Siyasetçiler, atacakları her adımın arkasında bir toplumsal destek görmek isterler. Eğer iş dünyası, sendikalar ve sanatçılar yüksek sesle barış talebini dile getirirse, siyasetçileri de rahatlatabilirler. Barışı ancak cesaret, söz ve ortak irade mümkün kılar
V*
Kürt meselesi, Türkiye’nin en büyük demokratik açmazlarından biri. Geçmişte ne zaman bir umut ışığı belirse, çözümü yarım kaldı. Siyasetçiler maliyet hesabı yaptı, barış fikrini bir “fayda-zarar” denklemine sürükledi. Bunda anlaşılmayacak bir nokta yok çünkü barış yapmak, her siyasetçinin önceliği olmayabilir.
Ne var ki barış, siyasi elitleri aşan ve toplumsal kucaklaşma gerektiren bir amaçtır.
Sivil toplum, barış için işlev kazanmalı ve siyaset ile halk arasında köprü kurmalıdır. İşleyen demokrasilerde, sivil toplum aktörleri politikaların üretiminde ve toplumsal meşruiyet kazanmasında önemli görevler üstlenirler.
Türkiye’de solda duran emek ve meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri oldum olası Kürt meselesinde duyarlı ve barışçıl bir çizgiyi benimsediler. Sendikalar, özellikle DİSK ve KESK, barışın işçi haklarını da güçlendireceğini defalarca dile getirdiler. Şovenizmin sınıf mücadelesine sızmaması için demokrat bir duruş sergilediler.
İş dünyasının örgütü TÜSİAD da geçmişte cesur raporlar hazırladı. “Demokratikleşme Perspektifleri” ve “Türkiye’nin Demokratikleşme Süreci” raporlarında ifade özgürlüğünden kültürel haklara, hukukun üstünlüğünden toplumsal barışa kadar bir dizi öneri sundu. TOBB, farklı kimliklerin ekonomik hayata eşit katılımının altını çizdi.
Yıllar içinde bu raporlar arşivlerde unutuldu, açıklamalar yarım kaldı, kurumlar sessizliğe gömüldü. Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollardan çözümü gündem maddeleri arasında zamanla geri plana itildi. Oysa örgütlü sivil aktörlerin sessizliği, en az çözümsüzlük kadar tehlikeli. TÜSİAD, TOBB veya sendikalar cesurca söz söylemezse, siyasetçiler nasıl cesur olacak? İş dünyası risk almayı iyi bilir. Siyasetçi risk alırken, iş dünyası suskun mu kalacak?
Meclis’te kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun, bu hafta iki gün boyunca iş dünyasından sendikalara kadar çok sayıda sivil toplum kuruluşunu dinleyecek olmasını önemsiyorum. Fakat bu kuruluşların sözlerinin komisyon toplantısıyla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum.
Komisyonda iki lafın belini kırıp, konuşup dağılmaktan daha ötesine ihtiyaç vardır. Barış, Türkiye’nin tüm toplumsal kesimlerinin çıkarınadır. Hızlıca tabana yayılmalıdır.
Sanat dünyasının suskunluğu da hayal kırıklığıdır. Konserlerde tek bir kelimeyle milyonlara umut aşılayabilecek, televizyon ekranlarından bir cümleyle topluma cesaret verebilecek isimler, bu sorumluluklarını görmezden geliyor. Oysa sanatçılar toplumun aynası, vicdanı, yön göstericisidir. Sanat, ortak duygular yaratır. Bir konserin ortasında “barış” sözü haykırıldığında, bir filmde eşitlik hikâyesi, bir ressamın eserinde kardeşlik imgesi işlendiğinde toplum biraz daha değişir. Sanatçının sesi, milyonların kalbine dokunur.
Bir bakmışsınız; özgürlük fikri Zülfü Livaneli’nin türküleriyle dilden dile dolaşır, “minik serçe” barış güvercini olur, Ahmet Kaya’nın Kürtçe kaset çıkarma isteği kendisini linç edenleri utançtan yerin dibine sokar, Şivan Perwer sürgünde bile barışın sesi olur. Bir gün silahlar tamamen toprağa gömüldüğünde tarih Kadir İnanır’ın duruşunu yazar.
Sanatçıların desteği, kitlelerin duygularını belirlemekle kalmaz, siyasetçilerin cesaretini de yükseltir.
Geldiğimiz noktada suskunluğa ve yarım ağız açıklamalara gerçekten kimsenin ihtiyacı yoktur. TÜSİAD, TOBB, DİSK, KESK, sanatçılar, akademisyenler yüksek sesle “Kürt meselesi hepimizin ortak meselesidir ve barış hepimizin talebidir” diyebilmelidir.
Tüm bunları söylerken yakın zamanda menajer Ayşe Barım’ın, TÜSİAD yöneticilerinin, hatta en son Manifest grubu üyelerinin kendilerini birdenbire yargı girdabında bulduğunu yok saymıyorum. Ancak kesin bir şey var: Siyaset sanatı boğmak istese dahi sanatın siyaseti özgürleştirme potansiyeline dokunamaz. İfadeyi hiçbir güç susturamaz.
Siyasetçiler, atacakları her adımın arkasında bir toplumsal destek görmek isterler. Eğer iş dünyası, sendikalar ve sanatçılar yüksek sesle barış talebini dile getirirse, siyasetçileri de rahatlatabilirler.
Barışı ancak cesaret, söz ve ortak irade mümkün kılar.
*Avukat, eski Kadıköy Belediye Başkanı