Görünmez yükü taşıyanlar hep onlar: Annelerimiz

Aile Yılı’nda devlet destekli teşvikler arttı ama annelerin omzundaki görünmeyen yük büyük ölçüde değişmedi. Annelerin gündelik hayatına ilişkin veriler de buna işaret ediyor.

Görünmez yükü taşıyanlar hep onlar: Annelerimiz
Yayınlama: 10.05.2026
3
A+
A-

Bilgisayar mühendisi Buket İşler, çocuk sahibi olduktan sonra özel sektördeki yazılım kariyerini bırakıp akademiye yöneldi. Toplumsal cinsiyet ve erkeklikler üzerine çalışan Duygu Altınoluk da LGS’ye hazırlanan 14 yaşındaki oğlunu bekar anne olarak büyütürken akademide çoğu zaman çocuğu uyuduktan sonra çalışmak zorunda kaldı.

Anneler Günü öncesinde DW Türkçe’ye konuşan iki akademisyen anneye göre, annelik hâlâ büyük ölçüde görünmeyen bakım emeği, sürekli planlama ve çalışma hayatını buna göre yeniden kurmak anlamına geliyor.

İlkokul üçüncü sınıfa giden bir oğlu olan İşler, yaklaşık 10 yıl özel sektörde yazılımcı olarak çalıştıktan sonra son beş yıldır akademide. Bu değişimin doğrudan annelik deneyimiyle bağlantılı olduğunu söylüyor:

“Çocuğum olduktan sonra bir süre daha yazılımcı olarak çalışmaya devam ettim. Ancak zamanla akademik çalışma düzeninin benim için daha sürdürülebilir ve aile hayatıyla daha uyumlu olduğunu düşündüm. Bu nedenle akademiye yönelmek benim için daha makul bir tercih oldu.”

Kucağında bilgisayarla annelik

Altınoluk ise annelik ile çalışma hayatının nasıl iç içe geçtiğini bir Anneler Günü anısıyla anlatıyor:

“Bir Anneler Günü resminde oğlum beni kucağımda bilgisayarla çizmişti.”


Akademisyen anne Duygu AltınolukFotoğraf: Privat

Akademide çalışma saatlerinin belirsizliği nedeniyle anneliğin çoğu zaman gece vardiyasına dönüştüğünü söylüyor:

“Doğduğu andan itibaren iş-yaşam dengesini kurmakta zorlanıp o uyuduktan sonra çok daha yüksek performansla çalışmak zorunda kaldığım bir süreç vardı. Bu her kadın için geçerli.”

Anneler Günü öncesinde Türkiye’de annelik yeniden sembolik bir tartışmanın merkezine yerleşti. Bir markanın Anneler Günü reklamı, evcil hayvan sahipliği üzerinden “anneliğin değersizleştirildiği” gerekçesiyle eleştirildi; tartışma kısa sürede kadınların ev içindeki rolüne ve bakım emeğine uzandı. Reklam yayından kaldırılırken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile RTÜK anneliğin toplumsal devamlılık ve aile içindeki rolüne vurgu yaptı.

Ancak aynı dönemde gündelik hayata ilişkin veriler, anneliğin kültürel bir değerin ötesinde, büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenilen ücretsiz bakım emeği, ekonomik kırılganlık ve istihdamdan kopuş riskiyle iç içe geçtiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, Aile Yılı kapsamında açıklanan politikalar ile kadınların gündelik yaşamı arasındaki mesafeyi görünür kılıyor.

Bakım yükü hâlâ annelerde

Aile Yılı’nın en güçlü söylemlerinden biri “güçlü aile.” Ancak TÜİK verilerine göre kadınlar hanehalkı ve aile bakımına günde ortalama 4 saat 35 dakika ayırırken erkeklerde bu süre yalnızca 53 dakika. Çocuk bakımında kadınların payı yüzde 94,4, erkeklerin payı ise yüzde 2,3. İşler, bu tabloyu kendi hayatında doğrudan yaşadığını söylüyor:

“Çocuğumun okul süreciyle birlikte günlük bakım, okul düzeni ve ev içindeki sorumlulukların büyük kısmı hafta içi bende oluyor. Eşim işten genellikle geç geldiği için hafta içi bu yükü daha çok ben üstleniyorum. Hafta sonları ise eşim daha fazla destek olmaya çalışıyor.”


Bilgisayar mühendisi anne Buket İşler, oğluyla birlikte

Anne olduktan sonra iş hayatında en zorlayıcı konunun iş sorumlulukları ile çocuğun ihtiyaçlarını aynı anda yönetmek olduğunu anlatan İşler, okul çıkış saatleri, hastalık dönemleri ve ani gelişen bakım ihtiyaçlarının çalışma düzenini doğrudan etkilediğini söylüyor.

“Destek bulmak her zaman kolay olmadığı için planlama yükü de çoğunlukla annenin üzerinde kalıyor.”

Kadın dayanışmasıyla kurulan hayat

Altınoluk ise bu yükün yalnızca çalışan annelere özgü olmadığını düşünüyor:

“Bu sadece çalışan kadınlar için değil. Ev içi ücretsiz emek veren kadınlar da kendilerine ayırabilecekleri vakitten, uykularından ya da boş zamanlarından feragat etmek zorunda kalıyor.”

Bekar anne olarak bakım yükünü kadın dayanışmasıyla örgütlediğini anlatıyor:

“Kadın arkadaşlarımızla dayanışıyoruz. Çocuğu kim alacaksa haftalık olarak bölüşüyoruz. Eğer anneanne ya da babaanne desteği varsa oradan ilerliyor.”

Altınoluk’a göre toplumsal kurumlar da bu yükü pekiştiriyor. Sağlık sisteminden gündelik yaşama kadar çocuk bakımının doğal sorumlusu olarak çoğunlukla annenin görülmesi, anneliği daha da yalnızlaştırıyor.

Demografik kaygıya karşılık ekonomik gerçeklik

Aile Yılı’nın arka planında doğurganlık hızındaki düşüş bulunuyor. “Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi”nde doğurganlık hızındaki azalma, evlilik yaşının yükselmesi ve tek kişilik hanelerin artması temel riskler arasında sayılıyor. Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2001’de 2,38 iken TÜİK’in 2024 verilerine göre 1,48’e geriledi.

Bu çerçevede evlilik ve çocuk sahibi olmayı teşvik eden destekler öne çıkıyor. Yeni evlenen çiftlere yönelik faizsiz kredi desteği kapsamında başlangıçta 150 bin TL olarak açıklanan tutar yaş kriterine göre 200 bin ile 250 bin TL’ye yükseltildi. Bakanlık verilerine göre 136 binden fazla genç bu destekten yararlandı, toplam ödeme 8 milyar lirayı aştı.

Bu adım evliliği kolaylaştırmaya dönük bir destek olarak sunulsa da, kadınların ekonomik konumuna ilişkin tablo daha derin bir soruna işaret ediyor. Kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 36,8’de kalırken erkeklerde bu oran yüzde 72. Kadınlarda kayıt dışı istihdam yüzde 19,4, tarımda ise yüzde 91,1. Üniversite mezunu kadınların ücretleri erkeklerden yüzde 17,4 daha düşük.

Bu nedenle evlilik kredisi, aile kurmayı teşvik eden sınırlı bir mali destek sağlasa da, kadınların ekonomik bağımsızlığını ve aile içindeki konumunu belirleyen istihdam, ücret ve sosyal güvence sorunlarına doğrudan yanıt vermiyor.

Doğum teşviki artıyor, bakım yükü değişmiyor

Aile Yılı kapsamında doğum teşvikleri de artırıldı. İlk çocuk için tek seferlik 5 bin TL, ikinci çocuk için aylık 1.500 TL, üçüncü ve sonraki çocuklar için ise aylık 5 bin TL destek öngörülüyor.

Doğum izni de uzatıldı. TBMM’de kabul edilen düzenlemeyle doğum öncesi 8 ve doğum sonrası 16 hafta olmak üzere toplam 24 haftalık ücretli izin uygulamasına geçildi. Babalık izni ise 5 günden 10 güne çıkarıldı. İzin sürelerindeki bu belirgin fark, çocuk bakımına ayrılan zamanın ağırlıklı olarak kadınlar tarafından üstlenildiğini gösteren tabloyla örtüşüyor.


Aile Yılı kapsamında Türkiye’de doğum teşvikleri artırıldı Fotoğraf: Fabian Strauch/dpa/picture alliance

Altınoluk, burada temel sorunun anneliğin merkeze alınması olduğunu söylüyor:

“Hiçbir çocuk tek başına dünyaya gelmiyor. Sadece anne tarafından büyütülmüyor. Burada ebeveyn kavramına bakmak lazım.”

Babalık iznindeki sınırlı artışa dikkat çeken Altınoluk, bakım sorumluluğunun eşit paylaşılmasına dönük adımların eksik olduğunu düşünüyor.

Doğum teşvikleri ve izin süresindeki artış, çocuk bakımına ayrılan zamanı ve mali desteği artırırken kadınların işgücünde kalmasını doğrudan güvence altına almıyor. Çocuk sahibi olmak kadınlar açısından hâlâ istihdamdan kopuş riski anlamına geliyor. Hanesinde 3 yaşın altında çocuğu bulunan 25-49 yaş arası kadınlarda istihdam oranı yüzde 26,9’a kadar geriliyor.

Milli Eğitim Bakanlığı verileri de bakım hizmetlerine erişimde sınırlı tabloya işaret ediyor. Okul öncesi eğitimde net okullulaşma oranı 5 yaşta yüzde 82,5 iken 4-5 yaşta yüzde 60,8’e, 3-5 yaşta ise yüzde 49’a düşüyor.

İşler ise doğum izni ve esnek çalışma düzenlemelerinin ancak gerçekten uygulanırsa anlamlı olacağını söylüyor:

“Bu düzenlemelerin sadece kâğıt üzerinde kalmaması, iş yerlerinde gerçekten uygulanabilir ve annelerin kariyerini olumsuz etkilemeyecek şekilde düzenlenmesi gerekiyor.”

“Kadın yarı zamanlı çalışsa da evde tam zamanlı çalışıyor”

2025’te yürürlüğe giren yönetmelikle devlet memurlarına çocukları ilköğretim çağına başlayana kadar yarım zamanlı çalışma hakkı tanındı. Ancak çalışanların maaş ve sosyal haklarının yarıya düşmesi tartışma yarattı.


Çocuk bakımının çoğunlukla annenin üzerinde olması sebebiyle kadınlar tam zamanlı çalışmakta zorlanıyor Fotoğraf: ingimage/IMAGO

Kadınların hâlihazırda yaklaşık yüzde 18’i yarı zamanlı çalışıyor. Altınoluk’a göre bu model çözüm değil:

“Kadın yarı zamanlı kamusal alanda çalışsa da evde tam zamanlı çalışmaya devam ediyor.”

“Acaba çocuğumun hayatından mı çaldım?”

Altınoluk’a göre mesele yalnızca ekonomik değil; zihinsel yük de belirleyici. Doçent olmasına rağmen ikinci çocuk konusunda ciddi tereddüt yaşadığını anlatıyor:

“Çok çocuk seven bir insanım ama başka bir ülkede, başka bir zamanda belki.”

Ekonomik olarak görece güvenceli olmasına rağmen geleceğe ilişkin kaygılar taşıdığını söyleyen Altınoluk, akademik kariyer, sendikal faaliyetler ve annelik arasında sıkışmışlık hissini şöyle anlatıyor:

“Acaba onun hayatından mı çaldım, ona daha mı az annelik yaptım diye düşünüyorsunuz.”

Ve ekliyor:

“Bir kadın her zaman buzdolabında ne olduğunu bilir. Neyin eksik olduğunu bilir. Ama erkekler çoğu zaman bu zihinsel yükün içinde olmuyor.”

Anneler Günü öncesinde anneliğe ilişkin güçlü söylemler öne çıkarken iki annenin anlattıkları ile veriler aynı noktada buluşuyor:

Görünen ya da görünmeyen bakım emeği, planlama yükü ve iş hayatını buna göre yeniden kurma zorunluluğu büyük ölçüde hâlâ kadınların omzunda.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.