Uzmanlar doğum oranlarındaki düşüşü yorumladı: Sorun kadınlar değil, gelecek kaygısı

Uzmanlar doğum oranlarındaki düşüşü yorumladı: Sorun kadınlar değil, gelecek kaygısı

Uzmanlar doğum oranlarındaki düşüşü yorumladı: Sorun kadınlar değil, gelecek kaygısı
Yayınlama: 21.05.2025
3
A+
A-

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 yılına ait doğum verilerine göre, “toplam doğurganlık hızı” 2001’de 2.38 çocukken, 2024’te 1.48 çocuğa kadar düştü. 2014’ten bu yana sürekli düşüş eğiliminde olan oran, nüfusun yenilenme eşiği olan 2.1’in altında kaldı.

Siyasi iktidar, bu tabloya karşı geçen yıl Aile ve Nüfus Politikaları Daire Başkanlığı’nı kurarken, bazı iktidar temsilcileri “Kadınların işgücüne katılımı doğurganlığı düşürüyor” açıklamalarıyla dikkat çekti. Ancak uzmanlar, doğurganlık hızındaki düşüşü açıklamak için daha derin sosyoekonomik nedenlere işaret ediyor.

“Kadınların işgücüne katılımı doğurganlığı düşürmüyor”

Greenwich Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cem Oyvat, doğurganlık hızındaki düşüşün kadınların iş hayatına katılımıyla açıklanamayacağını belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“OECD ülkelerinde kadınların işgücüne katılım oranı ile doğurganlık hızı arasında pozitif bir ilişki var. Kent yaşamında çocuk sahibi olmak için gelir düzeyi de önemlidir. Sadece zaman kısıtıyla açıklamak yetersizdir.”

Cumhuriyet’in aktardığına göre, kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 32 civarında olduğu Türkiye’nin bu alanda 182 ülke arasında 25’inci sırada yer aldığını hatırlatan Oyvat, kadınların işgücüne çok daha düşük oranda katıldığı İran, Hindistan, Tunus ve Nepal gibi ülkelerde de doğurganlık hızının 2.1’in altına düştüğünü belirtti.

“Kadınların eğitim süresiyle doğurganlık arasında doğrudan bir ilişki var. Ancak ‘kadınlar okumasın, çalışmasın’ gibi bir kalkınma anlayışı olamaz. Cinsiyet eşitsizliklerinin azaltılması, kadının ekonomik özgürlüğü kalkınmanın temelidir.”

“Çoklu kriz ve belirsizlik doğumu erteliyor”

Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı Başkanı Ayşe Kaşıkırık ise ekonomik ve sosyokültürel faktörlere dikkat çekti:

“Doğurganlık oranının düşmesinde çoklu kriz ortamı, ekonomik belirsizlik ve yüksek enflasyon belirleyici rol oynuyor. Gelecek korkusu doğumu erteliyor.”

Ataerkil sistemin etkilerine de değinen Kaşıkırık, kız çocuklarının eğitime erişimi, erken yaşta evlilik ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de doğum oranlarını etkileyen önemli faktörler olduğunu söyledi.

“Refah seviyesi ve eğitim düzeyi arttıkça, kadınların hem iş hem sosyal hayattaki varlığı güçleniyor. Bu durumda doğum oranı düşse bile bu bir kriz değil. Çünkü bu ülkelerde devlet, kadını koruyan ve güçlendiren sosyal politikalarla çözüm üretiyor. Bizde ise kadın hâlâ risk altında.”

 

 
 
 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.