Suriye’de Tadamun katliamının faillerinden olmakla suçlanan Emced Yusuf’un tutuklanması dönüm noktası olarak görülüyor. Ancak uzmanlar emir-komuta zinciri aydınlatılmadan bu adımın sembolik kalabileceğini söylüyor.
Suriye’de Tadamun katliamının baş sorumlusu olmakla suçlanan Emced Yusuf yaklaşık bir buçuk yıl saklandıktan sonra nihayet yakalandı. Geçen hafta Cuma günü Suriye makamları, eski istihbarat görevlisini ülkenin orta kesiminde Hama kenti yakınlarında gözaltına aldı.
Emced Yusuf’un tutuklanması, Suriye iç savaşındaki suçların yargı yoluyla ele alınması açısından şimdiye kadarki en önemli adımlardan biri olarak görülüyor. Yusuf, 16 Nisan 2013’te Şam’ın Tadamun semtinde yüzlerce sivilin öldürüldüğü katliamda kilit rol oynamakla suçlanıyor. 2022’de ortaya çıkan bir videoda, gözleri bağlı mahkumları bir çukura götürdüğü, buraya düşmelerini sağladığı ve ardından vurduğu görülüyor. Daha sonra kurbanların cesetleri yakılmıştı.
DW’ye konuşan Heinrich Böll Vakfı Suriye uzmanı Bente Scheller, “Fail perspektifinin bu kadar açık biçimde görüldüğü durumlar nadirdir” yorumunu yapıyor. Görüntülerin yalnızca vahşeti değil, bunun ne kadar sıradan bir şekilde gerçekleştirildiğini de ortaya koyduğunu belirten Scheller, “Bunu yapabileceklerini ve yapmalarına izin verildiğini düşünüyorlar” diyor. Scheller, bunun, katliamın bugün hâlâ birçok Suriyeli üzerinde neden derin etkiler bıraktığını açıkladığını ifade ediyor.

“İlk ve en büyük katliamlardan biri”
The Syrian Observer portalına göre Yusuf, tutuklanmasının ardından yaklaşık 40 kişinin öldürülmesine katıldığını kabul etti, ancak bunu doğrudan emir almadan yaptığını savundu.
Bu açıklama şüpheyle karşılanıyor. Birçok gösterge, eylemlerin askerî bir yapı içinde gerçekleştiğine işaret ediyor. Bu da katliamın bireysel bir suçtan ziyade organize şiddetin parçası olduğunu düşündürüyor.
Hamburg merkezli Almanya Küresel ve Bölgesel Araştırmalar Enstitüsü (German Institute for Global and Area Studies) bünyesinde görev yapan siyaset bilimci André Bank, “Tadamun katliamı, Esad rejiminin savaş sırasında sorumlu olduğu ilk ve en büyük katliamlardan biriydi” diyor. Olayın, çatışmadaki sertleşme ve tırmanmanın ne kadar erken bir aşamada ilerlediğini gösterdiğini belirtiyor.
Bank’a göre Tadamun, bugün hâlâ Esad rejiminin vahşetinin simgesi: “Bu aynı zamanda propaganda ile ilgiliydi. Rejim, mutlak güce sahip olduğunu göstermek istiyordu.”
Katliamın hem muhalif bölgelere hem de kendi halkına gözdağı vermek amacıyla gerçekleştirildiğini ifade eden Bank, kameranın da bu şiddetin bir parçası olduğunu söylüyor.
“Sahneye konan şiddet”
Amsterdam Üniversitesi’nde araştırmalar yapan tarihçi Uğur Ümit Üngör, suçların aydınlatılması ve değerlendirilmesinde merkezi rol oynadı. Suriyeli araştırmacı Ensar Şahhud ile birlikte, video kayıtları üzerinden failleri tespit etmeyi ve onlarla temas kurmayı başardı.
Üngör’e göre video sadece bir kanıt değil, aynı zamanda sistemin anlaşılması için anahtar niteliğinde. Failler sakin, iş bölümü içinde ve neredeyse rutin bir şekilde hareket ediyor. Üngör bunu “sahneye konan şiddet” olarak tanımlıyor. İnfazlar ile bunların belgelenmesi birbirine geçmiş durumda.
Üngör, aynı zamanda bu tür rejimlerin arşivlerinin eksik olduğuna dikkat çekiyor. Önemli emirler çoğu zaman yazılı hale getirilmiyor, sorumluluk bilinçli olarak parçalanıyordu.
Bu görüşü, Suriye İnsan Hakları Ağı (Syrian Network for Human Rights) da paylaşıyor. Kuruluş, Tadamon katliamında videoda görülenlerden çok daha fazla sayıda, muhtemelen 450’den fazla kişinin öldürüldüğünü tahmin ediyor. Bu olayın izole bir suç değil, bir şiddet mekanizmasının parçası olduğu belirtiliyor. Bu nedenle tek bir tutuklama ancak başlangıç olabilir.

“Seçici yargılama”
Bu vaka aynı zamanda Suriye’de Esad dönemindeki şiddet ile hesaplaşma sürecindeki yapısal bir soruna işaret ediyor: Video kayıtları, itiraflar, tanık ifadeleri gibi kanıtların güçlü olduğu durumlarda bile hukukî değerlendirme yapmak zorlaşıyor. Bireysel suçun belirlenmesi çoğu zaman daha kolayken, kurumsal sorumluluğun ortaya konması çok daha zor. Oysa gerçek bir hesaplaşma için belirleyici olan bu nokta.
Buna rağmen tutuklama, önemli bir sinyal olarak değerlendiriliyor. En azından bazı faillerin hesap verebileceğini gösteriyor. Ancak sürecin ne kadar ileri gideceği belirsiz. André Bank, “Burada sembolik olarak çok önemli bir örnek oluşturulmak isteniyor” diyor. Ancak şimdiye kadarki yargılamaların “çok seçici” olduğunu da vurguluyor.
Suriye makamlarının aynı zamanda eski güvenlik aygıtının diğer üyelerine karşı da bazı süreçler başlatması dikkat çekiyor. Gözlemciler bunu yargı sisteminde belirli bir kurumsal süreklilik oluşturma çabası olarak değerlendiriyor. Ancak bu süreçlerin ne kadar bağımsız yürütülebileceği ve kalıcı olup olmayacağı belirsiz.

Aşırı beklenti uyarısı
Heinrich Böll Vakfı Suriye uzmanı Bente Scheller de bu ikili duruma dikkat çekiyor: “Birçok insan adalet istiyor ve umutlarını bu tür süreçlere yansıtıyor. Ancak bu tutuklama aşırı beklentilere yol açabilir. Çünkü sonuçta bu katliam, birçok katliamdan sadece biri.”
Önemli olanın hesaplaşmanın daha geniş bir çerçevede ele alınması olduğunu belirten Scheller, ayrıca Suriye’deki geçiş dönemi adaletinin şu ana kadar yalnızca eski rejimin suçlarını hedef aldığına dikkat çekiyor. Şiddetin diğer aktörleri ise büyük ölçüde dışarıda kalıyor.
Scheller, daha kapsamlı bir yaklaşım çağrısında bulunuyor: “İdeal olan, fail kim olursa olsun mağdur merkezli bir perspektifin benimsenmesi.”
Bir diğer belirsizlik unsuru ise yeni güvenlik yapılarının kendisi. Günümüzde görev yapan birçok unsur, geçmişte milis ya da silahlı grupların parçasıydı ve sonradan devlet yapısına entegre edildi. Bu durum hem profesyonelleşmeyi zorlaştırıyor hem de yargının güvenilirliği konusunda soru işaretlerine neden oluyor.

“İntikam değil adalet”
Birçok Suriyeli için Tadamun katliamı, hâlâ kapanmamış bir yara. Scheller, “Suriye’de adalet isteyen, intikam değil hukuk isteyen insanlar var. Yıllar süren şiddete rağmen toplum tamamen çürümedi” diyor.
Yerel girişimler, anma faaliyetleri ve sivil toplum projeleri, gerçeğin ortaya çıkarılması ve hatırlama isteğinin sürdüğünü gösteriyor. Bu tür girişimler, özellikle devlet mekanizmalarının yetersiz kaldığı durumlarda uzun vadede önemli rol oynayabilir.
Emced Yusuf vakası, Suriye’nin karşı karşıya olduğu daha büyük soruları da temsil ediyor: Sadece bireysel failleri yargılamak yeterli mi, yoksa şiddet yapılarının bütünüyle ele alınması mı gerekiyor? Bu tutuklama bir başlangıç. Bunun sembolik bir adımın ötesine geçip geçmeyeceğini ise önümüzdeki yargı süreçleri gösterecek.