Sosyal medyadaki viral görseller komik, kışkırtıcı, bazen de zevksiz oluyor. Günlük iletişimin bir parçası haline gelen bu meme’lerin siyasi bir işlevi de bulunuyor. Fark etmeden algıyı da etkiliyorlar.
Bu yılın başında sanal medyada “nihilist bir penguen” viral oldu: Kısa klipte buzlar üzerinde bir penguen kolonisini terk ediyor ve tek başına sonsuz buzlara doğru yürüyüp gidiyor. Bu, biyolojik açıdan son derece sıra dışı bir davranış ve aynı zamanda yorumlara açık trajikomik bir sembol. Görüntüler aslında film yapımcısı Werner Herzog’un 2007 tarihli bir belgeselinden alındı.
“Meme” nedir?
İnternet kullanıcıları tarafından anonim olarak oluşturulan, sosyal medya, forumlar ve bloglar aracılığıyla hızla yayılan; popüler resim, video, yazı veya kelime kalıpları gibi mizahî içeriklere “meme” (okunuşu: miim) adı veriliyor. Meme içerikleri, toplumsal olayları, fikirleri veya zamanın ruhunu mizahî bir dille aktarmayı amaçlıyor.
Meme’ler bugün internet kültürünün ayrılmaz bir parçası ve dijital iletişimden ayrı düşünülemiyor. Siyasi tartışmalarda da artık rol oynuyorlar: Algıyı şekillendiriyor ve kamuoyu oluşumunu etkileyebiliyorlar. Bu durum özellikle ABD’de belirgin. 2016’dan bu yana ülkedeki seçim kampanyalarına giderek artan bir meme akışı eşlik ediyor ve siyasi gündem de bundan etkileniyor.
Kültür bilimci ve sanat tarihçi Wolfgang Ullrich, bunun tehlikeli bir gelişme olduğu görüşünde. “Memokrasi” başlıklı bir kitap yazan Ullrich’e göre, giderek daha sık şekilde “sert, agresif, çoğu zaman da aşağılayıcı sosyal medya içerikleri ve özellikle meme’ler” siyasi tartışmaya hâkim oluyor. Bunun sonucu olarak insanlar giderek daha az tartışır hale geliyor.
Ullrich, DW’ye yaptığı açıklamada, “Her taraf kendi destekçilerini komik, çoğu zaman alaycı ve küçümseyici görseller ve yorumlarla mobilize etmeye çalışıyor” diyor. Hatta siyaset bile “meme formatına” sokuluyor: “Yani mümkün olduğunca çarpıcı, tetikleyici olacak şekilde kesilip biçiliyor; sanki mesele argümanlardan çok esprilerden ibaretmiş gibi sunuluyor.”

Trump ve meme savaşçıları
ABD Başkanı Donald Trump, dikkat çekme oyununu gerçekten iyi oynuyor. Trump, sosyal medyanın kurallarına göre hareket ediyor; burada en fazla dikkat çeken içerikler genellikle en uç, en kışkırtıcı ve en çok tepkiyi tetikleyenler oluyor.
Bu noktada Trump’a “meme savaşçıları” yardımcı oluyor: Siyasi gündemi desteklemek için her gün yapay zekâ görselleri ve meme’ler üreten hayranları ve destekçileri. Ullrich, “Herkes elbette bunun liderin hoşuna gidecek kadar iyi olmasını umuyor ki kendisi paylaşsın” diyor. Nisan ayı ortasında Papa 14. Leo ile yaşanan bir tartışmanın ardından Trump, kendisini “İsa peygambere benzer bir kurtarıcı figür” olarak gösteren bir yapay zekâ görseli paylaşmıştı. Paylaşım daha sonra, kendi muhafazakâr çevresinden gelen eleştiriler üzerine silindi.
Ullrich’e göre, tam da bu tür kutuplaştırıcı iletişim demokrasiyi sorunlu hale getiriyor ve somut bir tartışma yürütmek artık mümkün olmuyor. Ullrich, demokrasinin tam da bununla tanımlandığına dikkat çekiyor: “Ortak bir mesele üzerine, hakaret ve provokasyon yerine argümanlarla tartışabilmek.”

Hicivden ötesi
Ullrich, “Görseller, anlamını her zaman kullanıldıkları yer ve bağlamdan alır” diyor.
Klasik karikatürlerde olduğu gibi meme’ler de güçlüleri eleştirmek ve toplumsal yapıları sorgulamak için kullanılabilir. Ullrich, ancak meme’lerin bir süper gücün ana iletişim aracı haline gelip siyasi rakipleri küçümsemek ya da zayıflar üzerinden alay etmek için kullanıldığında, artık hiciv alanının terk edilmiş olduğunu belirtiyor. Ullrich’e göre bu durum, “Hiciv ve karikatürün temsil ettiği her şeyin adeta tersine çevrilmesi” anlamına geliyor.
Tartışmalı siyaset örtbas ediliyor
Buna ek olarak ciddi konuların bazen uygunsuz biçimde basitleştirildiği görülüyor. Ullrich, buna örnek olarak ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın Haziran 2025’te X platformunda yaptığı bir paylaşımı gösteriyor. Paylaşımda Florida Everglades bataklıklarında planlanan “Alligator Alcatraz” adlı sınır dışı merkezinin yapay zekâ ile üretilmiş bir görseli yer alıyordu. Ön planda, göçmenlik kurumu ICE şapkası takmış timsahlar görülüyordu. Görselin başlığı ise “Çok yakında!” (Coming soon!) şeklindeydi.
Ullrich, “Bu tür meme’lerle aslında burada insanlardan, kaderlerden ve en azından hukuki açıdan tartışmalı süreçlerden söz edildiği tamamen göz ardı ediliyor” diyor. Söz konusu paylaşım, yoğun eleştiri ve tartışmalara neden oldu. Ancak Ullrich’e göre tartışmanın yönü değiştirildi: “Meselenin odağında olması gereken insanlar göz ardı edildi.”
Sonuçta siyasi iletişimin meme’leşmesi, otoriter eğilimlere sahip aktörlerin işine yarıyor. Çünkü böylece her zaman “sadece bir şakaydı” denilebilecek bir belirsizlik alanı oluşuyor.

Karşı stratejiler geliştirmek
Ullrich, meme’lerle yapılan manipülasyona karşı korunmanın en önemli yolunun, sosyal medyanın nasıl işlediğini anlamak ve kendi tepkilerini gözlemlemek olduğunu vurguluyor ve ekliyor:
“Artık şuna alıştık: Otoriter liderler, bizi devasa ve ürkütücü imgelerle etkilemeye çalışıyor. Tıpkı Nasyonal Sosyalistler için propaganda filmleri çeken Leni Riefenstahl’ın yapımları gibi. Meme’ler ise daha gösterişsizdir ve dikkat çekmeden gelir. Ama bunun da aslında siyasetin yeni bir estetize edilme biçimi olduğunu, son derece manipülatif, popülist ve telkin edici olduğunu çok daha fazla fark etmemiz gerekiyor.”