birçok ürünü ithal etmek ve kullanmak ülkede hala yasal. Dünyada en fazla asbest üretimi yapan ülkeler ise Rusya, Kazakistan, Brezilya ve Çin olarak sıralanıyor. Asbest ve Tehlikeli Atıklar Derneği üyesi ve Vonka Asbest Laboratuvarı Genel Müdürü Kenan Yıldız’ın DW Türkçe’ye verdiği bilgiye göre, bu ülkeler arasında Rusya ve Kazakistan “yasal olmamasına rağmen” Türkiye’ye işlenmiş asbest ithalatı yapıyor. Asbest, Türkiye’de de uzun yıllar sanayileşme sürecinin çok önemli bir parçası oldu. Bu dönemde kırlar kentlere asbest lifli çimentodan dökülen ACB adı verilen su boruları ile bağlanırken, 2000’li yıllara kadar asbest içerikli çatı ve boru üreten ya da izolasyonunda asbest kullanılan çok sayıda fabrika mevcuttu.
Odman, “Türkiye’nin tüm kır-kent su hattı boruları, İller Bankası eliyle, çoğunlukla ithal asbest lifi işleyerek Erzincan, Niğde, Mardin, Yalova, Kartal vb. fabrikalarda kanser tehlikesi ile iç içe yaşatılan, kaydı hiçbir zaman tutulmayan meslek hastalıkları ile ürettirildi ya da ithal edildi” diyor. Türkiye’de de asbestli malzeme üretimi, sanayileşmenin parçasıydı Odman’a göre, Türkiye’de şu anda de yasal düzenlemelere rağmen asbestli ürünlerin kullanımı ve satışı devam ederken bir zamanlar şehirlerin göbeğinde olan asbestli üretim yapan içi boş fabrika binaları da kocaman bir sorun olarak karşımızda duruyor: “Kartal’da asbestli çimento borular üretmiş bir fabrika var. Şu anda orası kentsel dönüşüm bölgesi. Yalova’da var, Manisa’da var. Daha biz bunların tam olarak konumunu bile bilmiyoruz.” Silahtarağa Elektrik Fabrikası benzeri bazı fabrikaların izolasyonunda asbest kullanıldığının, açılan davalar sonucu öğrenildiğini anlatan Odman, Türkiye’nin deprem tehlikesini çok ciddi bir asbest içeriği ile karşıladığını, bununla ilgili bilinçlendirme çalışmalarının artması gerektiğini vurguluyor.
Kentsel dönüşüm çalışmalarında da hem yerel yönetimler hem de merkezi yönetim açısından denetim eksiklikleri olduğunu vurgulayan Odman, “Asbest maruziyetine karşı kitlesel olarak mücadele edilmesi gerekiyor. Bu mücadele olmadıkça daha doğmamış nesillerde 20-30 sene sonra kanserler ortaya çıkacak. Bu nedenle hepsinin davaya dönüşmesi gerekiyor” diyor. Odman, asbeste maruziyete ilişkin mücadelenin mahallelerden başlamasının bu konuda farkındalığı artıracağına işaret ediyor: “Bu, yıkımın en azından biraz daha kontrollü, biraz daha yavaş, biraz daha toz bastırma yapılarak, işçilerin birazcık daha korunarak yapılmasını sağlayacaktır. Farkındalığın yalnızca rapor seviyesinde, basın açıklamasıyla değil, sahaya giderek meslek erbapları tarafından kurulması gerekiyor.” Deprem bölgesinde de moloz döküm yerlerine ilişkin çok ciddi belgelemenin yapılması gerekiyor. Odman, “Açılan davalar, iş cinayeti davalarında olduğu gibi, iş cinayetinde yakınlarını kaybeden ailelerin verdiği hukuki mücadelede olduğu benzeri bir sonraki ölümü, bir sonraki kanseri engelleyebilir” diyor. Hindistan’da asbest üretimi yapan Nibhi Industries’ın tesislerinden bir görünümFotoğraf: picture alliance / AP PhotoFransa’da asbest 1997’de yasaklandıktan sonra, asbestli binalarda çalışan kamu görevlileri, vergi memurları, öğretmenler, hatta oralarda okumuş öğrenciler açtıkları kolektif veya bireysel davaları kazandılar.
Asbest endişesine tazminat hakkı
Fransa’da asbest maruziyetine ilişkin, hasta olmadan, hastalık endişesine dair de bireysel ve kolektif dava açıp kazanmanın mümkün olduğunu dile getiren Odman, “Türkiye’de bunun için endişeden çok daha fazlası var” diyor. Odman, Fransa’da kazanılan davaların Türkiye için de emsal oluşturduğuna işaret ediyor.
Buna göre hem kentsel dönüşüm alanlarında, hem de deprem bölgesinde sadece hastalananlar değil, asbeste bağlı kansere yakalanma endişesi yaşayanlar da Fransa’da olduğu benzeri tam yargı davası açabilir. DW Türkçe’nin Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi ile işbirliği içerisinde gerçekleştirdiği araştırma, Hatay’da enkaz kaldırma çalışmaları sırasında ortaya çıkan asbestin, çadır, yaprak, meyve ve toprak yüzeyine bulaştığını ve araçlarla Gaziantep benzeri kilometrelerce mesafeye taşınabildiğini göstermişti. Deprem bölgesinde yaşanan asbest maruziyetinde sorumlu kamu kurumlarının Hatay Valiliği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) olduğunu dile getiren Odman, “Dava yolu açık” diyor. Ecevit AlkanFotoğraf: Serdar Vardar/DW
Hatay’da ilk dava açıldı
Hatay Barosu’ndan Avukat Ecevit Alkan da DW Türkçe’ye, Hatay’da enkazlardan yükselen tozdan kendisinin de hastalandığını ve bununla ilgili şikayetçi olup tazminat davası açtığını belirtiyor. Alkan, hastalanan depremzedelerin, bir doktor raporu ile AFAD, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Hatay Valiliği benzeri sorumlu kurumlar hakkında şikayetçi olma ve tazminat davası açma haklarının olduğunu söylüyor.
Almanya’da durum ne?
Asbest maruziyetine ilişkin Fransa ve İtalya ile karşılaştırıldığında Almanya’da açılan davaların daha az olması ise dikkat çekiyor. Aslı Odman’ın verdiği bilgiye göre, Fransa’da en son Şubat 2023’te Yargıtay’da alınan kararla, asbest içeren iş yerlerinde çalışanların gerek hasta olduğunda gerekse asbest kaynaklı kansere kapılma endişesi taşıdığında elde ettiği dava açma hakkı, oralarda çalışmış taşeron işçilere de sağlanırken, Almanya’da asbeste bağlı hastalıklar konusunda açılan tazminat davalarında kısıtlayıcı bir duruş söz konusu.
Öte yandan Almanya’da asbestin yasaklandığı 1993 yılından önce yapılmış binalar için asbest envanter raporu istenirken, eğer rapor alınmazsa bina asbestli olarak kabul ediyor. Türkiye’de ise bina yıkımlarına dair yönetmeliğe göre yapım yılına bakılmaksızın, yıkılacak her bina için rapor isteniyor. Bu da Türkiye’nin yasalar anlamda Almanya’dan daha iyi, uygulama eksiklikleri dikkate alındığında ise pratikte daha kötü olduğunu gösteriyor.
Türkiye’deki tek emsal dava
Meslek hastalıkları konusunda ise Almanya Ulusal Asbest Profili’ne göre ülkedeki meslek hastalıklarının yarıdan fazlası asbestle ilişkilendirilirken, 1994-2017 yılları arasında asbestle ilişkili mesleki hastalıklar sonucunda 34 binden fazla ölüm kaydedildi. Türkiye’de ise asbeste maruziyetten kaynaklı meslek hastalığı kabul edilen tek bir vaka bulunuyor. Emekli olduktan 19 yıl sonra kansere yakalanan, 2012 yılında da yaşamını yitiren elektrik kaynakçısı Zafer Genç’in meslek hastalığından öldüğü, ailesinin uzun yıllar boyunca verdiği adalet mücadelesi sonucu 2022 yılında kabul edildi.